T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
Irak'a saldırı hazırlığı ve Suudi Sarayı'nda Amerikan darbesi

Amerika'nın Irak'a saldırısı başlamadan Ortadoğu'da haritalar ve iktidar merkezleri üzerinde senaryolar üretilmeye başlandı. Bu da, saldırının Saddam Hüseyin'i devirme amacıyla bir ilgisinin olmadığını ortaya koyuyor. İngiltere dışındaki AB ülkeleri, Rusya, Çin ve Müslüman ülkelerin hepsi bu saldırıya karşı. Ancak, ABD ve İngiltere'nin Ortadoğu'yu Orta Asya'nın sunduğu fırsatlarla örtüşecek şekilde yeniden dizayn etme projesinin farkında olan bu güç merkezleri, "ABD-İngiltere-İsrail üçlüsü"nün küresel hegemonya savaşının bir parçası olacak Irak harekatına karşı etkin bir karşı duruş geliştirmekten uzak. Filistin'deki ABD-İsrail cinayetleri ve ABD'nin Filistin'den başlayarak Basra Körfezi'ne kadar bütün ülke yönetimlerinin değişmesi gerektiğini dile getirmesi yeni Ortadoğu planının ilk göstergeleriydi. Daha sonra Suriye, Ürdün, İran ve Suudi Arabistan'ı da etkisi altına alacak olan Irak'a saldırı planının gerçekleri Hazar'da, Afganistan'da, Malaka Boğazı'nda, Basra Körfezi'nde ve Doğu Akdeniz'de gizli.

Silah denetçilerinin dönüşü, Zaif'in işkenceyle öldürülmesi

ABD'nin Irak'a saldırı için ortaya koyduğu hiçbir hukuki gerekçe yok. Saddam yönetiminin 11 Eylül'le bir bağlantısı yok. Kitle imha silahları ürettiği iddiası da Irak'ın son girişimiyle boşa çıktı. Bağdat, BM silah denetim komisyonunun Başkanı Hans Blix ve uzmanları Irak'a davet etti. BM Genel Sekreteri Kofi Annan'a gönderilen mektupta, baş denetçi Blix ve kendisine bağlı uzmanları, "izleme ve denetleme faaliyetlerinin yeni aşaması için sağlam bir temel oluşturmak ve bu aşamadan daha da ileriye gitmek amacıyla" Irak'ta görmekten memnuniyet duyulacağı bildirildi. ABD şimdi bu girişimi sabote etmeye çalışacak. Başkan Yardımcısı Dick Cheney ve küresel savaşın patronları, BM-Irak görüşmelerini sabote etmek için yoğun çaba harcıyor.

Hukuki veya siyasi açıdan meşru gerekçe arayışı sadece savaşı önlemeye çalışanlar için anlamlı. Amerika, Afganistan'a saldırıdan bu yana en temel uluslararası kuralları bile ciddiye almadı, bundan sonra da almayacak. Bunu Cenin'de ve Afganistan'da gördük. Daha bir kaç gün önce Taliban'ın Pakistan Büyükelçisi Abdüsselam Zaif'in Guantanamo esir üssünde işkence altında öldürüldüğü ortaya çıktı. Pakistan'dan siyasi sığınma hakkı isteyen ancak Perviz Müşerref tarafından ABD'ye teslim edilen Zaif, önce Kandahar'daki ABD üssüne, oradan Hint Okyanusu'ndaki bir ABD savaş gemisine, en sonunda da Guantanamo'ya götürüldü. Her üç yerde de işkence gördü ve Guantanamo'da işkence altında öldü.

Irak harekatı Filistin'de çoktan başladı. Harekat, Irak'tan sonra Lübnan'dan Basra Körfezi'ne kadar karmaşaya yol açacak. Savaşın "insani felaket"inin yanında neden olacağı "siyasi felaket"lerinden bölgedeki bütün ülkeler nasibini alacak. Gerek Hazar ve Ortadoğu enerji kaynakları açısından gerekse son yıllarda nükleer bir güç haline gelmesinden dolayı İran, kendini savaşın hedefleri arasında görüyor. Türkiye, parçalanması mutlak görülen Irak'ın kuzeyinde zaten fiilen varolan Kürt Devleti'nin resmileşmesi oldu-bittisiyle karşı karşıya kalacak. Bölgedeki bütün ülkelerin iktidar merkezlerinin yeniden belirlenmesi için çalışmalar yapılıyor. Ancak en sürpriz gelişmeler Suudi Arabistan'da yaşanabilir.

Petrol şirketleri Veliaht Prens Abdullah'ın kellesini istiyor

11 Eylül'den sonra gerek Usame bin Ladin gerekse ABD'nin İslamcı güçlere savaş açması nedeniyle çok yakın olduğu Amerikan yönetimi ve kendi kamuoyu arasında sıkışan Suudi yönetimi, harekata karşı olduğunu ısrarla açıklamak zorunda kaldı. Bu ikilemin Kraliyet ailesinde de çatışmaya yol açtığına dair bilgiler Batı basınında yer alıyor. Yine Amerika'da, S. Arabistan ile ABD arasındaki ittifakın sorgulanması hatta Suudi yönetiminin tasfiye edilmesi gerektiğine dair tartışmalar çıktı. Petrol şirketlerinin baş rol oynadığı Kraliyet ailesi içindeki iktidar çatışması hakkında söylenenler, Amerika'nın bölgede neler planladığına dair ürkütücü ipuçları veriyor. Süreci iyi izleyenler aynı ipuçlarını İran, Suriye ve Türkiye için de bulabilirler. Bu ipuçlarına göre:

Petrol şirketleri S. Arabistan ile ABD arasındaki ilişkinin yeniden tanımlanmasını, petrolden kendilerine daha fazla pay verilmesini, Kraliyet ailesinde bu taleplere direnenlerin tasfiye edilmesini istiyorlar. Hedeflerin başında da Suudi Veliaht Prensi Abdullah yer alıyor. Petrol pastasından daha fazla pay isteyen petrol şirketleri Prens Abdullah'ın önerdiği payı az buluyorlar. Bu konuda Haziran 2001'den bu yana pazarlıklar sürüyor. Başka Exxon-Mobil ve Shell olmak üzere petrol lobisi, Prens Abdullah'ı planlarının önünde engel olarak gördükleri anda ondan kurtulacak, Veliaht Prensi iktidardan devirip yerine Amerikancı bir yönetim kuracak. Suudi Arabistan Kralı Fahd'ın Cenevre ziyaretleri sırasında yapılan pazarlıkların Prens Abdullah'ın elinden bütün yetkileri almak üzere olduğu, petrol şirketlerinin doğrudan Kral ile pazarlık yaptığı belirtiliyor.

Kral Fahd'ın öz kardeşleri Prens Selman ve Prens Abdurrahman'ın Cenevre'ye gidip bu konuyu ele aldıkları iddia ediliyor. Aynı şekilde Mısır Devlet Başkanı Hüsnü Mübarek ve Ürdün Kralı Abdullah'ın da bu amaçla Cenevre'ye gidip Kral ile üvey kardeşi Prens Abdullah'ın durumunu görüştükleri belirtiliyor. Irak harekatına karşı olan, petrol şirketlerinin ihtiraslarını kontrol altına almaya niyetlenip onlarla işbirliğini reddeden Abdullah'a yönelik bir Amerikan darbesinin hazırlıklarının yapıldığı, Kral Fahd izin verse de vermese de çanların Prens Abdullah için çaldığı söyleniyor. Buna göre, Veliaht Prens ya bir saray darbesi ile devrilecek ya da hakkında korkunç bir nefret propagandası başlatılacak. Yani Suudi ailesi ile ABD arasındaki derin ilişkiler tam bir yol ayırımında.

Geçen hafta üç Suudi Prensi'nin soru işaretleri bırakacak şekilde ölmesinin bu senaryolarla bir ilgisi var mı bilmiyorum. Biri kalp krizinden, biri onun cenazesine giderken trafik kazasında, üçüncüsünün de çölde susuzluktan ölmesi bir rastlantı olabilir. Ancak ortada bir iktidar çatışması ve Amerikan senaryosu varken bunlara rastlantı demek her zaman mümkün olmuyor. Irak harekatının bölgeyi nasıl bir karmaşaya sürüklediği belli olmuyor mu? Kim ne derse desin, bu savaşın en kaybedenleri Suudi Arabistan, İran ve Türkiye olacak.

İslami gruplara karşı dünya çapında savaş başlatan Amerika'ya karşı dünya genelinde şiddetlenen nefretin en yoğun olduğu yer Ortadoğu. Bölgede ortaya çıkacak siyasi depreme bu muhalefet dalgasını da katmamız gerekiyor. Savaşın boyutunu ancak o zaman anlayabiliriz.


3 Ağustos 2002
Cumartesi
 
İBRAHİM KARAGÜL


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED