|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Haşmet Başar, AB'ye üyelik için çaba sarfeden Türkiye'nin, stratejik coğrafi konumu nedeniyle önüne çıkan diğer ekonomik ve siyasi fırsatları da değerlendirmesi gerektiğini söyledi. Hükümetin AB ülkeleri düzeyinde başlattığı lobi çalışmalarını nasıl değerlendiriyorsunuz? Lobi hareketlerinin önemi Tayyip Erdoğan'la beraber başladı ve bir ay içerisinde yapılabilecek her şey yapıldı fakat biraz geç kalınmış bir hareketti. Halbuki son 3 yıldır bu lobi hareketini yapsaydık Avrupa kamuoyunu etkileseydik daha iyi bir tarih alabilirdik. AB'nin son kararı ne anlama geliyor? Alınan karar her ne kadar Türkiye'nin beklentilerini karşılamasa da hiç yoktan iyidir. Eski hükümetle gitmiş olsaydık biz bunu da alamazdık. Son bir aylık çalışmanın büyük bir ürünüdür bu. AB'nin samimiyeti ne derecede? Verilen sözlere güvenmemek gerekiyor. Aksi takdirde müzakereye 25 ülkelik grupla çıkma ihtimali vardır. Eğer AB samimi ise diyecek ki 2004 sonunda alınacak kararlarda yeni alınan bu 10 ülkenin etkinliği olmayacak diye bir ibarenin olması lazım. Türkiye elindeki kozları nasıl kullanmalı? Bugüne kadar çok canımız yandı, artık, 'ne kadar para, o kadar köfte' dememiz lazım. Bunun dışında ticari anlaşmaların da yazılı olması lazım. Biz bir işi yaptıktan sonra işin ticarete dönüşmesini gerçekleştiremiyoruz. Türkiye hangi oluşumlar içerisinde olmalı? AB'nin bizden istediği kriterler arasında ihracat ve üretimin artırılması, milli gelirin yükseltilmesi de yer alıyor. Bunu yalnızca AB ile ticaretimizle yapımıyoruz. Bunu gerçekleştirebilmemiz için çok yönlü atak geliştirmemiz gerekiyor. Bunlardan biri ABD ile olacak, ikincisi Ortadoğu ülkelerine yapacağımız ihracat, üçüncüsü de Orta Asya ve Rusya ile ilişkilerimiz. Daha ilginci; Türkiye, yeni pazarlar bulabilmek adına Latin Amerika'yla işbirliğine gitmeli. Rusya ile bir ilişki gündeme gelebilir mi? Türkiye, Rusya ile özellikle teknoloji alanında işbirliğine giderek yeni yapılacak yatırımlarda fırsatlar yakalayabilir. Türk firmaları Rusya'da çok önemli projelere imza attılar.
AB trenini Ecevit'le kaçırdık Türkiye'nin AB'ye ilk müracaatı 1959 yılında Demokrat Parti zamanında başlamıştı. Ancak 1963 Ankara Anlaşması'yla ortaya resmi bir belge çıktı. Bu 43 yıl içerisinde bizden çok sonra müracaat eden ülkeler girdiler ve çok önemli kazançlar elde ettiler. Türkiye bu 40 yıl içerisinde önüne çıkan fırsatları değerlendiremedi. 1970'lı yıllarda, 1974'lü yıllarda, 1978'de ve son dönemde, AB konusunu gerekli ciddiyet içerisinde ele alınmadı. Ecevit işgücünün serbest dolaşımı üzerinde durarak bizim tarihsel fırsatlarımızdan birisini yok etti. RÖPORTAJ: YILMAZ YILDIZ
|
|
|
|
|
|
|