T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
AKP, Derviş ve IMF

Kemal Derviş'in ilk seçimden sonra oluşacak hükümette de ekonomiden tek sorumlu bakan yapılacağı öngörüsü yaklaşık altı aydır, nispeten belli idi. Her geçen gün de bu ihtimal artmakta. Uzun bir süreden beri, inkâr edilemez bir diğer gerçek ise, AKP'nin ilk genel seçim sonrası iktidarın en büyük ortağı olacağı.

Şimdi, yavaşça taşları yerine oturtalım. Seçimden sonra AKP iktidarda, eğer CHP'ye girerse -ki eli kulağında- parlamenter olarak, girmezse dışarıdan teknokrat bir bakan olarak Derviş, Ekonomi Bakanı. Bu ihtimal bugünlerde çok sık dile getiriliyor ama biz bunun altı aydır farkındayız. Ekonomiden sorumlu bakan olarak Derviş'in yer aldığı bir hükümetin ne hallere düşeceğini anlamak için, bir buçuk yıldır şu andaki hükümetin başbakanının, bakanlarının ve koalisyon partilerinin ne hallere düştüğünü incelemek yeterli sanırım.

Bir de şu açıdan bakalım isterseniz: Kemal Derviş kurulacak olan hükümette yer almayacak ve ekonomi yönetimi AKP'li kadrolara verilecek. Sevindiniz değil mi? Sevinme hususunda bu kadar aceleci olmayın.

Peki nedir AKP'nin ekonomi politikası? IMF ile uyumlu çalışmak, programın sosyal adalete dönük ayağını güçlendirmek. Yani hem Hinduyum, hem inek etini çok severim, demek, ha!..

IMF, bugüne kadar hangi ülke ile yaptığı stand-by anlaşması'nda işin sosyal ayağına dikkat etmiş? Hangi haciz memuru evinize geldiğinde gözyaşlarınıza bakarak eşyalarınıza haciz koymaktan vazgeçmiş? AKP'li dostlar, Arjantin'de, Brezilya'da, Uruguay'da, Endonezya'da, dünyanın dört bir yanında; IMF politikalarını uygulayan ülkelerin halkının ve yöneticilerinin ne hallere düştüğünü görmüyorlar mı? Bu kadar mı dünyadan habersizler ya da gözleri şehlâ?..

Demek ki, hükümette Derviş olsa da olmasa da, aynı tas aynı hamam olacak. IMF, emredecek, bizim dostlar yapacak. Bunca yıldır halkın iktidarını bekleyen Yurdum'un insanına yine hayal kırıklıkları, yine hüzün, yine acı, öyle mi?

Dostlar, bu böyle olmaz. Siz bu ülkede hem siyasî, hem ekonomik hem de insan hakları ile ilgili problemleri bir an önce ve aynı zaman içinde, hiçbirini bir diğerinden daha öncelikli addetmeden çözmezseniz çok yazık olur. Sonrası yok bu işin. Gözyaşının ve açlığın sonrası olmaz. "-Önce şu tefecilerin borcunu bir ödeyelim, sonra size bakacağız." O tefecilerin borcunu ödedikten sonra sizi orada oturtacaklar mı bakalım? Gözyaşını dindirmeye, açlık yangınını söndürmeye mecal bırakacaklar mı bakalım? Bu kadar mı unutkansınız? Altı yıl önce yaşananlar size altı asır önce yaşanmış gibi mi geliyor? Hiç mi ibret almıyorsunuz?

57. hükümet gitmiş, 58. hükümet gelmiş olur. Siz de gidersiniz bir başkası gelir. Yapılan sadece birilerini başbakan, birilerini bakan, birilerini milletvekili koltuğuna oturtmaktan öteye gitmez. 1602'deki sadrazamı, vezirleri, paşaları kimse hatırlamıyor. 2002'dekileri de kimse hatırlamaz olur biter. Mezarlar, yerlerinin doldurulamayacağına inanan insanlarla doludur. Allah, herkesin ve her kurumun alternatifini yaratmaya kadirdir.

Otuz küsur yıllık birikimi, daha önce eleştirdiklerinizin heba ettiğine nasıl inanıyorsanız, siz de öyle heba etmiş olursanız, yazık etmiş olmaz mısınız?

Bunlar dostlara testi kırılmadan önceki samimi, içten, ancak acı ve acıtan tavsiyeler. Halâ dostlarının tavsiyelerini dinliyorlarsa tabii...

Son söz, Hz. Ebubekir (R.A.)'den: "Kişi eğer amirlik görevini üzerine alıp da, birbirlerine zulüm eden insanlara seyirci kalır ve mazlumun hakkını zalimden alamazsa, Cenab-ı Allah o kişiden mutlaka intikam alır." (Heysemi, c: V, s: 202- Taberani'den naklen)

Polemikce notlar:

Millet aç ve perişan. Amma bizim "salon beyleri" ile "yalı dilberleri"nin derdi, kasırlar ile kervansaraylar. Ertuğrul Özkök, bıraksın Rodos'u da şu Hidiv Kasrı "sendromu"na bir çare bulsun. İçki yasağı kalkarsa, bir de Hidiv Paşa'nın kasrındaki yatak odası, ve hamam takımı gündeme gelir. Hele bir de oradaki eşyanın ve tuvalet malzemesinin Fransa'dan geldiği ortaya çıkıp sergilenirse, o âlemde ne güzel (?!) "Bordueaux" şarabı ile Boğaz'a karşı kadeh kaldırılır değil mi?

İkinci not: Bekir Coşkun da kafayı yemiş: ABD'nin Taliban vehmi gibi onda da çarşaf ve sakal-şalvar fobisi depreşti: "Ümraniye'ye girince kendinizi İran'da buluyorsunuz. Siyah çarşaflı mangalar, çember sakallı, cüppeli mollalar dolanıyorlar. İnanılmaz ürkütücü bir hava var" diyor. (Hürriyet, sh: 22)

Adam kendini Kaniş ve Fifi, Dobarman cinsi "köpekler"in bahçesinde görmek istiyor herhalde! O halde orada ne işi var ki?..

Üçüncü not: "Milliyet"de halt etmiş, ki Tayyip Erdoğan'ın oğlu Burak'ı bir kalemde "Berk" yapmış ve işin içinden çıkmış sandı. Ve genç Burak, şu anda evli, İstanbul'da işinde çalışıyor, ve İngiltere tahsilini çoktan bitirmiş, amma bir kısım gazeteler, hâlâ üç-beş yıl öncesinde durup durup yaveler üretiyor anlaşılan! S.A.


www.sadikalbayrak.com

23 Ağustos 2002
Cuma
 
SADIK ALBAYRAK


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED