T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
"Epistemolojik kopuş" şart gibi...

Hamit Bozarslan, yıllardır Paris'te öğretim üyeliği yapan Lice doğumlu bir tarihçi, politolog. 12 Aralık Kopenhag Zirvesi dolayısıyla özellikle Avrupa basınını kaplayan Türkiye'yi konu edinen çok sayıdaki yayınlardan birisi de, Le Monde gazetesinin (15-16 Aralık) Bozarslan ile yaptığı bir tam sayfalık röportajdı. Ortaya bilgi verici, Türkiye'nin "paradokslar"ının anlaşılabilmesi için epeyce ipucu veren güzel bir röportaj çıkmış. Bozarslan Müslüman dünyanın meseleleri ile de yakından ilgili bir üniversite hocası olduğundan, röportajda AKP'nin "İslamcı" yönüne ilişkin öğretici yorumlar da yer alıyor. Ben bu uzun röportajda, mesela, "AKP'yi nasıl tanımlarsınız?" şeklindeki bir soruya gelen şu cevabı çok hoş buldum: "Bu partinin politik referansı, Müslüman Kardeşler'in kurucusu Hasan Al Banna değil, Konrad Adenauer'dır." AKP, dinin en azından kültürel referans olarak içinde yer aldığı, seçmenlerin kendisinde dini referanslara ilişkin kimliklerini de bulduğu bir toplumsal sözleşmeyi arayan bir sağ partidir.

Söz konusu röportajın en önemli sorusu bence sonuncu soruydu. Hatta öyle ki, "paradoksal" (!) bir biçimde Le Monde'un sorusu Bozarslan'ın cevabından çok daha açıklayıcıydı. Gazetenin cevabını merak ettiği husus şuydu: Avrupa'da bazıları için Kemalist Türkiye, laik Müslüman devletin modeliydi. Oysa şimdi, paradoksal bir şekilde, Türkiye'nin üzerinde o kadar söz edilen bu örnek/model duruma gelmesini Kemalizm ile potansiyel bir "kopuş" sağlayacak gibi görünüyor.

Gerçekten de çok "paradoksal" bir manzara değil mi? "Müslüman Türkiye"nin laik bir devlet olabilmesinin en esaslı şartı olarak sunulan "Kemalizm", ülkenin Batı âleminin normlarına uygun bir düzene sahip olabilmesi için kendisiyle mutlaka bir "kopuş" yaşanması gereken bir öğreti haline mi geldi?

Röportajın bu sorusunu, YÖK ve Rektörler Komitesi Başkanı Kemal Gürüz'ün geçen gün yaptığı açıklamayı önüme koyarak cevaplamaya çalıştım. Açıklamanın daha birkaç satırını okur okumaz şu sonuca vardım: Le Monde meseleyi ne kadar da iyi kavramış... Ülkemiz rektörbaşının sözünü ettiği  'paradoks'un canlı birer örneği olduğunu nasıl da güzel tahmin etmiş! AB'ye girmeye niyetlenen bir ülkenin rektörbaşının, "Müslüman demokratlık, büyük Atatürk'ün temelinde, onun inhisarında olan bir şey" şeklinde bir laf edebileceğini nasıl da bilmiş... Nedir o "Vahabi bataklığı", "molla rejimi", "entari", "karakter katliamı", "gerektiğinde bakanlarını tekzip etme yoluna gitmeler", "ezan sesleri", vesaire... Aklıbaşında bir ülkede bir rektörbaşının düzeyi apaçık ortada bu tür açıklamalarla üniversite camiasının binlerce öğrenci ve öğretim elemanının yüzünün kızarmasına neden olması hoş görülebilir mi?

"Geçen haftanın en büyük skandalı" olarak nitelenmeyi fazlasıyla hakeden Kemal Gürüz'ün gazetelere yansıyan bu açıklamasında (Bilmem katılır mısınız ama Sabah'tan Ergun Babahan son ayların bu yenir yutulur olmayan sözlerini bir "hezeyan" olarak niteleyip şöyle soruyordu: "Bundan daha abuk-subuk, seviyesiz, anti-demokratik bir açıklama olabilir mi?"), eğer dikkat edilmezse kolayca atlanabilecek şu karışıklık da var: Gürüz'ün açıklaması medyada genelde "Rektörlerin AKP isyanı" şeklinde yer aldıysa da, biraz dikkat edilince Gürüz'ün rektörler toplantısında kaleme alınan "Komite Bildirisi"ni (yeterince "ağır" bulmamış olacak ki) bir "tulûat"la zenginleştirdiği anlaşılıyordu. Bu hususu özellikle hatırlatıyorum, çünkü rektörler tarafından kaleme alınan "Komite Bildirisi" içerdiği bütün yanlış değerlendirmelere rağmen, Gürüz'ün gazeteciler önünde sahneye koyduğu "tulûat"la karşılaştırıldığında İnsan Hakları Bildirgesi gibi kalıyor! Dolayısıyla, rektörbaşının dinleyenleri ve okuyanları şaşkına çeviren "irticalen" yaptığı açıklamaların günahının 77 rektörün defterine yazılması haksızlıktır. Ama takdir edersiniz ki, bu haksızlığa herkesten önce itiraz etmesi gereken de, bu 77 rektörden başkası değil. Bakalım bir ses çıkacak mı?

Biz yine en iyisi, Le Monde'un Bozarslan'a yönelttiği son soruyu düşünmeye devam edelim...


23 Aralık 2002
Pazartesi
 
KÜRŞAT BUMİN


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat| Arşiv
Bilişim
| Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED