|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
İktisadî, siyasî, içtimaî, hukukî vb. kurumlar bir ihtiyaca cevap verebildiği sürece, realitede bir karşılığı bulunduğu sürece ayakta kalır. Realitedeki bir ihtiyacın karşılığını bünyesinde taşımayan bir kurumun dış desteklerle, payandalarla ilanihaye ayakta kalmasını sağlamak mümkün olmaz. Suni desteklerle bir süre daha ayakta tutulabilen bir kurum, sonunda payandalara rağmen tutunmaz ve yıkılıp gider. Ortada sadece mesnetsiz destekler kalır olsa olsa. Öyleyse bir kurumun, realitede hangi ihtiyacın cevabını karşılamak üzere mevcut bulunduğunu nereden anlayacağız? Bir kurum acaba türetilmiş (suni, cali) bir ihtiyacın karşılığı olarak mı mevcut bulunuyor, yoksa gerçek (pozitif) bir ihtiyacı karşılamak üzere mi mevcut bulunuyor? Burada, o kurumun fonksiyonlarına bakmamız gerekiyor. Mevcut kurum bir keyfîlik eseri midir, yoksa hayatımızda yeri olan fonksiyonları mı var? Eğer kurumun, gerçek ihtiyaçların karşılığı olarak mevcut bulunduğunu ve hayatımızda icra etmekte olduğu fonksiyonları yüklenmiş bulunduğunu söyleyebiliyorsak, sahici bir kurumla karşı karşıya olduğumuzu da söyleyebiliriz. Eğer bir kurumun hayatımızda cevabını verdiği ihtiyacın ne olduğunu söyleyemiyorsak ve o kurumun icra ettiği fonksiyonun ne olduğunu bilemiyorsak, böyle bir kurum, var gibi görünse bile onun varlığı ancak saymaca olabilir. Aslında yoktur da var gibi görünür. Biz, sahici kurumları onların cevap verdiği ihtiyaçlarla ve icra ettiği fonksiyonlarla irdelediğimiz gibi, sahici düşünceleri, sahici muhakeme tarzlarını da onların ifa ettiği fonksiyonla, artı, karşıladığı ihtiyaçla irdeleyebiliriz. Keyfî düşünme biçimiyle sahici düşünme biçimi arasında, onların ifa ettiği fonksiyona bakarak bir karara ulaşabiliriz. Düşüncenin sağlıklı olup olmaması, her zaman onun isabetli olup olmaması ile örtüşmeyebilir. Bazen sağlıksız bir düşünce (veya muhakeme tarzı) isabet ettirebilir de, sağlıklı düşünce isabet ettiremeyebilir. Bu sonuç, onların sağlıklı olmadığını anlamamız hususunda ölçü olarak kullanılamaz (kullanılmamalı). Nitekim İslâm fıkhında, meydana getirilen bir içtihatta isabet varsa ona iki sevap, şayet isabet yoksa bir sevap karşılığı verildiği söylenir. Burada aranan husus, serdedilen mütalâanın içtihat değeri taşıyıp taşımadığı noktasında temerküz ediyor. Onun isabetli olup olmadığı ayrı bir konudur. Hele içtihat diye serdedilen mütalâanın bir takım keyfî düşüncelerden ibaret olması büsbütün ayrıdır. İnsanların, kitle halinde, içi boş sloganlarla bir takım siyasî, hukukî, içtimaî kurumlara destek çıkmaya yönlendirilmesi, şayet o kurumların toplum hayatında karşıladığı bir ihtiyaç yoksa veya ifa ettikleri fonksiyonların ne olduğunun anlaşılmasında güçlük çekiliyorsa, herhangi bir anlam taşımayacaktır. Boş sloganlarla destek arayan kurumlar bir ihtiyaca cevap veremiyorsa, boş sloganın kendisi gibi, bütün gürültüsüne rağmen, boşlukta kaybolup gedecektir. Öte yandan, destek verildiği sanılan sosyal, siyasal vb. kurumlar hayatiyetlerini (veya eş söyleyişle fonksiyonlarını) kaybetmişlerse veya hiçbir zaman bir fonksiyon sahibi olamamışlarsa onları hiçbir slogan ayakta tutmaya güç yetiremeyecektir. Sloganlarla gelgeç duygular tatmin edilebilir ama ne gerçek kurumlar kurulabilir, ne de boşlukta yer işgal etmekten öte bir anlam taşımayan sahte kurumların ayakta kalması sağlanabilir.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat| Arşiv Bilişim | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |