T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
İtiraf et! Sen, evet sen

Hikaye, Yeşilçam'ın sıradan bir "acı hayat" melodramıdır, hani biraz da kalitesiz. 'İyi ki benim başıma gelmemiş'lere varan yadsımaya tekabül eder çünkü çoğu zaman, oradan bellidir yani durum.

Bazen ağızları buruş buruş eden kekremsi bir tatta sunulur, kimileyin de gözyaşı acısı kıvamında servis yapılır önünüze.

Kapanmak üzere olan bir yarayı ellemekten duyulan o kaşıntılı, hastalıklı hazzı sunar öznesine... Böylelikle açıldıkça açılır ruhlar, havalandırıldıkça havalandırılır önünüzde yaşanmışlıklar.

Şirazeden fırlamış 'içini dökme'leri, ruhu teşhir isteğine mi bağlarsınız, artık derinlerde taşınamadığından 'başka çaresi kalmamış' açık etmelere mi verirsiniz, 'ya bi televizyona çıkayım da, ne olursa olsun'larla mı açıklarsınız bilemem, ama ortalık yere dökülüp saçılan, merak edilesi hiçbir tarafı kalmamış mahremiyetler, bu süfli ortamdan koşar adım uzaklaşmaya çalışanların bile eteklerine ucundan kıyısından bulaşmış bir vaziyette son zamanlarda...

Temizlik timsali beyazlara bürünen Reha Muhtar açtı bu 'itiraf et, arın günahlardan' yolunu giderayak...

Yok yok... Bu bir "itiraf toplumu olduk" klişesinin giriş çalışması değil.

Bir yere kadar itiraf da haysiyetli bir şeydir çünkü. Bulaşmaz başka şeye kendinden başka. İç huzurunu yeniden tesis etme yolunda atılmış bir adım bile sayılabilir, hoşgörü terazisine vurulduğunda.

Hayatla çekişmenin, zamanla bir türlü ateşkes imzalayamamışlığın, bunlardan dolayı da burnu sürtülmüşlüğün, en sonunda kendine dönüşlerin, nahif bakışlı deklerasyonu olarak bile görülebilir haniyse.

Gel gör ki, sıra o spot ışıklarına geldi mi, orada değerinden kaybeder herşey. Basite düşer, aşağı kayar, dibe vurur yükseklikler anlayacağınız.

"Kapı dibinden, komşu kavgaları dinlemeler"in hafif vicdan dalgalanmalarına eşlik eden, sevimsiz hazzını barındırır içinde çünkü, mahremiyetin ifşaları.

Düzayak bir eğleşme, küçümsemeyle karışık bir acımanın kolkola dansettiği... Bulaşıcı hem de, asıl itiraflara neden olabilecek vicdan düşüşlerine neden olduğu için.

'Bana ne kardeşim'lerle kaçmak ne mümkün, bu daracık atmosferden, başınıza dört koldan top mermisi gibi itiraf yağarken.

İtiraf edip kurtulmalı o halde, bu 'ekran kapısından içeriyi dinleme' kötü alışkanlığından. Bir daha yapılırsa onun cezası daha ağır olmalı tabii... Üç saat boyunca sırtınız televizyona dönük tek ayak üstünde durmak gibi mesela...

Sahi, hoş olmaz mı?


3 Ağustos 2002
Cumartesi
 
ÖZLEM ALBAYRAK


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED