T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
AB de MGK çizgisine geldi ya...

Güçlü bir irade, Türkiye'nin gideceği yön konusunda uygulamaya koyduğu projeyi eksiksiz uyguluyor. 28 Şubat'tan bu yana adım adım ve en küçük ayrıntıyı bile atlamadan, dünyaya kapılarını kapatan "otokratik" bir Türkiye oluşuyor. Zaman zaman, Avrupayla dans babında gündeme gelen "demokratikleşme rüzgarları", işin "kenar süsü" olmaktan öte bir anlam ifade etmiyor.

28 Şubat sonrasında Türkiye için çizilen "kapalı toplum" projesinin uygulanmasını, doğal afetler de dahil hiçbir güç engelleyemez. Örneğin, 28 Şubat'ta İslami değerleri önceleyen kesimlerin birinci derecede "tehdit" ilan edilmesi konusunda en küçük bir değişiklik olmadı. Ekonomik kriz yüzünden Türkiye'nin adeta yangın yerine döndüğü bir dönemde bile, MGK'nın "irtica raporu"nda ülkede yaşanan "toplumsal cinnet"in değil, İslami duyarlığa sahip kesimlerin hala "tehdit" olduğu düşüncesindeki ısrarı, kesinlikle ciddiye alınmalıdır.

MGK raporunda, İslami duyarlığa sahip hiçbir kuruma, (buna siyasal oluşum da dahil) bireysel çabaya izin verilmeyeceği son derece açık bir dille ifade edilmiş. Yani MGK diyor ki: İslami hassasiyetleri önceleyen okullar, vakıflar, partiler kurarsanız anında kapatılır.

Şimdi birileri çıkıp, Türkiye'nin AB'ye "aday ülke" statüsüyle zaman zaman demokratikleşme istiyormuş gibi gözükmesinin, hatta insan hakları, demokrasi, bireysel haklar, örgütlenme ve inanç özgürlüğü alanlarında uluslararası anlaşmalara imza atmasının MGK'nın ortaya koyduğu irade ile çeliştiğini iddia edebilir.

Ama hayır, bana göre hiçbir şekilde bu kararlar, Avrupa ile çelişmiyor. Tıpkı MGK gibi, Türkiye'deki yerel iktidar gibi Avrupa birliği de, uluslararası sistemin aktörleri ve insan hakları organizasyonları da İslami hassasiyetleri önemseyen kurum ve bireysel çabaları özgürlükler kapsamında ele almıyor. Bunun en önemli göstergelerinde birisi, Fazilet Partisi'nin kapatılması kararına gerek ABD, gerekse Avrupa cephesinden ciddi bir tepkinin gelmemiş olmasıdır.

Bana göre, Avrupa Birliği de aynen MGK gibi düşünüyor. Mesaj açık, İslami hassasiyet görüntüsü taşıyan hiçbir oluluşum, "Avrupa projesi" içinde yer alamaz. Nitekim, Türkiye'deki siyasal iktidar AB'nin bu mesajını iyi algılamış olmalı ki, parlamentoda muhalefetin de tırpanlandığı bir dönemde, MGK'nın yetkilerini arttıran yeni bir yasayı jet hızıyla çıkarıverdi. Yeni yasaya göre, TSK sadece seferberlikte değil, gerginlik ve kriz dönemlerinde de özel kuruluşların araç gereçlerinden yararlanabilecek.

IMF'den "üç kuruş" almak için "seksen takla" atan bir iktidar, AB'ye giremeyeceğini bilse, böylesine göstere göstere "Milli Güvenlik Devleti" yasaları çıkarır mı?

Muhtemeldir ki siyasal iktidar, Org. Kıvrıkoğlu'lunun "69. maddeyi değiştirmeyin" uyarısını dikkate alacak ve "Anayasa değişikliği" mutabakatından geri adım atacaktır. Hiç merak etmeyin, Avrupa Birliği yine o zaman da ciddi bir tavır almayacaktır. Çünkü, AB için önemli olan, bütün kimlikleri aynı özgürlük düzleminde kucaklayan "demokratik" bir Türkiye değil, İslami hassasiyetleri törpülenmiş bir Türkiye önemlidir.

Sizin anlayacağınız, sonunda Avrupa da MGK çizgisine gelmiş bulunuyor. Evet, demokratikleşme ve AB hayallerinin ruhuna "fatiha" okuyabilirsiniz... Avrupa, Avrupa...

Bu gelen "MGK devleti"nin

ayak sesleridir...


2 Temmuz 2001
Pazartesi
 
MEHMET OCAKTAN


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | İzlenim | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED