T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
Bir film gördüm...

Hani bir haksızlık yapılır insana. Kendini savunmaya mecal bırakmayacak kadar kırıp döken... "Nasıl olur, olabilir?"lerden başka bir şeyin elden gelmediği zamanlar yani. Sonra -her nasılsa- kullanmayı hiç bilmediği gücünün farkına varır insan. Ve ardından tüm iyiliğine rağmen, içinden yükselen "savaş isterük" seslerinin karşı konulmaz ivmesiyle, kudreti oranında zalime dönüşmeye başlar mazlum. Ayağa kalkıp yaralandığı yerden bu kez o, kırıp dökmeye başlar.

En acımasız zalimler, en zavallı mazlumlardan çıkar... Böyledir yani, en karanlık ihtiraslar, ters-yüz değişimler, en bayağı zaaflar insana dairdir çünkü...

"Derviş"in bize söylediği de bu...

Genç İtalyan yönetmen Alberto Rondalli'nin "Derviş"ini, her nedense "sabah sabah" saatine yerleştirilen basın gösteriminde izledik. Ünlü Boşnak yazar Selimoviç'in otuz dile çevrilen, ödül üstüne ödül alan romanı Derviş ve Ölüm'ü beyazperdeye uyarlanınca çıkmış "Derviş" filmi ortaya.

Osmanlı döneminde küçük bir kasabadaki bir tekkede yaşayan Mevlevi şeyhinin hayatını anlatan filmde, kardeşi haksız yere öldürülen Şeyh Ahmet Nurettin'in iktidara karşı geri dönülmez savaşı anlatılıyor. Öyle bir savaş ki bu, o da "muktedir", o da "kötü" olana dek bitmiyor.

Karanlık ama...

Othello'nun "Iago"su kadar göstere göstere olmasa da, en yakınları tarafından sırtından vurulmalar, iyilikle kötülüğün kana bulanmış iktidar sarkacında gide gele akıl terazisi bozulan Lady Macbeth kadar olmasa da delirircesine ruh muhasebesine girişmeler, insan ruhundaki iyilik kadar kötülüğün de sınırsızlığına vurgu yapmalar gibi analizlerle 'Shakespeare tragedyaları'nı hatırlatan Derviş, oldukça karanlık bir film.

Karanlık çünkü, karanlıklar hep kendine döndürür insanı. Yüzündeki gözünü kapatıp, insanın derin taraflarında bulunan ve dışarıyı bulanıklaştırırken, içeriye "zoom" yapan diğer çift gözünü kocaman açmaya yarar. "Dur bi dakka ya, neler oluyor bu tarafta" dedirten gözünü...

İçeriden görünenlerin dışarıdaki "hayat tadındaki pür-neşe hoppalık" hallerinden daha oturaklı, daha bir sözü dinlenir olduğunu gösterir çünkü bu gözler.

Evet film karanlık ve de eleştirmenlerin "izlemek için derviş sabrı gerekiyor" dediği kadar da ağır. Yorar çünkü bu tip şeyler insanı. Kapalı yerlerdekileri görmek ve Derviş'in hüsranlı sonuna benzer bir sıkıntı duymak, hakikaten yorucudur...

Şöyle biraz daha yakından

Yani işte film, eleştirmenlerin inciğinden boncuğundan dem vurarak, "Derviş'i canlandıran İspanyol oyuncu Antonio Buil Puejo'nun yüzü role oturmuş mu, oturmamış mı?", "Derviş Mevlevi miymiş, Bektaşi miymiş, hangisiymiş?", "Görüntü yönetimi öyle miymiş, böyle miymiş?", "Filmin danışmanları uyuyor muymuş?", "Kurguda hata var mıymış?", "Böyle ağır giden film olur muymuş?" gibi sözleri pek kaldırmıyor.

Derviş'te onları kaale almayacak kadar "işi başından aşkın" haller var sanki.

O yüzden işte, o burnu büyük eleştiri gözlüğünü çıkarıp çantaya koymak ve şöyle biraz daha yakından bakmayı gerektiriyor film. Daha yakından bakmak, çünkü ahkam kesme durumlarını hiç kaldırmaz insan içi. O derece ağırdır durum yani, Derviş gibi...

Hem bir de, televizyon ve sinema yoluyla başımızdan hiç eksik olmayan "formül eseri ticari filmler" gibi şehiriçi hız sınırını aşması gerekmiyor her yapımın, değil mi? Etrafı seyrede seyrede, yürüyüş yapmak da iyi gelir kimi zaman insana...


19 Aralık 2002
Perşembe
 
ÖZLEM ALBAYRAK


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat| Arşiv
Bilişim
| Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED