T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
Duyarlılık sürmeli

Serik'te Emniyet müdürünün adının karıştığı olayla ilgili yazımın çıktığı gün, İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu iki kez aradı; ilkinde müfettişlerin konunun üstüne gittiğini, ikincisinde ise Emniyet müdürü ile bir polis memurunun 'soruşturmanın selâmeti için' görevden alındığını bildirmek için... "İşkence ve kötü muamele bitecek" vaadiyle iktidara ulaşmış hükümet açısından olumlu bir gelişme bu.

Ak Parti hükümeti 'insan hakları' konusunda duyarlı olmak zorunda. Bu, yalnızca Türkiye'yi üyesi yapmak üzere seferber olduğu Avrupa Birliği'nin (AB) 'şartı' değil; kendisinin doğal misyonu da bu. Devlet gücünü kullanan görevlilerin kötü alışkanlıklarına son vermek için, hükümet, kararlılık sergilemek zorunda.

Serik'e gönderilen Emniyet müfettişleri doğru davrandılar; ancak, YÖK-karşıtı eylem sırasında depoya götürülerek dövülen öğrenciyle ilgili olarak, müfettişler, herkesin gözü önünde cereyan eden şiddet kullanma olayını cezalandırmaya yanaşmadı. Halkın infialine saygı göstererek dövülen genci serbest bırakan polisleri 'hatalı' bulan da aynı müfettişler...

Başka kurumlarda da benzer sıkıntılar var, ama AB süreci sebebiyle mercek altında bulunduğu için İçişleri câmiasındaki teftiş yanlışlığı hemen sırıtıyor: Teftişi aynı meslek dalından müfettişlerin yapması yanlış. Teftiş görevi tek tek bakanlıklar ve kurumların elinden alınıp oluşturulacak bir 'devlet teftiş heyeti'ne devredilmelidir.

Güvenlik güçlerinin görevlerini ne fedakârlıklarla ifa ettikleri biliniyor; kimsenin Emniyet kurumunun moralini bozmaya niyeti yok. Ancak, kötü alışkanlığa sahip mensuplarının câmia dışına çıkartılması da elzem. Evlere karakol kurup babasını bulamadıkları çocukları gözaltına alan, gazete basacak kadar gözü dönmüş, gözaltına aldığı kişileri falakadan geçirip işkenceye tâbi tutan 'çürük elmalar', insan hakları konusunda duyarlı meslektaşlarının itibarını da zedeliyorlar.

AB'nin Türkiye'ye en ciddi itirazı uygulamalar konusunda. 1995 sonrasında yapılan anayasa ve yasa değişiklikleri insan hakları alanına standart getirdi; ancak yasaların bütünüyle uygulandığı söylenemez. Emniyet'e yönelik eleştirilerin çoğu gözaltına alma süreci sırasında yaşanıyor; oysa 1 Kasım 1998 tarih ve 23480 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 'Yakalama, Gözaltına Alma ve İfade Alma Yönetmeliği' eleştirileri sona erdirecek hükümler içeriyor. İşlemler sırasında tutanak tutma, zanlıya haklarını bildirme ve buna dair form tanzim etme, doktor kontrolü şartları ya uygulanmıyor, ya da tutanak ve formlar sonradan üstünkörü (çoğu kez doğru olmayan ifadelerle) tanzim edilip zorunluluk olduğu halde bir nüshası zanlıya verilmiyor. Bir çok durumda yasal gözaltı süresi bile dinlenmeyebiliyor.

Bu yanlışlıklarda, hiç kuşkusuz, siyasetçilerin ve idarenin payı büyük. İdare, "Polisi küstürmeyelim" saplantısıyla hareket ediyor; kendileri kanun ve nizamlara bağlı güvenlik mensupları da, 'çürük elma' olduğunu pekâlâ bildikleri meslektaşları soruşturmaya uğradığında, bundan hoşnutsuzluk duyabiliyor. Sonuçta, ülkemiz, vatandaşları tedirgin eden ve dışarıdan eleştiriler getiren yanlış uygulamalara sahne olabiliyor.

Güvenlik güçleri arasındaki meslek itibarını zedelemeye yol açan yanlış dayanışma, bazen yargıyı da kapsama alanına çekerek değişik sıkıntılar doğurabiliyor. Son yıllarda yaşanan ve kamuoyunu infiale sevkeden Metin Göktepe, Süleyman Yeter ve Manisalı gençler dâvâlarında, 'sanık polisler' kendi câmialarından destek gördüler. 'Zaman aşımı' kuralı, bürokratik işlemler yavaşlatılarak, kötüye kullanıldı. Yargı da, önceki gün sonuçlanan Süleyman Yeter dâvâsında yaşandığı gibi, suçlu polis olduğunda, ceza vermekte pek istekli davranmıyor...

Bu durumun değişmesi şart. Son zamanlarda en çok sayıda ve en olumlu tepkiyi Serik'teki olayla ilgili yazımla aldım; bu durumun da gösterdiği gibi kamuoyunun beklentisi de değişim yönünde. Serik'te meydana gelen 'öğretmen dövme olayı'nın en kısa sürede teftişe bağlanması önemli bir gelişme. Bunu, gazetemiz ve çalışanlarını ilgilendiren, yakın zamanda meydana gelmiş başka 'yanlış' olaylar hakkında açılacak soruşturmalar izlemeli, Ankara'daki YÖK-karşıtı eylemde şiddet kullanan görevlilere yönelik şikâyetler de yeniden değerlendirilmelidir. Devletin gücünü kişisel hesaplaşma peşindeki siyasilerin emrine verenleri Emniyet câmiası da dışlamalıdır.

Bunları yapmak zor değil.


4 Aralık 2002
Çarşamba
 
FEHMİ KORU


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Ramazan| Arşiv
Bilişim
| Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED