Geleceğin Gözde Meslekleri...
T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
'Piyasa ayaklanması' ve 'çıkış yolu'...

'Ara rejim' ya da 'teknokratlar hükümeti' kavramları niçin ortaya atılır? Bunun iki sebebi olabilir. Üç olmaz. Ya, 'ara rejim'den ve 'teknokratlar hükümeti'nden çıkarı olanlar vardır ve bunlar bu 'seçeneği' gündeme getirirler; ya da bir ülkede mevcut hükümet işlerin üstesinden gelememektedir ve 'siyasi sistem' öylesine tıkanmıştır ki, hiçbir 'çıkış yolu' gözükmemektedir.

Türkiye'de her iki 'hal' de söz konusudur. Çıkarlarını 'ara rejim'de görenler elbette vardır. Ancak, 'ara rejim', askeri destek olmaksızın mümkün olamaz. Bu yüzden, 'ara rejim', ister istemez, 'asker postalı yalamak' ile eş anlamlıdır. 'Siyaset kurumu' kendi kendini tasfiye edip, kendisini anlamsız ve devre dışı bırakarak, 'ara rejim'i getiremeyeceğine göre, bu hedef için bir 'deus ex machina' gereklidir ve bunu da 'askeri otorite'den gayrısı sağlayamaz.

Türkiye'de bugünlerde 'ara rejim' arayışı içinde olanlar ise, ciddi bir 'açmaz'la yüz yüzeler. Birincisi, hissedilen 'sinyaller'e göre, Türkiye'deki 'askeri otorite' bir 'ara rejim' hazırlığı içinde görünmüyor. İkincisi ve daha ilginci, 'askeri otorite'nin 'ara rejim' talep edenlerin temsil ettikleri 'arsız sermaye çıkarı'na sempatiyle baktıklarını gösteren hiçbir emare olmadığı gibi, tersi geçerli.

Ayrıca 'askeri otorite'nin 28 Şubat'ın cicim aylarının aksine, bu kez, 'yolsuzluklar' ve bunların hasıraltı edilmesine iyi gözle bakmadığı da seziliyor. Bugün arşı alayı kaplamış olan 'yolsuzluklar'ın 'irticaya karşı mücadele' tezahüratı arasında, 28 Şubat'ın 'askeri şemsiyesi' altında yapıldığını farketmeyen kalmadı. Türk Silahlı Kuvvetleri'nin varoluş sebebinin 'hortumcu güvenliği'ni sağlamak gibi algılanabilecek olmasından fevkalade rahatsız olduğunu duyuyoruz. Zaten, 'uluslararası sistem' de bir 'yolsuzluklar cenneti' halindeki Türkiye'de bu durum değişmedikçe, hiçbir 'ekonomi programı'nın 'ciddi biçimde uygulanamayacağı'nın farkında.

Dolayısıyla, 'ara rejim' dilekçesi verecek olanların 'güvendikleri dağlar' bu kez 'kar'lı. 'Ara rejim'in, şu ara 'operasyonel bir şansı' bulunmuyor.

'Ara rejim' arzusunu güdenler bunu niçin güdüyorlar?

Çünkü, bağlı bulundukları sermaye grubu, öylesine açık pozisyonlarla ve ağır dolar borcu ile yakalandı ki, dolardaki artış, grubu mahvediyor. RTÜK Yasası'nın yediği veto ile 'geriye dönük suçlar'ın meşrulaşması imkanı da kalktı. Bunları 'kollayan' bu hükümet ise öylesine zayıfladı ve aciz ki, bu tür sermaye gruplarının çıkarlarını koruyamayacağı anlaşıldı. 'Ara rejim' hesabı, biraz bu ince hesaplarla da ilintili.

Ama, nereden baksanız, bir 'ara rejim' için 'iç destek' de yok ve 'ara rejimciler'in çıkarlarına uyan bir 'ekonomik yapı' için dış destek ise hiç yok. 'Ara rejim'i geçiniz...

'Teknokrat hükümeti' formülü, bir 'ara rejim tipolojisi'dir. Hiç kimseye hesap vermek zorunda olmayan ve halka hiçbir kanalla dayanmadığı için rahat çalışacağı varsayılan bir sözde uzmanlar topluluğu... Bugüne dek hiçbir işi halledebildiği görülmemiştir.

Gelgelelim, bu hükümetle de işlerin yürümeyeceği artık apaçık ortada. IMF ve Dünya Bankası'nın ek kredi dilimlerini serbest bıraktığı, Hazine Müsteşarı'nın 'pembe tablolar' çizen açıklamalar yaptığı ve IMF heyetinin 25 Temmuz'da verilecek yeni ek kredi için Ankara'da bulunduğu bir sırada, hem faizler ve hem de dolar yükseliyor. Üstelik, IMF'nin, 'programın başarısı için' faizlerin düşürülmesinin şart olduğunu altını çizerek belirtmesinin hemen ardından...

Bu, bir 'piyasa ayaklanması'. Haftasonuna, akıl almaz biçimde 'psikolojik sınır' kabul edilen 1.300.000 lirayı aşarak dalan dolar, haftabaşında düşeceğine azdı ve 1.400.000 liraya tırmandı. Dün ise 1.500.000 liraya geldi dayandı. Hem dün Hazine 7 ay vadeli bono ihalesi vardı. 300 trilyonluk satış beklentisi, 222 trilyonluk taleple tıkandı. 'Alarm zilleri' üzerine Bülent Ecevit konuştu, daha beter oldu. Türkiye'ye dönen Kemal Derviş'in ağzını bıçak açmıyor.

'Piyasa ayaklanması'na IMF de aciz kaldı. Dünkü Washington Post, IMF'nin İcra Direktör Birinci Yardımcısı Stanley Fischer'in geçen Cuma günü, hiç raslanmadık bir usulle bir telekonferans düzenlediğini ve Türkiye'ye kaybolan güveni tesis etmek için, "bankacılık sistemini iyileştirmek ve kamu maliyesini düzeltmek için Türkiye'nin attığı adımları övdüğünü" belirtti. Oysa, Fischer'in Türkiye'de altı çizilen sözü, "Bu veya bir başka hükümet ile, program, mutlaka uygulanacaktır" oldu.

Yani?

Yani, hükümete iç ve dış piyasalarda güven, Kemal Derviş'e rağmen, sıfır! İş, Türkiye ve Arjantin'de öyle ciddi bir kerteye geldi ki, IMF Direktörü Horst Köhler sırf bu son gelişmeler nedeniyle, Avrupa gezisini kısa keserek Washington'a geri döndü.

Şu anda, Ecevit başkanlığındaki koalisyon hükümeti, 'musalla taşındaki bir cenaze'den farksız. Mesele, 'defin töreni'nin tarihini saptamaya kalmış gibi.

Yerini ne alabilir?

'Yeni oluşumlar'la birlikte, Türkiye, bir 'seçim güzergahı'nda ilerliyor. Olsa olsa, 'Kemal Derviş'in içinde kalacağı' ama parlamento zeminine dayalı bir 'seçim için geçiş hükümeti' olabilir. Zira, bu 'cenaze'yi musalla taşından kaldırdığınız anda ve Kemal Derviş'i yeni bir 'geçiş hükümeti' içinde muhafaza ettiğiniz takdirde, 'sıfırlanmış güven' otomatik olarak, birkaç derece yukarı fırlar. Türkiye, 2001 sonları ya da 2002 başlarındaki seçime bugünkünden daha ferahlamış bir 'ekonomik iklim'de gider...

Önümüzde bol 'ekonomik çalkantılı' ve 'siyasi fırtınalı' birkaç ay uzanıyor...


18 Temmuz 2001
Çarşamba
 
CENGİZ ÇANDAR


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | İzlenim | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED