T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
Bırak kendini... Daha da "özgür" ol!

Bu yazıda, demokrasi yolunda işimizin ne kadar zor olduğunu, medya dünyasından taze bir örnek aracılığıyla bir kez daha hatırlatmaya çalışacağım. Sözkonusu örneği de, gazete veya televizyon gibi "eski" iletişim araçları arasından değil, adına "internet yayıncılığı" denilen ve son olarak RTÜK yasası dolayısıyla hakkında çok laf edilip çok övgü düzülen dünyadan seçeceğim. Bakalım göreceğiz; birçoklarının sandığı gibi bu yayıncılık türü özgür bir haberleşmeyi "kendiliğinden" sağlayabilecek bir özellikte midir, yoksa özgür bir haberleşmenin olmazsa olmazı her zaman olduğu gibi özgürlüğü samimi olarak savunan özgür insanların varlığı mıdır? Göreceğiz ki, bu dünyada öyle "bir gül" ile filan "bahar" olmaz! Sabretmek, çabalamak lâzım; "HaberTürk geldi, iletişim dünyasına bahar geldi!" diyerek kolları hemen sıvamamak lâzım...

Taha Kıvanç'ın köşesinden hatırlıyorsunuzdur. Benim de editörlerinden birisi olduğum Medyakroik sitesi, 7 Haziran tarihli Milliyet'in Türkiye baskısında yer alan bazı yazıların Kıbrıs ve Avrupa baskılarında cımbızlanarak ve makaslanarak yayımlandığını bildirmiş, tartışmaya Milliyet genel yayın yönetmeninin katılması sonucunda da "sansür gecesi"nin delillerini açıklamak zorunda kalmıştı. Yönetmenin o "meş'ûm gece"yi külliyen inkârı böylece külliyen çürütülerek "basın tarihimiz"e bir parlak sayfa daha kazandırılmıştı. Siz bakmayın genel yayın yönetmeninin hâlâ "Basında güven" diye yırtınmasına. Herşey ortada; olan bitenin adı basbayağı sansürdü. Hem de "oto"lu motolu cinsinden değil; en kaba biçimiyle...

Şimdi gelelim işin ilginç başka bir cephesine: Medyakronik'in ortaya koyduğu "deliller"le HaberTürk de ilgilendi. Ama ne ilgi! Bakın nasıl:

"Milliyet gazetesinin 'en ilkeli' yazarlarından Meral Tamer ve Melih Aşık, kabineden atılan Tantan'ı savundukları yazılarının sansüre uğradığı iddiasına hâlâ tepki göstermediler. (...) Şimdi Milliyet'in genel yayın yönetmeni Mehmet Yılmaz sansürcülükle suçlanıyor. Oysa Aşık ve Tamer'den de hesap sorulması gerekiyor. Hiçbir açıklama yapmayıp, sessiz kalarak genel yayın yönetmenlerinin eleştirilmesine seyirci kalıyorlar. Eğer yazıları doğrandıysa buna ilk tepki göstermesi gereken onlar... Bu tavır akla, iki ünlü ve 'ilkeli' yazarın, Mehmet Yılmaz'a yönelik eleştirilerden hoşlandıklarını getiriyor. Bu konuda bir açıklama yapmadıkları sürece, sadece Mehmet Yılmaz'ın eleştirilmesi de büyük bir haksızlık..." (!)

İnanılır gibi değil! Yazıları Kıbrıs ve Avrupa baskılarından uçan Hasan Cemal, Derya Sazak ve Meliha Okur'undan hiç bahis yok! Varsa yoksa, Mehmet Yılmaz'ı bu işten nasıl yapar da sıyırırım kurnazlığı...

Şimdi siz söyleyin; kendisini "Türkiye'nin en özgür haber portalı" olarak sunan HaberTürk ne kadar özgür? "En özgür"ü buysa, gerisini siz düşünün!

Demek ki, "internet yayıncılığı"nı da gözümüzde çok büyütmememiz gerekiyor... Çünkü iş dönüp dolaşıp sonunda "insan"a dayanıyor. Hatta şunu da düşünebiliriz: Gün gelir ve bir de bakarsınız ki, bu "en özgür portal"lar, herşeye rağmen çok daha karmaşık güç dengeleri üzerine oturan gazete ve televizyon kanallarından bin kez daha beter bir hal almışlar... Bir "portal"ın "herşeyi" olmak isteyen birileri, bizi şu sabıkalı gazete ve televizyon kanallarını bile mumla arar hale getirmişler...

Ne diyordu "en özgür portal"?

"...sadece Mehmet Yılmaz'ın eleştirilmesi de büyük bir haksızlık..." (!)

Hadi hadi, bırak kendini... Daha da "özgür" ol!


2 Temmuz 2001
Pazartesi
 
KÜRŞAD BUMİN


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | İzlenim | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED