T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
Kamuoyu aldatıldı

Önce durumu netleştirelim: 1) Avrupa Birliği yasalarının bugüne kadar hükûmet tarafından savsaklandığı ortaya çıktı.

MHP'nin itirazını aşamayan DSP ve Anap, hükûmeti devam ettirmek uğruna Kopenhag kriterlerini feda ettiler. "1984'ten beri zaten infaz yapılmıyor" diyerek "moratoryumun" süreceği hususunu Ulusal Program'a koymakla birlikte, 6'ncı Katma Protokol'ün gereği olarak, savaş ve yakın savaş halleri dışında, terör suçlarından da idamın kalkması için hiçbir düzenleme yapmadılar. Ulusal Program'da, Kürtçe yayın ve eğitimin serbest kalacağı vaadi de yer almadı.

Oysa Ulusal Program, Avrupa Birliği Katılım Ortaklığı Belgesi'ndeki bütün hususları kapsamalıydı. Buna rağmen, bugün kendisine büyük ümitler bağlanan İsmail Cem, 5 Aralık 2000'de milletvekillerini aydınlatmak için yaptığı konuşmada, "Biz Katılım Ortaklığı Belgesi'nde ifade edilen AB'nin düşüncelerini dikkate alırız; ancak bunlar bizim taahhüdümüz değildir" diyebildi.

Kısacası, AB yasalarının iki günde çıkabildiği anlaşılmıştır. Bugün, ortada, "Avrupa Birlikçi" görünenlerin büyük ihmali mevcuttur.

*   *   *

2) Seçim istemeyenler, "Önce AB yasaları sonra seçim" derken, halkı bir kere daha aldatmış, seçim kararı çıktıktan sonra Parlamento'nun çalışmayacağı izlenimini yaratmışlardır.

Bu iddianın da doğru olmadığı meydandadır.

*   *   *

3) AB düzenlemeleri, muhalefetin katkısıyla yasalaşıyor. Mesut Yılmaz'ın, bütün liderleri ziyaret ettikten sonra, "şartsız destek vaad edenler caymış" diye konuşması büyük bir yalandı ve tamamen sandık başındaki seçmeni etkilemeye yönelikti.

DYP ve AK Parti'nin önce seçim kararı alınsın, sonra AB yasaları çıksın demeleri bir şart değildi; nitekim, DYP, idam da dahil her maddede olumlu oy kullandı. AK Parti ise, idam maddesine karşı çıkar görünmekle birlikte, grup kararı almadan milletvekillerinin oylarını serbest bıraktı. Saadet Partisi zaten, baştan beri siyasi suçlarda idamın kalkmasını istiyordu.

Hükûmet, MHP'den vazgeçebilince, Türkiye, Avrupa Birliği'ne yöneldi.

AK Parti'ye suç duyurusu

Avrupa Birliği'ne yönelirken, çağdışı teşebbüsler de görülmüyor değil. Ankara DGM Savcısı Nuh Mete Yüksel, Yargıtay Başsavcısı Sabih Kanadoğlu'na suç duyurusunda bulunmak suretiyle, AK Parti hakkında kapatma davası açılsın istemiş.

AK Parti kurulmadan çok önce, 1992-1993-1994'te Tayyip Erdoğan'ın ve Bülent Arınç'ın yaptığı söylenen konuşmalar AK Parti'yi bağlar mı? Kaldı ki Bülent Arınç, gazetelere tekzip göndermek suretiyle, bu şekilde konuşmadığını beyan etmiş. Cümlelerin şahsına ait olmadığını söylemiş.

Velev ki, bu insanlar 7-8 sene önce öyle konuşmuşlar. Zaman aşımı herkesi cezai sorumluluktan bile kurtarırken, demokrasinin vazgeçilmez unsuru olan siyasi parti kapatılabilir mi?

Kapatılamaz. Bunlar da kapatmayacaklar. Ama seçimlere giderken, "AK Parti'ye iktidar teslim edilmeyecek" iddialarına gerçeklik payı kazandırmak, partinin üzerine gölge düşürmek istiyorlar.

Avrupa Birliği, "Yasa çıkarmak yetmez; uygulamayı görelim" derken, işte bu gibi tertipleri kastediyor.

Uzan ve vatandaşlık

Bir başka tertip de Cem Uzan'a karşı yürütülüyor. Hürriyet, bu çirkin oyunu sürmanşetten duyurduğuna göre, Aydın Doğan, Uzan'la ilgili olumsuz gelişmelerden memnun. Acaba bu grubun teşvik ve tahriki var mı diye düşünüyoruz.

Cem Uzan'ın, Ürdün vatandaşı olduğu gerekçesiyle, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığından atılması Anayasa'ya aykırı.

Merve Kavakçı'nın vatandaşlığını kaybetmesi de, Anayasa'ya aykırı olan 403 sayılı Türk Vatandaşlığı Kanunu'nun (a) bendine dayandırılmıştı.

(a) bendine göre, "İzinsiz, kendi istekleri ile yabancı bir devlet vatandaşlığı kazananların, vatandaşlıkları kaybettirilir"

Bu yasanın (a) bendi, 1981 yılında, 12 Eylül döneminde cunta tarafından kabul edildi.

Oysa, bir yıl sonra, 1982'de halk oyuna sunulan Anayasa'nın 66'ncı maddesinde "Hiçbir Türk, vatana bağlılıkla bağdaşmayan bir eylemde bulunmadıkça vatandaşlıktan çıkarılamaz" deniliyor.

Son Anayasa değişikliği paketine kadar (25 Eylül 2001) geçici 15'inci madde, 12 Eylül döneminde çıkarılan kanunların Anayasa'ya aykırılığının iddia edilemeyeceğini hükme bağlamıştı. Bu yüzden, Merve Kavakçı'nın davasında Anayasa Mahkemesi'ne müracaat edilemedi.

Talimatla mı?

İşin bu yönünü bir kenara bıraksak dahi, AB üyesi olmaya aday bir ülkede, hiç insanlar, izinsiz, bir başka devletin vatandaşı oldu diye vatandaşlığını kaybeder mi? Üstelik Türkiye çifte vatandaşlığı tanıyor.

Bence Anap yönetimi, aynı RTÜK'te yaptığını yapıyor; medyadaki büyük patronun talimatıyla, Cem Uzan aleyhinde bir kararname hazırlıyor.

Uzan, siyasete soyundu; Aydın Doğan'a da rakip oldu. Fincancı katırlarını ürküttü.

Gerçi, -belki yakın çevresi kendisine bunu söylemekten çekiniyor-, siyasette hiçbir şansı yok ama, Uzan grubu mevcut politik düzeni teşhir ederek, gerçeklerin kamuoyu tarafından bilinmesinin yolunu açarak, şu anda Türkiye'nin lehinde bir faaliyeti gerçekleştiriyor.

Biraderin (Bir politikacının kardeşinin) İstanbul polisine uzanan elini-kolunu teşhir etmesi bile, başlı başına bir hizmet.

Emniyet'te atamalar

3 Ağustos'ta, erken seçimin gereği görevden ayrılacak olan İçişleri Bakanı Rüştü Kâzım Yücelen'in en önemli noktalara atamalar yaptığını, bu tayinlerin birader tarafından yönlendirildiğini Saygı Öztürk'ün sütununda okuduk. (30 Temmuz 2002)

"...Dokunulmaz denilen kişilerin telefonlarını İstihbarat Dairesi ile Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Dairesi dinlemişti. İstihbarat Dairesi Başkanlığı'na Melih Kiter getirildi. Kiter, İstanbul Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürü Adil Saçan'ın yakını. Organize Suçlarla Mücadele Daire Başkanı da değişti; bu göreve de Coşkun Hayal atandı."

Hayali ihracatı organize ettiği ileri sürülen Erol Kohen ile İstanbul Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürü Adil Saçan ve İstanbul Mali Şube Müdürü Ayhan Mimaroğlu'nun irtibatı tesbit edilmişti. Buna rağmen, iki polis müdürünün, biraderin himayesi sayesinde, görevlerinden alınamadığını, Saygı Öztürk'ün sütununda okumuştuk. Şimdi, anlaşılıyor ki, giderayak, başta İstihbarat Dairesi ile Organize Suçlarla Mücadele Dairesi olmak üzere bir çok önemli noktaya yakın (yandaş) isimler yerleştiriliyor.

Tantan başaramadı

Tantan'ın Adil Saçan ile Ayhan Mimaroğlu'nu görevden alma çabaları sonuç vermemişti.

Anap sandığa takılır kalırsa, özel himayeler sona erecek; Türkiye sadece özgürlük alanında değil, yolsuzlukların takibi konusunda da kamuoyunu tatmin edecek kararlı bir davranış sergileyecek.

Ben şahsen "kâbus senaryolarına" zerrece inanmıyorum. Bu senaryolar, kendi konumlarını muhafaza etmeye çalışanlar tarafından yazılıyor.


3 Ağustos 2002
Cumartesi
 
NAZLI ILICAK


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED