T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
Düşmez, kalkmaz bir Allah...

Bosna Hersek ve Kosova'da Müslüman kanı döken 'Sırp kasabı' Slobodan Miloşeviç'in bir NATO helikopteriyle götürüldüğü Hollanda'da cezaevine konulması görüntüleri herkeste değişik duygular uyandırmıştır; ben ise, dokuz ay önce yazdığım bir yazı ile ona aldığım cevabı hatırlayıp "Düşmez, kalkmaz bir Allah" dedim...

Ayrıntılarını iyi takip edemediğim konularda, 'uzman' bilinen kişilerin yazılarına, kitaplarına başvurmak gibi bir âdetim var. Geçen yılın ekim ayında, Belgrad sokakları hareketlenmeye başlayınca, ülkemizin en ciddi 'Balkan uzmanı' olduğunu sandığım Bilkent Üniversitesi'nden Hasan Ünal'ın Zaman'da çıkan yazılarına göz attım. İddialı biri Hasan Ünal; nitekim, ilk baktığım yazısına şöyle bir cümleyle başlamıştı: "Bu köşenin tiryakileri Belgrad'da 24 Eylül'de yapılan seçimlerin de seçimlerden hemen sonrasının da pek çok kargaşa ihtimaline gebe olduğunu değişik vesilelerle dile getirdiğimizi hatırlayacaklardır." O köşenin 'tiryakisi' olmadığım için daha önceki yazdıklarına da göz atmam gerekti. Göz atınca, o cümlede ileri sürdüğünün aksine, uzmanımızın, günler boyu, Miloşeviç'in iktidardan düşmesinin imkânsızlığını anlatıp durduğunu fark ettim…

Kalemimi tutamam ya; ben de oturup yaşadığım bu hayal kırıklığını, 'Balkan uzmanı' diye andığım Hasan Ünal'ın ve gazetenin adını vermeksizin, Kulis'e taşıdım ("Tiryakiler dikkat", Yeni Şafak, 10 Ekim 2000).

Benim yazımdan sonra köşesinde çıkan konuyla ilgili ilk değerlendirmede beklentisini yineledi 'Balkan uzmanı' yazar. 'Tiryakilerine' şu uyarıyı yapıyordu yazısının son paragrafında: "Kısacası kılıçlar çekildi ve durum yeniden gerginleşti. Eğer böyle devam ederse, yumuşak geçiş ihtimali suya düşebilir. Koştunitsa ve ekibinin yegâne gücü halk kitlelerini daha doğrusu şehir ahalisini yeniden sokaklara dökmek. Karşı taraf ise daha örgütlü güçleri yanında tutabilirse veya Koştunitsa bu grupları tatmin edecek girişimlerde bulunamazsa daha güçlü. Sonuç geçen hafta yerli ve yabancı pek çok televizyonun beklediğinin tersine gelişebilir." ("Yumuşak geçişin sonu mu?", Zaman, 13 Ekim 2000)

"Eh, okurları düşünsün" dediğim bir sırada, Hasan Ünal, tam üç yazıyla beni sütununa konuk etti. Adını ve yazdığı gazeteyi anmamıştım, o beni ve gazetemi her paragrafta adlı adınca andığı gibi, bana 'cımbızcı' sıfatını lâyık gördü ve yazılarımı 'haset' duygusu ile yazdığımı duyurdu okurlarına… İkinci yazısında (17 Ekim 2000) ne kadar anlayışsız olduğumu şu 'tarihi tespiti' ile yüzüme vuruverdi: "Meselâ Belgrad sokaklarını dolduran kalabalığı yönlendiren muhalefetin Miloşeviç ve ekibiyle nasıl bir uzlaşmaya gittiğini tam anlayamadan Miloşeviç ve ekibinin Çavuşesku tarzında tasfiye edildiğini zannederek bana yüklenmiş aklı sıra."

Yine "Cımbızla çekti" diyecek, ama ona ait satırları buraya 'kopyala-yapıştır' yöntemiyle taşıyorum ben. Bir başkasının yazısını aktarırken başka nasıl bir yöntem izleneceğini de bilmiyorum. Cümlelerini değiştirmiş, bazılarını çekip atmış veya onu küçük düşürecek gariplikleri yazısına eklemiş değilim. Benim üslubum o değil zaten…

Hasan Ünal ne dediğini yeterli açıklıkta anlatabilen biri. Sadece Türkiye'deki resmi çevreler değil, dünya da bu konuları ona danışıyor… İnanmıyorsanız, üç gün boyunca verdiği cevapları kapatırken, kendisiyle ilgili olarak yazdıklarını okuyunuz (Zaman, 19 Ekim 2000):

"(..) Akıl verme yani uzmanlık isteyen bir alanda hadiseleri analitik bir tarzda takip etme ve sonuçları fikir teatisi şeklinde tartışma işi benim gündelik hayatımın bir parçası. Sırbistan, Kosova, Makedonya, Yunanistan vs. konularında yazdıklarımı, konferanslarımı Ankara'daki devlet kurumları gibi diplomatik misyonlar da izlerler. (..) Büyükelçiliklerin çoğu kendi ülkelerinden gelen Balkanlar, Yunanistan, Kıbrıs ve Türk-Yunan meseleleriyle ilgilenen diplomatlarını, uzmanlarını ve gazetecilerini benimle görüştürürler. Yani ben bu çevrelerle sadece Türkiye'yi eleştirmek için bir araya gelen entelektüel zümreye dahil değilimdir ve Türkiye dışındaki konularda söyleyecek lâfım vardır. O yüzden görüşürler."

Sadece bizim devlet kurumlarını değil, başka ülkelerin ilgililerini de Balkanlar konusunda aydınlatma görevini üstlenmiş, önemli bir üniversitede uluslararası ilişkiler dersleri veren bir uzman da yanılır elbette. Daha doğrusu, bugünün karmaşık ilişkiler dünyasında, herkes, hemen her konuda yanılabilir. İlk yazımda, benim derdim, "Hasan Ünal yanıldı" diye kayıtlara geçirmek değildi, şimdi de değil. Ancak, günler boyu yazdıkları beklediği gibi gelişmezse, neden yanıldığını iki satırla anlatır insan; "Bu köşenin tiryakileri" gibi bir ifadeyle başlayıp hiç uyarmadığı gelişmeler hakkında yanlış yorumlarına devam etmez... Hele, nezaketle itiraz edip, adını anmadan, dostça, "Biraz tevazu lütfen" diyen birine, üç gün boyunca hakarete yeltenmez...

Yeltenirse ne olur? Olaylar öyle gelişir ki, bir gün mutlaka iktidara geri döneceğini umduğu 'Sırp kasabı', yatağından alınıp Lahey Savaş Suçluları Mahkemesi önünde hesap vermek üzere kendisi için hazırlanmış cezaevine götürülür...

Siz, helikopterden inip elleri kelepçeli yürüyüşü görünce ne düşünmüş olursanız olun, benim aklıma "Düşmez, kalkmaz bir Allah" cümlesi geldi.


2 Temmuz 2001
Pazartesi
 
TAHA KIVANÇ


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | İzlenim | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED