|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Petrole dayalı zenginliğin başlatıcısı Amerikalı John D. Rockefeller (1839-1937) gazetelere önem verir ve özellikle olumsuz haberlerden olağanüstü etkilenirmiş. İleri yaşlarında, gününü kurtarmak ve tansiyonunu yukarıya fırlatmamak için bir çare bulunması gerekmiş: İyimser haberler ile gönlüne hoş gelecek yorumlardan oluşan ona özel bir gazete... O gün bugündür, gerçekleri yansıtmayı değil de belli çevrelerin hoşuna gitmeyi hedef alan gazetecilik türüne, Rockefeller için hazırlanandan hareketle, 'pembe gazetecilik' deniliyor... 'Pembe gazetecilik' alanında son örnek, 19 Şubat krizinden sadece birkaç gün önce, TÜSİAD adına yapılan açıklamanın, "Artık on yıl sonrasını görebiliyoruz" başlığıyla manşet olarak okura sunulmasıydı. Türkiye'nin finans, sanayi ve ticaret hayatının egemenleri, kendi çıkarlarına uygun para politikaları uygulayan hükümete yağ çekmek istemiş olabilir; ancak birkaç gün sonra krizle yalanlanacak o sözleri manşete çekmek, ancak 'pembe gazete' anlayışının ürünüdür. Hiç arzu etmeyiz, ama IMF'nin yakında emekliye ayrılacak başkan yardımcısı Stanley Fischer'in aşırı olumlu mesajlarını cilâlayarak sunan dünkü gazete başlıkları da, ileriki günlerde, muhtemelen bir başka 'pembe gazetecilik' örneği olarak basın tarihimize geçecek. Bildiğiniz başbakanla ne yapacağını bilmez bakanların ve gözü yeni oluşumda milletvekillerinin siyasi aktörler olduğu fukaralaşmış bir ülkede, uzun vâdeli umut pompalamaların fazla bir işe yaraması mümkün görünmüyor. Stanley Fischer'ın Türkiye'ye gelişinden sadece bir kaç gün önce, bazı ekonomistlerin itirazları üzerine, Başbakan Bülent Ecevit, "Dalgalı kurdan vazgeçebiliriz" anlamına gelen bir açıklama yapmamış mıydı? Başbakanı bir tarafa bırakın, "Washington'dan gelen kurtarıcı" Kemal Derviş, Fischer'i karşılamak üzere havaalanına giderken, "Programda revizyon yapabiliriz" dememiş miydi. Fischer geldi, IMF damgalı 'güçlü ekonomiye geçiş programı' üzerinde revizyon yapmanın gerekmediği, dalgalı kura devam edileceği anlaşıldı. IMF'nin ikinci adamına, ilk adı olan "Stan" diye hitap edebilen 'ekonomi dâhisi' profesör-yazarlarımız olduğunu da bu arada öğrendik. Washington penceresinden nasıl görünürse görünsün, Ankara'dan bakıldığında, Türk ekonomisi bayağı sağlıksız bir görüntü veriyor. Hastalık iyileşebilir türden olsa bile, tabip diye ortalıkta dolaşanlar asgari güveni aşılayamadıkları için, durumumuz pek parlak değil. Birbirine ters görünen, dalgalı kurlu veya sıcak para girişine uygun düzenlemeler, ekonomiyi iyileştirmekten çok, hastalıktan kimin yarar sağlayacağına dönük küçük hesaplar... Fischer ve kendisine evsahipliği yapanların Türkiye'yi düşündüklerine inanmak zor; çoğu, paradan para kazanmaya alışmış geniş bir yerli-yabancı kesimin çıkarlarını savunduklarını gizlemiyor zaten... Böyle bir ortamda en zayıf umut, ekonomi ile mevcut hükümetin kaderini birbirine bağlayan Stanley Fischer'inki. Dinleyicilere, "Hükümeti oluşturan partiler seçim hesabı yapmasınlar" demesi, her sabah ilk işinin doların Türkiye'deki fiyatına bakmak olduğunu açıklayan Fischer'ın Türk siyasi hayatını iyi izleyemediğinin işareti. Koalisyon partileri, bir süreden beri 'seçim' sözcüğünü sözlüklerden silme çabasında; bugün sandığa gidilse hiçbirinin barajı aşması mümkün değil çünkü. Ancak, seçimi, iktidar partileri değil, halkın kendisi ülke gündemine sokacak. Ekonomik öncelikler sırasında adı bile geçmeyen, her ekonomik kararda biraz daha fukaralaştığını, kamuya ait değerlerin soyulup hortumlandığını gören halk... Tayyip Erdoğan'ın adı etrafında yaşanan heyecan, henüz kuruluş sürecindeki yeni oluşumu umut haline dönüştürüyor; başka bir çok şeyle birlikte ekonomik fukaralıktan kurtuluş umudu... Fazilet'in kapatılmasından sonra, o çevrede yüksek ölçekte hissedilen sarsıntı, üstünlüğü, yeni oluşuma kaydırdı; kuruluş sonrası, benzer şiddette bir altüst oluşun bütün partilerde yaşanacağını ve Meclis dengelerinin hükümeti etkileyecek biçimde değişeceğini tahmin etmek zor değil. Fischer'ın sözlerine "Hınk" deyicilik yapanların bazıları, 19 Şubat krizi öncesi, kendilerine yöneltilen eleştirilere 'felâket senaryosu' adını takıyor ve okurlarına "Merak etmeyin, çıpalı kurlu programda sapma olmaz" teminatı veriyorlardı. Tıpkı şimdi yaptıkları gibi... Türk ekonomisi elbette düzlüğe çıkacak; ancak, bunun için, 'pembe gazetecilik' saçmalığına ihtiyaç yok. Ekonominin düzlüğe çıkabilmesi, herşeyden önce, siyasetin düzelmesine bağlı...
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Aktüel | İzlenim | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |