T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
Özür dilerim Aydın Bey

Meğer ne ilkeli, ne müşfik, ne babacan adammışsınız... "Kartel patronu" diye, size iftira etmişiz. Özür dilerim.

Mehmet Barlas'a gönderdiğiniz mektubu okudum.

Çok duygulandım.

Şahsınıza yönelik (suçlamalar demeyeyim de) sorular karşısında bu kadar hassas, bu kadar rakik olduğunuzu bilmiyordum.

Hele, "Aileler hedef alınmamalıdır" başlıklı ikinci mektubunuzu gözlerim yaşararak okudum.

Bazı sorular sorsam, bana da cevap yazmak lütfunda bulunur musunuz?

Diyorsunuz ki, "Yayınlarda çocuklar hedef alınmamalıdır. Benim de çocuklarım var. Onlar benim için ne ise, herkesin çocukları da onlar için aynıdır. Zaten bir husumet neticesinde herhangi bir insanla veya kurumla uğraşmak, ne şahsi ahlakımıza, ne de meslek ahlakımıza uygun düşer."

Merve Kavakçı'nın da çocukları vardı efendim.

Sizin çocuklarınız sizin için ne ise, Merve Kavakçı'nın çocukları da kendisi için o idi.

Merve Kavakçı'nın hayatını didik didik eden yayın organlarınız, kameraman ve foto muhabiri ordusuyla henüz olup bitenlerden habersiz o iki sabiyi linç kampanyasına "malzeme" yaptığında niçin babalık duygularınız kabarmadı?

Dağıtım kartelini sorsam...

TEDAŞ'ı, POAŞ'ı...

Devlet ihalelerine girebilmek için, elinin altındaki gazete ve televizyonları "baskı aracı" olarak kullanan, üstelik bu cürmü Yargıtay'ca onaylanmış medya potronunun kim olduğunu...

"Ciddiye almıyorum"u oynayacaksınız, biliyorum...

Nazlı Ilıcak'ı da ciddiye almamıştınız.

Olsun, ben sizi ciddiye alıyorum.

Yabancı bir gazetede çıkan söyleşiniz, mesela... Orada, 28 Şubat postmodern darbesine yaptığınız katkıları anlatıyordunuz.

Bunu hangi "bedel" karşılığında yaptığınızı rica etsem...

Hatırlayacaksınız, TÜSİAD üyesi genel yayın yönetmeniniz, yönettiği gazetede, "Bu defa işi silahsız kuvvetler halletsin" diye bir manşet atmış, silahsız kuvvetlerin işi çözemeyeceğine kanaat getirdikten sonra da, işi çevirip Çevik Bir'in ağzından hakiki darbe siparişinde bulunmuştu:

"Gerekirse silah bile kullanırız."

Silah kullanmalarına gerek kalmadı. Bunu siz de itiraf ediyorsunuz:

"1997 yılında ordunun baskısı sonucu istifaya zorlanan İslamcı koalisyon hükümetine karşı benim medya organlarım savaş verdi."

Siz, Hürriyet, Milliyet, Radikal, Posta, Gözcü gazeteleriyle birlikte, Kanal D ve CNN Türk'ün sahibiydiniz.

Bir-Yay'ın da en büyük ortağı...

RTÜK Yasası'na göre, (aynı zamanda kamu ihalelerine giren) bir müteşebbis, bir televizyon kuruluşunda yüzde 10'dan fazla hisse sahibi olamazdı. Ama yasalar, hele de 28 Şubat sürecinde paspas edilip günah keçisi haline getirilen RTÜK Yasası, nedense size işlemedi, işletilmedi.

Elinizdeki silah, yani televizyon ve gazeteleriniz, yasa uygulayıcılarının önünde korkutucu bir kalkan olarak duruyordu.

Nitekim, Danıştay TEDAŞ ihalelerini iptal ettiğinde, yazarlarınız "yargının siyasallaştığını" işleyip, aba altından sopa göstermeye başladılar. Aynı Danıştay "iptal" kararını bozunca, bu kez yargının "hukuk"a uygun bir karar aldığı görüşünü seslendirdiler.

Soru çok...

Ama yer kalmadı.

"Basın meslek ilkeleri" ve "editoryal bağımsızlık" konusunda ne düşündüğünüzü, isterseniz bir başka "teati"de ele alalım.

Kestane kebap, acele cevap...


30 Temmuz 2001
Pazartesi
 
MEHMET E. YAVUZ


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | İzlenim | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED