T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
Sn. Çiçek'e...

Sayın Bakan, bu hükümette çok iyi isimler bulunduğu görüşümü insanlarla paylaşırken, ilk örneklerimden birisi de sizsiniz. "Adalet Bakanlığı'na Cemil Çiçek getirildi mesela..." diyorum. Türkiye'nin köklü bir hukuk reformuna ihtiyaç duyduğu bir zamanda, sizin sorumluluk üstlenmenizi çok ümit verici bulduğumu belirtmeliyim.

Uyum paketleri hazırlığı, bunların Meclis'ten geçirilmesi gibi çok önemli işler yapmaya başladığınızı da büyük memnuniyetle izliyorum.

Ben "bana emanet" iki konuyu, bu sütunlardan size iletmek istiyorum. "Adalet" deyince herkesin aklına pekçok şey gelir bu memlekette, çünkü orası tuzun koktuğu noktadır, benim de aklıma şimdilerde bu iki konu takılıp duruyor.

Birisi F Tipi cezaevleri dolayısıyla 3 yıldan bu yana süren "ölüm oruçları" konusu... Doğrusu siz bakan olur olmaz, ilk düşündüğüm şey, "keşke sayın bakan bir temas imkanı sağlasa da ilk iş olarak şu ölüm oruçlarını sona erdirebilse... düşüncesi oldu. Türkiye'ye Ak Parti ile gelen barış iklimi, ölümleri sona erdirerek başlasa... "İnsanların ölümlerine asla razı olamayız" gibi bir çıkışınız olsa..."

Birkaç gün önce, Feride Harman isimli bayan öldü, ölüm orucunun 509'uncu gününde... Halen 20 kişinin ölüm orucunda olduğu, dördünün de ağır durumda bulunduğu bildiriliyor.

Ben isterim ki, sizin zamanınızda bir cenaze daha kalkmasın...

TAYAD (Tutuklu Aileler dayanışma Derneği)'ın hazırladığı bir rapor var. Raporda F Tipi cezaevlerinde bulunan kimi tutuklu ve mahkumlar hakkında gerçekten insanı ürperten bilgiler yer alıyor. TAYAD'ın raporuna ihtiyatla yaklaşılabilir. Ama görmezden gelinmesi herhalde doğru olmaz. Çünkü raporda, sağlık durumları uç noktalara ulaşmış pekçok insan örneği veriliyor ve tüm bunlar, Adalet Bakanlığı'nın sorumluluk alanında bulunuyorlar. Belki tüm cezaevleri için bir reforma ihtiyaç vardır, ama öncelikle ölümler ve ölümcül hastalıklar...

Öncelikle sizin "Ölen ölsün" demeyeceğinizi biliyorum. Sorumluluk duygunuzdan öte yürek kıvamınız buna izin vermez. Sonuçta bir can söz konusu... Ve onlar, size bağlı bir bakanlığın kurumlarından uçup uçup gidecekler... Sizin hiç olmazsa bir kişiyi kurtarmak için çırpındığınıza tanık olsun Türkiye ve dünya, bundan ne siz ne de Türkiye kaybeder. Bu ülkede sosyal barış çok yaralandı, yeniden inşa etmek için de çok emek vermek gerekiyor, bana göre sizin, ölüm oruçlarına katılanlarla hiçbir ideolojik yakınlığı bulunmayan bir kişiliğin onlara göstereceği ilgi, Türkiye'de barışın inşasında çok önemli bir kilometre taşı olacaktır.

Ceyda Ertüzün dosyası

İkinci konu, Ceyda Ertüzün dosyası... 12 Kasım 1999 tarihinde Adnan Oktar ve Bilim Araştırma Vakfı Operasyonu çerçevesinde, babası Prof. Dr. Cevat Babuna'nın evi ile birlikte kendi evinin gece saat 03.00'te polis tarafından basılmasıyla açılıyor bu dosya... Polisler, hem Prof. Babuna'nın hem de Ceyda Ertüzün'ün evinin altını üstüne getiriyorlar. Prof. Babuna'nın evinden, bilgisayar disketleri ve ilmi dokümanlar dahil birçok şeyi, Ceyda Ertüzün'ün evinden de, ziynet eşyalarının ve kıymetli evrakın bulunduğu bir kasayı alıp gidiyorlar. Ertüzün'ün misafiri olan Alev Ulaşoğlu isimli bir bayan da "örgüt mensubu" iddiasıyla gözaltına alınıyor.

Hem Prof. Babuna'nın, hem de Ceyda Ertüzün'ün evinden alınanlar için, onların bulunmadığı bir ortamda zabıt tutuluyor.

Sonra DGM'de mahkeme safahatı başlıyor. Birkaç mahkeme değişiyor. Ne Ertüzün için ne de Prof. Babuna için bir dava söz konusu... Tanık olarak bile dinlenmiyorlar. Yaptıkları tüm müracaatlar geri çevriliyor.

Ama bunun yanında, müsadere edilenler de "örgüt malı" çerçevesinde muamele görerek, mahkeme sona ermediği gerekçesiyle sahiplerine teslim edilmiyor.

Ceyda Ertüzün soruyor:

"Eğer evim örgüt evi, oradan alınıp müsadere edilenler de örgüte ait şeyler ise ben neden örgüt üyesi olmak veya yardım ve yataklık etmek suçundan yargılanmadım, yargılanmıyorum?"

Bunun cevabı şu ana kadar hiç kimse tarafından verilmiş değil.

Ceyda Ertüzün dul bir hanım. Eski bakan ve DYP Milletvekili merhum Tevfik Ertüzün'ün eşi. Gazeteleri dolaşıyor, tanıdığı eski-yeni devlet adamlarının kapısını çalıyor. Epey bir çevresi var, buna rağmen tam üç yıldır hiçbir sonuç alamıyor.

Bu olay, Türkiye'deki kronik sancıların neresine monte edilir bilemiyorum. Keyfi emniyet operasyonları içinde mi değerlendirilir, kimi konuların özel hassasiyetler üretilip, adalet mekanizması zorlanarak çözümlenme yoluna gidilmesi içinde mi, uzun yargı sürecinin bilfiil adaletsizliğin parçası haline gelmesi sadedinde mi? Nereye konursa konsun, ortada yargı adına son derece problemli bir konu bulunduğu açık. Türkiye'de bir Adalet Bakanı ne yapabilir bu konuda, onu da biliyor değilim. Ama en azından vicdanınıza havale edebilirim diye düşünüyorum.


19 Aralık 2002
Perşembe
 
AHMET TAŞGETİREN


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat| Arşiv
Bilişim
| Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED