T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
Lozan Erbakancıdır

Başlık biraz kışkırtıcı olsun diye böyle yazdım. "Lozan Ümmetçidir" diye bir başlık da atılabilirdi. Ya da "Lozan Tayyipçidir" diye... Biraz açayım:

Malum, Meclis'teki AB görüşmelerinde "Anadilde eğitim, Kürt meselesi" görüşülürken hem MHP'den hem de SP'den Lozan'a atıflar yapıldı. Herkes Lozan'a sahip çıkarak kendi tezine destek üretmeye çalışıyordu. Konuyu birkaç kere yazdım, ama gene yazmak gerekiyor.

Hemen belirtmeliyim ki, Lozan'daki Türk tezi, MHP'nin "Türkçü" teziyle en ufak ilişkisi olmayan bir nitelik arzediyor. Onun için MHP sözcüsü İsmail Köse Bey, şahsen bütün iyi niyetine rağmen, Lozan'dan yola çıkıldığında söyleminin ayağı yere basmıyor. Aksine Lozan'da Türk tezi, Erbakan'ın ve Tayyip Erdoğan'ın çizgisine daha uygundur. Hani şu Erbakan'ın "Sen ne mutlu Türküm diyene dersen..." diye başlayan, Tayyip Erdoğan'ın da tv'lere yansıyan ve ona benzer tonda seyreden konuşması gerçekte Lozan'daki Türk tezinin siyasetçi üslubuna yansımış biçimidir. Bu iki siyasetçimiz hakkında dava açılması da aslında Lozan'daki "Azınlıklar"la ilgili Türk çizgisine aykırı bir nitelik taşıyor.

Peki "Azınlıklar" konusunda Lozan'daki Türk tezi neydi?

Önce itilaf devletlerinin tezi: İtilaf devletleri, Rum, Ermeni ve Yahudi gibi gayrı müslimlerle birlikte Kürtleri de azınlık statüsüne aldırmak ve onlar için de özel hukuk disiplini getirmek istiyorlardı. Bu, ırk esasına dayalı bir azınlık statüsü arayışıydı. Böylece Türkiye toplumu, ırk eksenli bir ayrışmaya tabi tutulmuş olacaktı. Devletin hakim ırkını da Türkler teşkil edecekti.

Başlarında İsmet İnönü'nün bulunduğu Türk temsilci heyeti, buna karşı çıktı. "Türkiye'de Müslüman azınlık yok, dedi. Müslüman kavimler tarih içinde tek bir millet haline gelmişlerdir. Devletin asli unsuru olmuşlardır. Azınlık sadece gayrı müslimlerden ibarettir." Uzun tartışmalar oldu. Türkiye bu tezinden geri adım atmadı ve sonunda da Lozan bu statüyü, yani azınlıkların din ekseninde belirlendiği çerçeveyi kabul etti.

Türk Temsilci Heyetinin yaklaşımının, "ümmet"i temel alan bir yaklaşım olduğunda şüphe edilemez.

Ne yaparsınız ki böyle... Çünkü Türkiye gerçeği böyle... Türkiye'nin farklı kavimlerden oluşan nüfusu, İslam'ın teknesinde yoğrularak bir millet haline geliyor. (Bakın şimdi Türkiye Balkanlar'la ilgileniyor ve adı "kültürel yakınlık" şeklinde konularak gerçekte "ümmet" ilişkisi içinde ilgileniyor.)

Problem bence, Türkiye'de sistem oluşturulurken, Lozan'ın bu çizgisinin dikkate alınıp alınmadığı noktasında toplanıyor.

Şu kolayca tahmin edilebilir: Kürtler üzerine yatırım yapacak bir Batı camiası, Türkiye'nin Lozan'daki tezine aykırı olarak, ırk eksenli bir toplumsal politika geliştirmesini ve zaman içinde İslam ortak paydası gerileyip, buna karşılık Türklerde ve Kürtlerde ayrı millet bilincinin oluşmasını tercih ederlerdi. Aksine Türkiye'nin, bu Batı oyununu bozmak için, ırki söylemi geri plana itip, ısrarla bu iki kavmin İslam birlikteliğini vurgulaması doğru ve Lozan mantığına uygun olurdu.

Eğer bugün bölge ile ilgili sorunumuz varsa ve "Kürt meselesi", Türkiye bütünlüğü açısından ciddi bir sancı haline gelmişse, zaman içinde Batı'nın ırk bilincini besleyen politikaları yanında, Ankara'nın da Lozan'daki hassas çerçeveyi hayata geçirmekte yeterli itina göstermemesinin, hatta, Batı politikalarını besleyen tavırlar sergilemesinin etkisini görmek lazımdır.

"Kürt meselesi"ni Türkiye bütünlüğü içinde çözme noktasında MHP'nin resmi çizgiye paralel söyleminin "kuvvet kullanmak"tan başka hiç bir şansı yoktur. Hatta, aksine, bütünlüğü torpilleyici gelişmeleri besleyecek bir söylemdir bu. Bu çizgiden yürürseniz, insanların ana dillerinden kuşku duymaya, seyrettiği televizyonu düşman gibi görmeye, giysisinin renklerinden tedirgin olmaya yönelir ve sonuçta, tedbir olarak elinizde güçten başka bir şey kalmaz. Bu durumda dışardan insanlar gelir, sizin insanınızı size karşı savunmaya, her insani gelişmeyi ırki bilinç adına bir zafer gibi takdim etmeye, ayrılık duygusunu beslemeye kalkarlar. Buna rağmen bölgenin kendini Kürt diye tanımlayan halkı Batı'dan gelen ayrılıkçı bilinç yükleme operasyonuna yoğun ilgi göstermemişse, bunda da, gene İslam'ın asırlar içindeki bilinç yüklemesinin etkisinden söz etmek gerekir.

Lozan çizgisi, evet "ümmet" eksenli bir çizgiydi ama akıllı ve doğru bir çizgiydi. Bu çizgiyi İsmet İnönü seslendirdiğinde kahraman, Erbakan ya da Tayyip Erdoğan seslendirdiğinde sanık oluyorlar.

Bu da Lozan'dan bu yana geldiğimiz garabet noktasını gösteriyor.

Garabet ve sosyal yapıda sancı noktasını...

Ankara da MHP de, Türkiye'nin yarınlarını kurtarmak adına, çizgilerinde ciddi bir sorgulamaya gitmek zorundadırlar. Evet, Lozan çizgisini dikkate alarak...


3 Ağustos 2002
Cumartesi
 
AHMET TAŞGETİREN


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED