T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
Ulusal kahramanlar ve uluslararası suçlular

Bütün dünya, Sırp Kasabı Miloşeviç'in Lahey'deki Uluslararası Savaş Suçluları Mahkemesi'nde yargılanmasını beklerken, Brüksel'den gelen bir haber, "Sırada Saddam Hüseyin mi var" sorusunu gündeme getirdi..

Bu habere göre, Belçika ve Hollanda'da yaşayan altı Iraklı Kürt, Irak Lideri Saddam Hüseyin hakkında, "savaş suçu" işlediği gerekçesi ile, Belçika adliyesine suç duyurusunda bulunmuşlardı..

Suç duyurusu dilekçelerinde, Saddam'a bağlı kuvvetlerin, 1980'ler ve 1990'larda, Kuzey Iraklı Kürtlere karşı yaptığı saldırılarda, sivillerin hedef alındığı, zehirli gaz kullanıldığı gibi suçlama iddiaları vardı..

1993 tarihli bir yasaya göre, Belçika mahkemeleri, uluslararası savaş suçlarını da ele alıp, suçlu oldukları iddia edilen sorumluları yargılayabiliyor. Nitekim geçen ay, Rwanda'daki iç-savaş sırasında yer alan katliamın suçluları oldukları anlaşılan dört Rwandalıyı, 12-20 yıl hapse mahkûm etti bir Belçika mahkemesi..

Yani Saddam Hüseyin, Belçika'da gıyabında yargılanıp, mahkûm edilebilir..

"Globalleşme"nin hukuk ve yargı alanında ulaştığı boyutu anlatmak için, "Belçika Yerel Yargısı"nın yetki alanını böylesine genişleten bu örnekleri verdik.

Bir de "uluslararası yargı" var..

Miloşeviç'in salı günü önlerine çıkacağı "Uluslararası Savaş Suçluları Mahkemesi", buna bir örnek..

Yani bir yandan yerel mahkemeler, uluslararası suçluları yargılıyor..

Mesela Şili'nin eski diktatörü Pinoşe'nin İngiltere'deki serüvenini ve aylar süren ev hapsini düşünün..

Ya da, Panama eski Başkanı Noriega'nın, Amerikan kuvvetleri tarafından alınıp, Şikago'daki bir mahkemede yargılanmasını ve hapse atılmasını hatırlayın..

Bir yandan da, uluslararası yargı, pekçok Sırp subayından sonra, nihayet eski Devlet Başkanı Miloşeviç'i Yugoslavya'dan teslim alıp, Lahey'de yargılıyor.

Bu, "ulusal egemenlik hakkı"na sığınarak, hukuka ve insanlığa aykırı davranışlarda bulunan pekçok "yerel lider"in, kabusu demektir.

Dünyada şu anda kimbilir kaç tane "ulusal lider", tutuklanıp yargılanma korkusu yüzünden, kendi ülkelerinden çıkıp, dış gezi yapmaya korkuyor.

Bilmemiz gereken bir gerçek var..

Sade ülkelerin yönetimi ve uluslararası ilişkiler değil, "savaş" da, kanunlara, kurallara bağlı.. Bu açıdan "evrensel hukuk", giderek sertleşmekte.

18'inci yüzyılın ilk 15 yılını savaşlara boğan Napolyon, önce Elbe, sonra St. Helen adasına gönderildi..

1'inci Dünya Savaşı'nın yenik lideri Alman İmparatoru Wilhelm, yenilginin bedelini Belçika'da bir şatoya kapatılarak ödedi..

Ama 2'nci Dünya Savaşı ile, uluslararası savaş ve ceza hukuku, çok ciddileşti.. Artık sade askerler değil, sivil yöneticiler de, "insanlık suçlusu" veya "savaş suçlusu" olabiliyor.

"Uluslararası Askeri Mahkeme"nin 1945 tarihli tüzüğüne göre (Londra Antlaşması), "barışa karşı işlenen suçlar" ve "insanlığa karşı işlenen suçlar" şeklinde iki suç kategorisi var. Sonra 1949 tarihli Cenevre konvansiyonu ve 1977 tarihli Cenevre Protokolü geliyor bu konuda..

2'nci Dünya Savaşı yeniklerinin yargılandığı Nürnberg ve Tokyo duruşmalarından beri, kimse, insanlığa karşı işlediği suçlardan, "ben amirlerimden emir aldım" savunması ile aklanamıyor.

Bu, "uluslararası yargı", "savaş suçları" ve "insanlığa karşı işlenen suçlar" gibi kavramlar, politikaya ve ülke yönetmeye hevesi olan herkesi, ilgilendirmelidir..

Çünkü kitleleri coşturan ve "ulusal kahraman" gibi ünvanlar takılan nice lider, fiillerinin sonucunu hesap etmeyince, birden "insanlık suçlusu" olup, eli-kelepçeli yabancı mahkemeler götürülebiliyor..

Miloşeviç'in yarınını ve suçlanan diğer "liderler"in durumunu merak edenler, İnternet'in "Yahoo" gibi "Search engine"lerine girip, "War Crimes"i yazarlarsa, karşılarına binlerce kitap, dava dosyaları ve sayısız kaynak çıkar.

Özetle kimse "ne oldum" dememeli.. "Ne yapıyorum-ne olurum" demeli herkes..

Uluslararası hukuk, ulusal egemenliği daraltıyor.. Bakın Miloşeviç'in haline..

ŞAKA

Çeşitli "olamaz"lar"

Derin Devlet", Refah Partisi'ne "siz iktidar olamazsınız" dedi..
Bunun üzerine, Fazilet Partisi kuruldu ve Ana Muhalefet oldu..
"Derin Devlet", Fazilet Partisi'ne de, "Siz Ana Muhalefet olamazsınız" dedi..
Şimdi bir yanda Erbakan, bir yanda Tayyip Erdoğan, ne olabileceklerini araştırıyorlar..
Bu arada "Derin Dünya" da, "siz parti kapatarak demokratik olamazsınız" diyor Türkiye'ye..

İKTİDARSIZ İKTİDAR

Deniz Baykal ve Mesut Yılmaz!..

Belli ki CHP, "kurultay-kolik" bir parti olarak varlığını sürdürecek. Kimbilir bundan sonra kaç tane daha kurultaylar yapacaklar ve kimbilir Deniz Baykal, kaç defa daha Genel Başkan seçilecek..

Acaba ANAP da aynı yolda mı?

Önümüzdeki Ağustos Kongresi'nde, Deniz Baykal gibi hep kendi partisi delegeleri tarafından seçilen, ama Türk seçmeninden oy alamayan Mesut Yılmaz, "eşsiz bir zafer" kazanacak mı iç rakiplerine karşı?

Mesut Yılmaz'ın, Baykal'dan önemli bir farkı var..

Baykal iktidar olamıyor..

Mesut Yılmaz ise, her seçimde yenildikçe ve ANAP adı "temizlik" kavramı ile ters düştükçe, iktidarı artıyor..

Aslında "seçilme barajı"na yakınlık açısından, CHP ile ANAP arasında bir fark yok..

Bakalım Lütfullah Kayalar, ANAP'ta beklenen "değişim"i gerçekleştirebilecek mi?

Belki Kayalar, delege katında, istediği noktaya ulaştı..

Ama, "Bu Mesut Yılmaz ne yapar yapar, iktidarı bırakmaz" şeklindeki izlenimi, henüz değiştiremedi..

Ancak bir gerçek var: Kurultaylarda, kongrelerde bunlar ne yaparlarsa yapsınlar, bu tür kronik hastalıklı siyaset, ilgi çekiciliğini kaybediyor.


2 Temmuz 2001
Pazartesi
 
MEHMET BARLAS


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | İzlenim | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED