|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Yeni oluşum için yola çıktığı arkadaşlarınden bir grupla Yeni Şafak Ankara Bürosu'na geldiğinde, Abdullah Gül'ün ilk tepkisi bana sitemde bulunmak oldu. Fransız milli gününde bir kenara çekilmiş sohbet ederken, foto muhabirlerinin karşımızda mevzilenmesinden olağanüstü bir gelişme yaşanacağını sezip yanından ayrılmıştım. O sırada, Abdullah Gül'ün yanına bir kadın getirilip deklanşorlara basıldı. Kadın dekoltesi hayli cür'etli bir elbise giydiği için, ertesi gün, o fotoğraf, bir gazete tarafından "İşte, yenilikçi Gül", diğerince "Gül'ü terleten dekolte" başlığıyla kullanıldı... Ayrılacağıma olduğum yerde kalsaydım, o fotoğraf karesi içinde ben de bulunacaktım ve fotoğrafın altını dolduran yazı işleri görevlisinin mukayyilesini daha fazla zorlaması gerekecekti... Antikacı olduğunu sonradan öğrendiğim Nil Demirkazık geldiği hızla oradan ayrıldı. Bir kare fotoğraf için bir kaç saniye yeterli nasıl olsa... Bu konuyu kendi aramızda konuşurken, daha önce Ege'nin büyük kazalarından birinde müftülük yapmış bir milletvekili, başından geçen bir fotoğraf öyküsü anlattı. Bir gazetenin Ege ekinde, İmam Hatip okulu öğrencisi olan ve okul futbol takımında oynayan bir gencin, sarık ve cüppenin eğreti durduğu, minber üzerinde çekilmiş hoş olmayan bir fotoğrafı yayımlanmış, "Futbolcu imam" başlığıyla. Müftü, haberi gönderen yerel muhabire, "Bunu düzelttir" ısrarında bulununca, sorumlu, "O müftüye söyle, iki kadını üzerine salar, bir fotoğrafla onu dünya âleme rezil ederim" diye bağırmış telefonda... Yapar mı yapar... Kimbilir, nice ciddiye alınan 'skandal fotoğraf' benim tanığı olduğum türden tesadüfi karşılaşmalar, ya da müftüye yönelik tehditte olduğu gibi tamamen mizansen sonucu çekilmiştir... Biz alıştık da, siyaset adamları, özellikle Gül ve arkadaşları gibi kritik bir zeminde siyaset yapanlar, bu tür medya oldu-bittileri karşısında hâlâ şaşırıyorlar... Sadece bir kaç saniye sürmüş bir yanyana gelişten, gazetenin biri, okuyanın zihninde 'derin arkadaşlık' hissi doğuracak bir öykü çıkarmış. Antikacı, gazeteye, güya, "Kendisini tanırım; iki yıl önce padişah buyruklarından oluşan bir hilye satmıştım ona" demiş... Kadın antikacı olduğuna göre, 'hilye'nin padişah buyruğuyla ilgisi olmadığını bilir... Ah, seni câhil fotoğraf altı yazıcısı seni... Abdullah Gül yanında Bülent Arınç, Akif Gülle, Salih Kapusuz ve Mehmet Çiçek olduğu halde geldi Yeni Şafak'a. Başka gazete ziyaretlerinde yaptıkları konuşmalardan manşet çıkarılırken sözler değişik anlamlara çekilecek biçime sokulduğu için yoğurdu üfleyerek yeme eğilimi seziliyordu. Öyle ya, Gül'ün ağzından söylenmişcesine "Erbakan, Nazi gibi" başlığını çıkartan gazete, ertesi gün koyduğu açıklamada, "Abdullah Gül değil, Abdüllatif Şener söylemiş" diyor, verdiği kaset çözümünde de "Nazi" sözcüğü geçtiği halde Erbakan adı bulunmuyordu... Bir başka gazete de, görüşmenin özetini "Biz dindarların partisi olmayacağız" cümlesiyle manşetine çekmişti, ama haberin içindeki o başlığa ait satırlar okunduğunda, Gül'ün, "Biz sadece dindarların partisi olmayacağız" dediği anlaşılıyordu. "Ne yaptınız?" diye sorulduğunda, "Bir 'sadece' sözcüğü düşmüşse ne olmuş?" cevabı gelmiş... Türkiye'de gazetecilik hiç bugünkü kadar 'hepsi de tahsilli çocuklar' elinde olmamıştı. Türk basınının ünlülerinin çoğu 'alaylı' denilebilecek, fazla tahsili olmayan insanlardı, geçmişte. Kimi 'oto-didakt' denilen türden, kendi kendini yetiştirmiş, kimi meslek merdivenlerini tırmanırken kendilerine sağlanan kolaylıkları değerlendirip sonradan diploma sahibi olmuşlardı. Lise diploması olmayan Cevat Fehmi Başkut'a, yazı işleri müdürlüğü için diploma şartı arayan yasa çıkınca, Cumhuriyet, 'genel yayın müdürü' sıfatını icat etmişti. Bugün ise 'doçent' unvanlı gazete yönetmeni var. Pek çok yazar çifte çifte diplomalara sahip... Boğaziçi, ODTÜ, Bilkent mezunu, bir kaç dil bilen muhabirler çalışıyor medyada... 'Hepsi de tahsilli çocuklar' eliyle çıkartılan bugünkü gazetelere baktığımızda, geçmişin 'alaylı' gazetecilerinin gerçeklere bağlılık ve titizliğinin zerresini görmek zor. "Bu kadar cehalet ancak tahsil ile mümkün" demiş ya Sakallı Celal, bugünlerde, gazeteler, o sözün sağlamasını yapmaya yarıyor işte... Şimdi ben bunları yazıyorum ya, birileri kalkıp gazeteciliğin acar olmayı gerektirdiğini çok bilinen bir örnekle anlatmaya çalışabilir... Çok bilinen örnek, ABD'yi ziyaret edecek bir Papa'ya New York'a ayak bastığında karşısına çıkacak gazeteciler konusunda yapılan uyarıyla ilgilidir. Papa'ya, "Aman efendim" demişler, "Cevap vermeseniz olmaz, ama lütfen kısa ve dolambaçlı bir cevapla yetinin..." Papa'nın uçağı New York'a inince, gazeteciler hemen başına üşüşmüş ve soru yağmuruna tutmuşlar. Bir görevli, "Yalnızca bir soruya cevap verilecek" demiş. Soru şu: "Genelevler konusunda ne düşünüyorsunuz?" Kulağında yolculuğa çıkmadan önceki uyarı olan Papa, şu karşı mâsum soruyla durumu kurtarmaya çalışmış: "New York'ta genelev var mı?" Ertesi gün bazı gazetelerin şu başlıkla çıktığını tabii tahmin ettiniz: "Kentimize gelen Papa'nın ilk sorusu 'New York'ta genelev var mı?' oldu..." Abdullah Gül, derin dekolteli antikacı fotoğrafıyla ucuz kurtuldu sayabilir kendini...
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Aktüel | İzlenim | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |