|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Bu lafları Serdar Turgut'tan önce edenler yok muydu? Olmaz olur mu? Meselâ alın Mehmet Yıldırım'ı... İTO Başkanı aylar önce (kendisi "Ben 6 ay önce söyledim" diyor) "teknokratlar hükümeti" fikrini ortaya atmış ve bir miktar tartışmaya neden olmamış mıydı? Peki bugün yeni olan ne? Turgut'un önerisi ve Özkök'ün himayesi bugün niçin çok daha ciddiye alınıyor ve başta "Doğan Grubu" içinde yer alan gazetelerdeki yazarlar olmak üzere birçok kalem demokrasinin faziletlerini konu edinen yazılar yayımlıyor? (Şimdi sırası değil belki ama biz Medyakronik'te bu manzarayı "Yoksa Doğan Grubu'nda 'ara rejim' sona mı eriyor?" sorusuyla tartıştık!) Türkiye'nin teoride ve pratikte yabancısı olmadığı "ara rejim" meselesinin bu kez büyük bir katılımla tartışılmasının nedenlerinden birisi, hiç şüphesiz öneri sahibinin özelliğinden kaynaklanıyor. (Bu arada unutmadan şunu da ekleyeyim: Gördüğünüz gibi, Turgut'un "ara dönem teknokratlar hükümeti" olarak adlandırdığı "şey"e ben kısaca "ara rejim" diyorum. Kötülüğümden değil; bu sıcak ve bunaltıcı havalarda vakit kaybetmeyelim diye!) Öneri "Laik"inden "İslamcısı"na her gazetede sevenleri çok olan Turgut tarafından dile getirilmeseydi, yankısının bu derece güçlü olacağı ileri sürülebilir miydi? Nitekim elimizde bunun iyi bir delili de var. Hatırlayanlarınız mutlaka vardır; Turgut'un ilk yazısını "patlattığı" gün, bir başka Hürriyet yazarı, Tufan Türenç de "Bir öneride bulunmak istiyorum, diyorum ki hükümet iki ay tatile çıksa.." demiyor muydu? Diyordu diyordu ama bakın o yazıdan söz eden kimse var mı bugün? Ben Turgut'un patlattığı ilk yazıyı ve yönetmeninin bu yazıyı himayesine almasını "Karşı-demokrat arsızlık" olarak nitelemiştim. Pazartesi yayımlanan yazıya attığım bu başlıktan sonradan pek memnun kalmadığımı söyleyebilirim. Aceleci davranıp biraz ileri gitmemiş miydim? Turgut'un bu ilk yazısının "kazaen" çıkabileceğini bir yerlere sıkıştırmış olsam da, yazarın derdini birkaç gün izlemeden sabırsız bir biçimde "karşı-demokrat" sıfatını yapıştırmak biraz ileri gitmek olmuyor muydu? Bugün bu yazıyı yazarken Turgut'un yüzümü kara çıkarmadığını açıkça görüyorum! Turgut'un pazartesi ve salı günü yayımlanan yazıları, çok şükür beni mahcup etmedi ve şu düşünceye ulaştırdı: Çok değil daha birkaç ay önce yazarın ülkemizdeki laik ve İslami kesimlerin "insanlık durumu"na bakışlarına ilişkin kaleme aldığı bir dizi yazıyı bir dizi yazıyla (ve övgüyle) değerlendirmeye çalışan birisi olarak diyorum ki, Turgut çıldırmış! Pazartesi ve salı yazıları için gerçekten başka bir açıklama aklıma gelmiyor... Turgut'un önerisine gelen en tutarlı eleştirilerden birisi Akşam'da İzzet Sedes'in köşesinde yayımlandı. Akşam'ın bu (tek) liberal yazarı, "bir liberal" olarak nitelenen Turgut'un önerisi karşısında şaşkına dönmüş ve belki yararı olur diye atalardan Alexis de Tocqueville'den bir alıntı yapmak gereğini duymuştu... Sedes, "teknokratlar hükümeti" önerisini getirenlerin bu işe nasıl soyunduklarını "tarihi bir yanılgı", "bilgisizlik" ve "yeter deneyim sahibi olamamak"la anlamaya çalışıyordu. Sedes'in yazısı kendi açısından tutarlıydı ama ben onun bu açıklamasını da doyurucu bulmadım. Şimdi siz söyleyin, Turgut ("mandataire"den söz etmiyorum) Sedes'in sıraladığı eksikliklerle malûl bir yazar mı? Bana sorarsanız hiç de değil; Turgut bir Cıvaoğlu, bir Bila, bir Ergin, vesaire.. değil ki... Hepimizin bugüne kadar gözlediğimiz gibi o bilgili ve samimi bir yazar değil mi? Peki o zaman niçin? Turgut, nasıl oluyor da "derin halk" adını takdığı yakın çevresinin yeni 28 Şubat'lara destek vereceğini bir faziletmiş gibi yazabiliyor? Nasıl oluyor da, kendisini "derin halk"ın tabii bir üyesi olarak görüp, okurlarını Atatürk döneminin "ülkeyi baştan aşağıya kurma ruhunu canlandırmaya" davet edebiliyor? Nasıl oluyor da, "ülkeyi aşağıdan yukarıya kurma ruhu" olarak bu ülkede de iyi kötü yol alan demokrasiye "karşı" tezgahlanan bir hareketin başını çekmeyi kendisine yakıştırabiliyor? Hiç istemezdim ama artık mecburuz; şimdi size ülkemizdeki "demokrasi" hakkında iki paragraf aktaracağım. Birincisi Turgut'un, ikincisi Radikal'den Mine Kırıkkanat'ın kaleminden çıkmış. Turgut: "Ne yani, aynı adamlar aynı palavraları atacak, cahil cühela kitleler de aynı insanları tekrar başımıza getirip koyacak, diye bizler bir darbe daha niye yiyelim?" Kırıkkanat: "Demokrasi, bu ülkede vasıfsız, bağnaz ve cahil yığınlar yarattı. Bu yığınlar kendilerine benzeyen politikacıları işbaşına getirdiler. Bu politikacılar, kendilerine benzeyen yığınların hoşuna gideni yaptılar. Avam avamı seçti, seçilen avamlığını yaptı ve işte, bugünlere geldik." Turgut, için ne talihsiz bir benzerlik... Ama ne yaparsınız ki demokrasi dedikleri böyle bir şey; "avâm"sız olmuyor... Beğenin beğenmeyin bu böyle; kaçınılması gereken asıl sapkınlık kendilerini "havâs" içinde görenlerin avamlaşmaları değil mi?
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Aktüel | İzlenim | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |