T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
Başbakan'a ve Adalet Bakanı'na bir mektup...

Köşelerde okur mektubu yayınlanmasından pek hoşlanmam ve gerekmedikçe böyle mektuplar yayınlamam. Ancak öyle özel durumlar olur ya da öyle mektuplar olur ki, bir sorunu alabildiğine içeriden anlatırlar, müthiş bir tanıklıkla o konuya sizin verebileceğinizden daha sahici ve daha gerçekçi bir ton verirler.

Az sonra okuyacağınız mektup da benim için böyle bir mektup...

Adı ve görev yeri bende saklı, Akdeniz bölgesindeki bir cumhuriyet savcısından geliyor. Ve Türkiye'nin en ciddi sorunlarından birisi olan "hukuk ve yargı", "yargıç ve savcı" meselesine, dahası bu meselenin "ekonomik ve insani yönüne" acı bir "neşter" atıyor.

Bu mektubu yayınlarken biliyoruz ki, ilgililer burada anlatılan sorunların farkındalar, bir savcı ya da yargıcın ekonomik gücüyle adalet dağıtması arasındaki doğru orantının ne denli tayin edici olduğunu biliyorlar.

Ama bunları bir kez daha duymaları, insani dilden ve içeriden bir sesten duymaları işe yarar umudu taşıyoruz...

Şimdi birlikte okuyalım bu mektubu:

"Size bir cumhuriyet savcısının dramını anlatacağım. 1995 yılında mesleğe başladım. Mesleğimi çok seviyorum. Ancak geçinemiyorum. 15 Aralık 2002 de bordromda 900 milyon maaşım gözüküyor. Bu ay lojman kiralarına % 200 zam yaptılar, şu an lojman kirası 140 milyon lira oldu. Benim elime lojman kirasından sonra 760 Milyon TL geçti.

Eşim çalışmıyor. Bir kızım var. İlköğretim 1. sınıfa gidiyor. Aldığım paranın 400 milyonu kredi kartına, 255 milyonu kömür parasına gitti, 30 milyonu kızımın okulu için kömür parası olarak verdim, daha elektrik, su ve telefon parasını ödemedim. Maaşa göre kredi kartı harcaması fazla diyebilirsiniz. İnanın 300 milyonu market, 60 milyonu benzin, tüp vs. dir. İçerisinde fuzuli harcama yoktur.

Bayram geçti, üzerimize başımıza bir şey alamadık. Bırakın tasarrufu, asgari düzeyde geçinemez olduk. Uzun süredir bir takım elbiseye ihtiyacım var, alamıyorum. Eşime ve çocuğuma da bir şey alamıyorum... Oysa bize Ankara'da Eğitim Merkezi'nde mesleki eğitim verilirken büyük meslektaşlarım "hakim, savcı en iyi giyer, en iyi yer, en iyi yerden alışveriş yapar, borç almaz" derlerdi.

Kimsenin mesleğini küçümsemiyoruz. Hatta bizlerden daha az maaş alanlar vardır. Ama her memurun ek yaptığı bir şeyler vardır. Bizim gibi önümüzden milyarların geçtiği meslektekiler için durum böyle mi olmalıdır?

Ben çok şey istemiyorum. Askeriyedeki başçavuşun maaşı kadar maaş istiyorum. İnanın duruşmalarda borç hesaplamaktan, nasıl geçiniriz diye düşünmekten kendimi alamıyorum. Bu derdimizi yukarıdakiler bilmez.

Hükümetler de kurnaz, adli yıl açılışlarında maaş konusunda büyük meslektaşlarımızdan ses çıkmaya başlayınca üst kesime geçen yıl ek tazminat verdiler, inim inim inleyen yeni başlamışlara vermediler. Üsttekiler de seslerini kestiler. İnanın benim adliyemde tüm arkadaşların durumu aynı.

Yeni hükümet de bir ilke imza attı: daha vermeden lojman zammı ile 100 milyonu cebimizden aldı. Yılbaşında verecekleri de en fazla %10 zam olacaktır.

Kısaca: Çıldırmak üzereyiz..."

Şimdi soralım ve hatırlatalım:

Hukuk ve yargı düzeninde özgürlük ve bağımsızlık ruhunun, yargıç ve savcı özgürleşmeden, özellikle maddi açıdan özgürleşmeden gelişebildiği bir örnek var mıdır?

Abdulllah Gül ve Cemil Çiçek, sorunlar hiyerarşisinde bu sorunu bir önce en tepeye yerleştirmeyi düşünürler mi acaba?



19 Aralık 2002
Perşembe
 
ALİ BAYRAMOĞLU
ALİ BAYRAMOĞLU


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat| Arşiv
Bilişim
| Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED