T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

H A Y A T

Zarafetin altın çocukları

Altın takı atölyelerinde çalışanlar, 8-9 yaşlarından itibaren bu işe başlamış. Yaşları 25-30'a gelmiş olanlar ise artık bu piyasanın 'ağır topları' sayılıyorlar ve hepsinin kendilerine ait atölyeleri var.

Değeri, zarafeti ve güzelliğiyle özellikle kadınlar arasında büyük talep gören altının hikayesi M.Ö. 3200 yıllarına dek uzanır. Kutsal metinlere, efsanelere, masallara ve şiirlere konu olan altın, bugün aynı zarafeti ve güzelliğiyle kuyumcu vitrinlerinde boy gösteriyor. Değişen ise altın piyasasındaki sorunlar, atölyelerdeki zorluklar, ekonomik kriz ve bu işe gönül veren insanların yaşadıkları sıkıntılar... Ülkemizde kuyumculuğun merkezi sayılan Kapalıçarşı'daki kuyumcu vitrinlerinde gördüğümüz o şaşaalı süs ve takıların nasıl üretildiğini öğrenmek için Kapalıçarşı'nın arka sokaklarındaki altın ocaklarını, döküm, pres, mıhlama, mine atölyelerini gezdik ve altın toptancılarıyla görüştük.

Atölye sahiplerinin dile getirdiği ortak sorun, ekonomik kriz yüzünden yaşanan işsizlikti. Kriz yüzünden piyasada altının eskisi gibi dolaşmadığını söyleyen kuyumcular, altın olmadığı için kendilerine iş gelmemesinden şikayetçiler. Nesiller boyu Kapalıçarşı'da çalışan azınlıklar ise mesleklerini ABD, Avrupa gibi ülkelerde sürdürdüklerini söylüyorlar.

Bugün büyük emeklerle ortaya çıkan altın takı atölyelerinde çalışanların hepsi, 8-9 yaşlarından itibaren bu piyasada yer almış kişiler. Yaşları 25-30'a gelmiş olan insanlar ise artık bu piyasanın 'ağır topları' sayılıyorlar ve hepsinin kendilerine ait atölyeleri var. Son yıllarda artan teknoloji sayesinde işlerin büyük kısmı makinalarla yapılıyor. Özellikle son 30 yıldır altın yapımında yurt dışından getirilen makinalar kullanılıyor. Cehennem sıcağındaki bir kaç metreden oluşan atölyelerde, yaşanan son krizin ardından iş azaldığı için tezgahlar boş. Altın toptancıları bunun sebebini piyasada dolaşan altının çekilmesine bağlıyorlar.

Çek senet değil 'güven' geçer

Kuyumculuğun Türkiye'deki kalbinin Kapalıçarşı'da olduğunu söyleyen altın ustaları, piyasada çek ve senetin geçmediğini, verilen "söz"ün geçtiğini belirtiyorlar. Altın külçeleri, mal sahipleri tarafından, küçük çırakların elinde, bir atölyeden diğerine korkusuzca gönderiliyor. Piyasadaki insanlar arasındaki bu güvenin sebebi, biraz da piyasada oluşan gelenekten.

Bugün Kapalıçarşı etrafında bir milyon ton altının olduğunu anlatan atölye sahipleri, Kapalıçarşı'da altın işlemesi üzerinde çalışan 10 bin civarında atölyenin bulunduğuna dikkat çekiyorlar. Bu atölyeler arasında Osmanlı zamanından kalan ve halen altın işlemesi yapan atölyeler var. Çuhacı ve Pastırmacı hanları en ünlü tarihi hanlar. Ancak buradaki dükkanlar da sadece 2 metrekareden oluşacak kadar küçük ve sağlık açısından uygun olup olmadığı tartışılılır.

50 bin lira kârla satış

Bir zamanların en gözde mesleği olan kuyumculuğun son 10-15 yıldır önemini yitirdiğini ifade eden kuyumculardan, özellikle son krizin ardından işini kapatan, eleman çıkaran çok sayıda kuyumcunun olduğunu öğreniyoruz. Gerçekten de gezdiğimiz atölyeler, altınların işlendiği tezgahlar bomboş.

Kuyumcular için Sekizinci Cumhurbaşkanı Turgut Özal'lı yıllar da ayrı bir anlam taşıyor. Özal dönemine kadar icra ettikleri mesleklerinden çok para kazanıldığını dile getiren kuyumcular, mesleklerinin Özal dönemiyle birlikte öldüğünü söylüyor ve şu açıklamayı yapıyorlar: "Özal döneminde faizler serbest bırakıldı. Ülkeye mark ve dolar sokularak kuyumculuk öldürüldü. Taksitle altın satan arkadaşlarımız var. Çünkü altına rağbet yok. Kuyumculuk mesleği zararda. "

TÜRKİYE'DE İŞÇİLİK ÇOK UCUZ

Dünya ülkelerine göre Türkiye'de altın mücevherlerinin çok daha ucuza satıldığını söyleyen ve yaklaşık 60 yıldır kuyumculuk sektöründe sadekarlık (altın işlemeciliği) mesleğini sürdüren Ruhan Savur, Türkiye'de işçiliğin çok ucuz olması nedeniyle Kapalıçarşı'da satılan altın takı fiyatlarının, dünya ülkelerinin çok altında kaldığını belirtiyor. Savur, "Mesleğimi, Bursa, İstanbul ve Almanya'da sürdürdüm. Türkiye'de 5 dolar olan işçilik, yurt dışında 30 dolardan başlıyor. İşçilik ucuz olduğu için yapılan takıların maliyeti Batı ülkelerine göre daha ucuza mal ediliyor. Böyle olunca Kapalıçarşı'da satılan altın mücevherler, gelen yabancı turistler tarafından ucuz bulunduğu için satın alınıyor" diyor. Savur, piyasada işçiliğin düşük olmasının sebebini ise piyasada yaşanan rekabete bağlıyor.

Piyasada usta kalfa ilişkisinin ise girdiğimiz atölyelerde hiç bozulmadan devam ettiğini farkediyoruz. Saygı ve sevgi çerçevesinde sürüp giden bu ilişkide, alt-üst kademelerin yani tecrübenin önemli yeri olduğunu öğreniyoruz. Bir kuyumcu atölyesine çırak olarak giren ve titizlikle çalışan biri, bir kaç yıl içinde usta olabiliyor. Bir atölye sahibi, kuyumculuk sanatının konuştuğu sadekarlık mesleğinde ise kişinin usta olmasının çok zor olduğunu belirtiyor.

 
Eritme atölyelerinin hikayesi
Ham madde olarak Kapalıçarşı'nın arkasındaki atölyelere gelen altın, bir atölyeden diğerine gidip geliyor. En az 10 atölyeden geçen altın takı, vitrinde yerini aldığında onlarca işçinin el emeği göz nuru üzerinde duruyor. Her bir elde ayrı ayrı şekillenerek, işlenen altının ilk durağı olan altın eritme ocağına giderek altının öyküsünün nasıl yazıldığını gördük. Atölyelerde gezerken anladık ki, altının değeri biraz da takıya dönerken üzerine dökülen göz nurundan...
Altının sıvıya dönüşü
İlk durak, külçe altının ilk işlendiği altın eritme ocağı. Ocak sahibi Hasan Doğan, altının nasıl eritildiğini gösteriyor bize. "Kızgın ocakta erittiğimiz altını astar ve tel kalıplarına döküyoruz. Demir kalıplar içinde soğuttuktan sonra tekrar katılaşan altın parçalarını makinalardan geçiriyor tel ve astar (çubuk) haline getiriyoruz. Ardından altın işlemelerinin yapıldığı atölyelere gönderiyoruz."
Kavurucu sıcakla dans
Kendilerinde sayısız yüzük, bilezik gibi çeşitli takı türlerinden yüzlerce model olduğunu söyleyen Coşan, yaptıkları işlemleri sırasıyla gösterip bir yandan da anlatıyor:
"Gelen müşteri, istediği modele göre getirdiği çubuk ve teli bize verir ve modellerden 10-15 tane seçer. Verdiği mala göre talepte bulunur. Biz önce istenen modeli yurt dışından gelen ve 72 derecede eriyen "mum" dediğimiz maddeyle kauçuk içine çıkardığımız kalıplara enjekte ederiz. Kalıp içinde donan mumyalanmış kalıpları alır, ağaç üstünde bekletiriz. Daha sonra bu kalıpları "fanus" denilen kapların içine koyarak alçıya alırız. Buradan alçıda donmuş kalıpları fırının içine yerleştiririz. 700-750 derece sıcaklıktaki bu fırınlarda 6 saat bekletiriz ve mumlar alçının içinden akar. Merkezkaç kanununa göre eriyen altın, aşağı doğru gelir ve diğer tarafa yerleştirdiğimiz kalıbın içine enjekte edilir. Kalıp içinde altın tekrar donar ve çıkarılır."
İncili altın bilezikte "sanat konuşur"
Bu arada altın piyasasında incinin ayrı bir yeri olduğunu öğreniyoruz. Altınlara inci takan Nihat ve Ahmet Korkmazyürek kardeşler, altın piyasasında inci işlemeli takıların büyük rağbet gördüğünü çünkü "ince iş" olduğunu söylüyorlar. Ahmet Korkmazyürek, altın ocağından çubuk halinde gelen altınlara inci takarak el işi bilezikler ve kolyeler yaptıklarını anlatıyorlar. Son zamanlarda altın piyasasında el işi incili bileziğin çok fazla satıldığını söyleyen Korkmazyürek, "Geçmiş dönemlerde Hac mevsiminin ardından incili altın takılar çok satılırdı. Ancak bu yıl aynı patlama yaşanmadı" diyor. Altın piyasasında en ince işin yapıldığı incili takıları yapan sanatkârların sayısının, Kapalıçarşı piyasasında çok az olduğunu söyleyen Korkmazyürek, altın piyasasında incinin çok farklı bir yeri olduğunu belirtiyor.
30 Temmuz 2001
Pazartesi
 
Künye
Temsilcilikler
Reklam Tarifesi
Abone Formu
Mesaj Formu
Ana Sayfa | Gündem | Politika| Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon| Hayat| Arşiv
Bilişim
| Aktüel | İzlenim | Dizi | Röportaj | Karikatür

Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED