|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Yeni Şafak için, kimi çevreler ısrarla "dinci gazete" yakıştırmasında bulunuyor. İlginçtir, ucu kendilerine dokunan bir 'vaziyet' sözkonusu olduğunda, cevap vermek için ve aşağılamak maksadıyla bu ifadeyi kullanıyorlar. Öncelikle şunu belirtelim ki, "din" unsuru aşağılama değil, ancak yüceltme sözkonusu olduğunda geçerlidir; dolayısıyle "din"le bir bağlantı kurulabiliyorsa, o yüceltme kendiliğinden gerçekleşmiştir. Buna itiraz edenlerin "din"den haberi yok demektir. Bu konuda hiçbir bilgileri yoksa, en azından bir sözlük açıp "din" karşısında neler yazdığına bakmalarını tavsiye ederiz. Ancak "dinci" deyince bugün bir olumsuzluk akla geliyorsa, bunun vebali de dinde değildir. Yeni Şafak'sa, dinci değil, olsa olsa "tinci" gazetedir. Künyeye bakın, "İstihbarat Şefi"nin İlhan Tinci olduğunu göreceksiniz. (Bu sıcakta bundan daha soğuk espriyi zor bulursunuz.) Son İyi Şeyler mi, burgu mu anlamadım!
Gerçekleşmesine doğru bir şeyin, acıyla, o şeyin rahat vermeyen varlığıyla kıvranıyor insan. Ben de, böyle bir anda, oturdum, aklıma gelen ilk şeyleri çırpıştırdım. Sonra da, yazdıklarıma birtakım duygusal gerekçeler uydurdum. Beni her zaman en çok şaşırtan şey, yazmakla bir şeyin çözümlenebileceğine değil inanmak, bu işin gerekliliğini bile düşünmezsen, oturup ipe sapa gelmez şeyler yazmış olmaktır; üstelik yaşadıklarımızı, duyduklarımızı kağıda geçirmekten öte, yalnızca yaşayıp duymak türünden sözcüklerin karşılayacağı bir gerekçesi de yokken anlattıklarımızın. Çünkü, yalnızca yazarak değişmiyor hiçbir şey. Ahmet Kekeç, Son İyi Şeyler'in arka kapağında böyle söylüyor. Doğru, yalnızca yazarak değişmiyor hiçbir şey. Yazmayarak da aynı kalmıyor. YediGece/Perşembe Kitapları arasından çıkan hikayeler, Hasan Aycın'ın çizgileriyle süslü.
Kaç defa çaldırıldı?
Cep telefonunu arayıp bir defa çaldıranlar var. Bunlar, sen ara bana yazmasıncılar. Kimisi tanıdık. Kontürü bitmek üzere olan dostlar. Normal karşılayıp ararsın, konuşursun. Bir de rastgele numara çevirenler var ki bunları "Kim ola ki" sorusunu içinizde evirip çevirerek aradığınızda, ya "Pardon yanlış aramışım" diyorlar, ya da "Öylesine aramıştım, konuşmak istemez misiniz, tanışalım vs". Kurtulmanın en iyi çaresi, "De get" cevabını verdikten sonra, bir müddet kapalı tutmak. Cep telefonu değil de ev veya işyeri telefonlarını uzun uzun çaldırmak, görgüsüzlük olarak değerlendirilirdi. Son zamanlardaysa, cep telefonunu bir defa çaldırmak aynı kefede. (Eğer bir zorda kalmışlık yoksa tabii ki.) Cep telefonunuzu masada bırakmış, uzak bir yerde üç-beş dakikalık bir işinizi halletmeye gitmişsiniz diyelim. Geldiğinizde "cevapsız arama" görüyorsunuz ama kaç defa çaldırıldığından haberiniz olmuyor. İşte bu gibi durumlara açıklık kazandırmak için, cep telefonlarına yeni bir özellik daha eklenmeli. Kaç defa çaldırıldığını gösterebilmeli telefon dediğin. TİP
E tipi, F tipi derken, şimdi de L tipi cezaevi geliyor...
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Aktüel | İzlenim | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |