T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
İş güvencesinde yeni çözüm arayışları

Devlet, sosyal taraflar ve kamuoyu, iş güvencesinde çağdaş ve dengeli, başka bir söyleyişle, akılcı çözüm arayışlarını (rasyonaliteyi) ıskalama şansına sahip olunmadığını anlamış bulunuyor.

"İş güvencesi"nin sosyal devlet anlayışının bir lüksü olmadığını, liberal yaklaşımla da yoğunlaşılan ferdin hak ve hürriyetlerinin bir uzantısı olduğunu düşünüyorum. Bu bağlamda eskiden beri sosyal taraflardan birinin, yani işverenlerin güçlü örgütleriyle, iş güvencesinde akılcı çözümleri önleyici bir tercihi benimseyebileceklerine ihtimal vermiyordum. Bu hususa ilişkin tereddütlerin beslendiği bazı yaklaşımların işverenlerce dile getirilmesine şaşırmakla birlikte, kalıcı çözüm arayışlarının işveren kesiminin çoğunluğunca dışlanmayacağını ve bu anlayışın egemen olacağını umuyordum. Nitekim umduğum gerçekleşti. Türkiye Metal Sanayicileri Sendikası (MESS) tarafından 27.06.2001 tarihinde İstanbul Taksim'de faaliyet gösteren Hyatt Regency Oteli'nde düzenlenen "İş Güvencesinde Çağdaş ve Dengeli Çözüm Arayışları" konulu bilimsel toplantıda 'Çağdaş İş Kanunu' arayışına paralel bir yaklaşım arzusu ve pratiği üzerinde görüşler dile getirildi.

Bilim adamlarının yahut sendikacıların ütopyası değil, iş güvencesi. ILO tarafından uluslararası bir sözleşmeyle düzenlenmiş bulunan bu konunun taraflarından biri olan Türkiye, bu alanda düzenlemeden kaçınamayacağı gibi, bireylerini geliştirmeyi, yani eğitimini ve verimliliğini yükseltmeyi hedeflerken de kendisini bu konudan sıyıramaz. Yasalarda ekonomik krizin hizmet akitlerine ve toplu iş sözleşmelerine etkisi hakkında düzenleme bulunmadığından, kamuoyu, işletmelerde geliştirilen yöntemlere olumlu bakamamaktadır. Esnekleşme eğiliminin dünyadaki rasyonel geliştirmelerinden yararlanma arzusunu doğru kavrayamamak da bu anlayışın uzantısı olarak dikkat çekmektedir. İşverenler, bilim çevreleri ve sendikalar da iş mevzuatındaki çağdaşlaştırma arayışına olumlu yaklaşıma doğru yönelmektedir, artık. Bu meylin giderek kuvvet kazanacağını ve toplumsal isteğe dönüşeceğini düşünüyorum. Nasıl ihracat için en önemli ilke, 'rekabet edebilirlik' ise, verimli ve çağdaş bir iş yaşamı için de ìiş güvencesiî öyle bir ilkedir.

'İş güvencesi' ve 'işsizlik sigortası'nda çağdaş ve dengeli boyutu, ekonomik rasyonaliteye de uygun işleyen müesseselerle gerçekleştirebilir, güvenli olarak riskleri azami oranda karşılayabilen yapıda işletebilirsek, ihbar ve kıdem tazminatı müesseselerine ihtiyacı da yoketmiş oluruz. Bugün idare ve yargıda yoğun çalışmalara rağmen giderilmesinde hergün mevzi kaybedilen ihbar ve kıdem tazminatı uyuşmazlıkları, kangrenleşme meyli gösteriyor. Hatta denebilir ki, ihbar ve kıdem tazminatları, giderek 'iş güvencesinin kurdu' olmaya başladı. Bu sonuç, ihbar ve kıdem tazminatı kurumlarından beklenmiyordu, halbuki. İşçinin işyerindeki kıdemliliğini törpülemeye yönelik kötüniyetli uygulamaların (belirli süreli hizmet akdiyle çalıştırma, işyerleri arasında işçi devrini yükselten uygulamalar, taşeronlaşma olayları vb.) temel nedeninin bu kurumların yüklediği maliyetten de kurtulma niyeti olduğu anlaşılıyor, artık. Her alanda güven içinde yaşamaya yönelik girişimlerin içinde yer alan ìiş güvencesiîyle de bireylerin anayasal çalışma hakkı güvenceye alınmış olacaktır.

Yukarıda zikrettiğim bilimsel toplantıda ele alınan bilim adamlarının görüşleri yanında, iş adamlarının görüşlerinin de oldukça önemli ilkelere işaret ettiklerini söyleyebiliriz. Bilhassa Erdoğan Karakoyunlu tarafından dillendirilen görüşlerin de gözden kaçırılmaması gerekmektedir.

Hapishanedeyken İsteğe Bağlı Sigortalılık

Rıfat DURSUN (Batman Kapalı Cezaevi) : 01,01.1958 Gercüş doğumlu. 1976 yılında SSK sigortalısı olarak çalışmaya başlamış ve bu dönemde 1760 gün prim ödemiştir. 1987-1996 tarihleri arasında vergi mükellefi olarak Bağ-Kur'a toplam 3540 gün prim ödemesi vardır. Son olarak 1998 yılında 4 aylık SSK sigortalısı olarak çalışması da eklendiğinde, 5300 prim ödeme gününe ulaşmıştır. Eğer emekli olabilecek ise hangi kurumdan emekli olabileceğini sormaktadır.

Hizmet birleştirmesi ilkelerine göre, okuyucumuzun son 7 yılda Bağ-Kur sigortalılığı daha fazladır. Bağ-Kur'dan 25 tam yıl prim ödemesini tamamlamadan yaşlılık aylığını isteyemez. Bu durumda son defa SSK'na bağlı isteğe bağlı sigortalı yahut fiili çalışmayla sigortalı olarak en az 1261 günlük prim ödenmesini yapmalıdır. Okuyucumuz, sigortalılığının başlangıç tarihini gün/ay/yıl olarak yazmadığından, mütereddit olmakla birlikte, 08.09.1999 tarihinde 23 yıllık sigortalılık süresini doldurduğunu varsayarak değerlendirme yaparsak, son dört aylık çalışması dahil 1261 prim ödeme günü tamamladığı tarihte SSK'ndan yaşlılık aylığını isteyebilecektir. Tutukluyken fiili çalışma imkansız olduğuna ve isteğe bağlı sigortalılığı engelleyen bir hüküm de bulunmadığına göre, eğer prim ödeme imkanı varsa, hapishaneden dahi ilgili sigorta müdürlüğüne isteğe bağlı sigortalılık başvurusunda bulunarak, başvuru tarihini izleyen ay başından itibaren sigortalılığını tekrar başlatarak noksanlığını tamamlayabilecek ve yaşlılık aylığı talep hakkını kazanabilecektir.

Not: Okuyucu sorularını cevaplamaya devam edeceğiz.


2 Temmuz 2001
Pazartesi
 
TAHSİN SINAV


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | İzlenim | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED