|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Babalarımız yapmak istemedikleri bir işi yapmak zorunda kaldıklarında "def'i bela kabilinden" derlerdi. Türkiye'nin Irak konusunda Amerika'nın yanında yer almaya zorlanması da, anlaşılıyor ki Ankara'da "def'i bela kabilinden" çizgisinde değerlendirmelere yol açıyor. Bu savaşın ilan edilen hiçbir gerekçesine katılmıyor. Bu savaşın Türkiye'nin hiçbir çıkarına hizmet etmeyeceğini biliyor. Bu savaşın Türkiye için çok ciddi tehlikeler doğurabileceğinden endişe ediyor. Bu savaşı halk onaylamıyor. Bu savaşa Türkiye'nin katkısını Meclis'in bile istekli olarak onaylamayacağı anlaşılıyor. Ama... Savaşa, savaşın seyrini en etkili biçimde belirleyecek bir katkıda bulunmaya doğru adım adım ilerliyor. Amerikalılar'dan biri gidip biri geliyor ve "Hadi, ne duruyorsunuz? Hani müttefiktik. Ne kadar katkıda bulunacaksınız?" yollu bir pres ile Ankara'yı bunaltıyor. Ankara, savaş takviminin kendi dışında sür'atle ilerlediğini görüyor, savaşa monte olması yolunda baskıların yoğunlaşmasına muhatap oluyor, ama belli ki Amerikalılar'a soramıyor: -Ama arkadaş, henüz BM silah denetçileri orada görev yapıyor. Şu ana kadar da, Irak'ın elinde kitle imha silahı bulunduğuna dair herhangi bir bulguya ulaşmış değiller. Hatta denetçilerin başında bulunan Hans Blix, yeterli istihbarat vermedikleri gerekçesiyle ABD ve İngiltere'yi suçladı. Ayrıca Irak BM'ye silah bildiriminde bulundu ve henüz bu dosya BM Güvenlik Konseyi'nde tam incelenmiş değil. Amerika, sanki hiçbir belgeyi dikkate almadan savaşa soyunmuş, "illa da savaş isterim" diyen isterik bir canavar görüntüsünde. Bu durumda savaş çıkarmak uluslararası hukukun ihlali olmaz mı? Bu savaş Amerika'yı hukuk tanımaz bir çağdaş canavar haline getirmez mi? -Ama arkadaş, Amerika, İngiltere ve İsrail dışında bütün dünya bu savaşa karşı. Amerikan ve İngiliz kamuoyunda bile ciddi bir direniş var. Sizin bu yaptığınız dünyaya meydan okumak olmuyor mu? Gide gide Bush'un yolaçabileceği tehlikeler itibariyle Saddam'dan daha tehlikeli olduğuna dair bir kanaatin oluşmakta olduğunun farkında değil misiniz? -Irak'ın elinde kitle imha silahlarının bulunmasını tasvip etmiyoruz. Irak'ın gerektiğinde kendi halkına bile bu silahları kullandığının bilincindeyiz. Ama arkadaş, elinde kitle imha silahı bulunan ve onu kullanan tek devlet Irak mı? Amerika'nın elindekileri ne yapmalı? İsrail'in elindekileri ne yapmalı? Dünya hukuk tanımazlık yönünden, şu an Amerika'nın sergilediği tutumla Saddam arasında herhangi bir fark görmemekte haksız mı? -"Irak kitle imha silahı kullanırsa, biz de nükleer silah kullanırız" diyorsunuz. Aynı mantığı Saddam da kullanamaz mı? Bu karşılıklı cinnete yol açmaz mı? Hangi ülke, yokolma tehlikesi ile karşı karşıya bulunduğunda elinde bulunan tüm silahları kullanmaktan kaçınır? Bu açıdan ABD ile Irak'ı karşılaştırdığınızda hangisi daha "yokedici" nitelik taşıyacaktır? Ankara bunları söylese de Amerika'nın bıçkın tavrı değişmeyecektir. Onlar yine "Siz hâlâ orada mısınız? Savaş geliyor savaş, yerinizi belirleyin yoksa çok şey kaybedersiniz" şeklinde, içinde derin tehditler saklı sözler söyleyeceklerdir. Türkiye, çok açık ki, savaş dışı kalmak istiyor. Komşu bir ülkeye karşı açılan savaşta rol almamak için... Amerika – İngiliz – İsrail stratejileri içinde belirlenen gerçek gerekçelerini göremediği ve görünen gerekçelerini onaylamadığı, ya da görünen gerekçelerinden Türkiye'nin çıkarları açısından endişe ettiği için... Savaş sonrası gelişmeleri tam kestirememek, ya da muhtemel gelişmeleri kontrol edememek de Ankara'nın problemi. Burada "dost ve müttefik, stratejik ortak" ABD'ye güvenmemek gibi bir temel ukde de mevcut. Bütün bunlardan öte, Körfez Krizi'nden gelen tecrübeyle en basitinden savaşın Türkiye ekonomisine darbe vuracağını bildiği için. Ama savaşın dışında kaldığında Irak'tan çok Amerika'nın tehdidini de görüyor Ankara... "Sen bilirsin, diyor Amerika, sen olmasan da ben savaşı yapacağım. Ama o durumda Irak'ta ve bölgede olan biten senin aleyhine olursa karışmam..." İşte tehdit bu... Ankara'nın bu tehdidi "satın aldığı" kimsenin meçhülu değil. Yani biz Saddam'dan çok Amerika'nın başımıza açacağı beladan korkuyoruz. Ve onun için "def'i bela kabilinden" tavırlar geliştirme arayışı içindeyiz... Hani neredeyse "Amerika gibi dostumuz varsa, düşman aramaya ne gerek var" diyecek noktadayız... Onun için demiş olmalılar, "bir büyük devletle dostluk ayı ile yatağa girmeye benzer", diye... Mecburiyetleri oynuyoruz vesselam!
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat| Arşiv Bilişim | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |