T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
Seçimlere doğru siyaset ve zihniyet haritası

On gün kadar kafa ve kalem dinlendirdik. Bu süre içinde siyasi gelişmeler kendi etrafında dönen bir yılan gibi kıvrıldı, kıvrıldı ve beklenen bir noktada durdu.

Bu nokta tıkanan siyasetin seçim kararına mecbur kalmasıdır.

Diğer önemli gelişme elbet, AB uyum yasaları konusunda yaşanan gelişmeler. İdam cezasının kaldırılması, Kürtçe eğitim ve yayın, azınlık vakıflarının mal edinme hakkı gibi unsurlardan oluşan AB uyum paketi, muhtemelen meclisten geçecek ve Türkiye'nin AB ile ilişkilerini tabii mecrasında kalmasına imkan sağlacak. Türkiye Kopenhag zirvesinde bir takvim almak konusunda umudunu sürdürecek.

Bu gelişmeler, özellikle ikinci gelişme, tersi hâl düşünüldüğünde ve bu hâlin bir süredir ülkenin üzerinde "demoklesin kılıcı" gibi dolaşması dikkate alındığında oldukça önemlidir; buna şüphe yok.

Ancak görmek gerekir ki, bu gelişmeler "nihai adımlar" değil, "ilk adımlar"dır. Önemli olan bundan sonra yaşanacak gelişmelerdir.

AB meselesi şu ana kadar içinde bir çok meseleyi barındırdı, dahası ifade eder duruma geldi.

Bir yandan "askıya alınmış toplumsal sorunları, daha öte toplumsal talepleri, toplumu, siyaseti ve köklü değişim projelerini ikame etmek", öte yandan devletçi dirilmeye ve milliyetçi tepkilere rehberlik yapmak", dahası "toplumla bağları kopmuş siyasi partilerin, bu boşluğu ideolojik-popülist nitelikli makro siyasi söylemlerle doldurmasına vesile olmak", en nihayet "erimekte olan bir siyasi merkezi suni olarak AB siyasetiyle ama siyaset karşıtı yöntemlerle diriltmeye çalışılmasının aracı haline gelmek", bunların önde gelenleri…

Devletin değişimden gelecek tehlikeleri bertaraf etmek amacıyla değişimin taşıyıcılığına soyunmasını yücelten ve teşvik eden, bunu yaptıkça toplumdan ve siyasetten uzak duran "faydacı bir değişimcilik" ile partiler düzeyindeki "değişimci ya da milliyetçi popülizm" ve "çağdaş siyasi değer ve ilke arayışları" belki de bu yüzden iç içe giriyor, karmaşa oluşturuyor ve zaman zaman AB hattı toplum nezdinde hiçbir şey ifade etmez hale geliyor.

Belki bu yüzden siyasi tartışmalarda ve kamplaşmalarda ülke "ataerkil bir reddiyetçilik"le, evcil, merkezci, iç dinamikleri küçümseyen, dış dinamikleri yücelten, böyle yaptıkça insanı, toplumu, ilkesel ve toplumsal siyaseti dışlayan, siyaseti dar çıkar alanına hapseden, evcimen, ama ilkel, hatta fakir ve "ittihatçı bir liberalizm" arasına sıkışmış duruyor.

Bu durum bir süre daha sürecek; belli ki 3 Kasım seçimleri öncesi tartışma eksenlerinden biri bu garip ve sahte şema tarafından oluşturulacak…

Ne var ki, 3 Kasım seçimleri daha şimdiden muhtemel sonuçlarıyla toplumu, siyaseti ve insanı dışlayan iki cepheli bu siyasi şablonu altüst edecek gibi görünmektedir.

Bu seçimler toplum-insan-siyaset üçlüsünü tesis edecek olmasa bile, bunların varlığını kanıtlayacak ve bunlar olmaksızın AB meselesinin de, milliyetçi tepkinin de, değişim söylemlerinin de anlamlı ve sonuç verici olmadığını ortaya koyacaktır.

Öylesine ki, toplumsallaşmamış, toplumu merkeze almayan, iç dinamiklere dayanmayan değişimciliğin mümkün olamayacağını, olanın ise AB dilini kullansa bile, mevcut yapıyı, militer düzeni, devletçi şemayı en azından zihniyet açısından doğrulamaktan başka işe yaramayacağını ortaya koyacaktır…

AB eksenli politikalarla, merkezi suni olarak diriltmeyi ve bugün toplam oyları yüzde 50'leri geçmek üzere olan AKP; HADEP gibi çevre partileri bastırmayı hedefleyen arayışlarının üsüste oturması, bunun demokrasi, bırakın demokrasiyi doğal siyaset meselesinde işaret ettiği dayanılmaz çelişki, 28 Şubat mantığıyla ilkel alaturka liberalizmi evlendiren bu hâl aslında vahimdir.

Ve vahamet tüm Türkiye'yi kuşatmaktadır.

Siyasetin sivilleşerek tabiileşmesi ve siyaset alanının genişlemesi, toplumsal olanın yeniden keşfedilmesi üzerine oturacak, en önemlisi toplumun İslami kesimiyle, Kürtleriyle çok-kültürlü bir yapıya çoktan kavuştuğunu görecek bir değişimcilik ile AB hattı arasındaki bağlar tesis edilmeden bu vahamet sürüp gidecektir.

Nitekim AB konusunda nihai ve anlamlı adımlar siyasetin sivilleşmesi, sivil toplum ekseninde adem-i merkiziyetçi bir yapının yerleşmesi ile mümkündür. Tüm diğer adımlar, çok-kültürlü bir yapının inşası, çoğulcu siyasi sistem, rekabetçi ekonomi gibi adımlar, ancak siyasetin dirilmesi ve dirilirken yeniden yapılanması, toplum ve insan faktörünün değişimin yöntem ve hedef olarak ana araç haline gelmesiyle gerçekleşebilir.

Sandıktan çıkacak sonuç ana hatlarıyla şimdiden bellidir:

Çarpıcı bir AKP gerçeği, HADEP'in ağırlığı, merkezin tescil edilmiş iflası bu sonucun hayati parçaları olacaktır.

AB hattı ya bu sonuçlarla biraraya gelerek topluma doğru ilerleyecektir ve bu çerçevede söz konusu partilerin sistemle entegrasyonunu sağlayacaktır. Ya da tepkisel, siyaset karşıtı bir tehlike söyleminin payandası, tepeden inme, rantçı düzeni pekiştiren, toplum tarafından paylaşılmayan, milliyetçi ve devletçi tepkileri besleyen bir yapının taşıyıcısı olacaktır.

Bilin ki, bu ikincisi kuvvetli olasılıktır ve hastalıklıdır; zira siyaset ve toplum şakaya gelmez, bozulan her denge diğer bir dengeyi bozar.

Yine bilin ki, demokrasi ve demokratlık, onların özünü oluşturan toplum-insan-siyaset üçlüsü ile oradan üreyecek uzlaşma ve düşüncenin siyaset karşısında özerk olması her zamankinden önemlidir.

Türk usülü AB hattını, evcimen liberalizmi, toplumu, siyaseti, seçimleri sık sık tartışacağız; çünkü zaman taşları ayıklama, doğru tavırlar alma zamanıdır.



3 Ağustos 2002
Cumartesi
 
ALİ BAYRAMOĞLU
ALİ BAYRAMOĞLU


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED