T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
Kimsenin bilmediği Hablemitoğlu

Her insan değerlidir, ölen/öldürülen her insanın ardından yanarım; ama ölümünün ardından öğrendiklerim yüzünden Necip Hablemitoğlu'nun kaybına daha fazla yanıyorum. Böyle bir insanın hayatına kast edenler bir gün mutlaka utanacaklar...

Şaşırdığınızı biliyorum, o halde siz de şaşırın: Cenazenin hemen arkasında duran ve tabutu ilk yüklenen temiz beyaz sakallı yaşlıca adam var ya, onun adı Adem Hablemitoğlu... O temiz yüzlü kişi uğursuz bir siyasi cinayete kurban giden Necip Hablemitoğlu'nun babası... Adem Hablemitoğlu hâfızmış; Bulgaristan medreselerinde Kur'an-ı Kerim'i başından sonuna ezbere okuyacak dinî eğitim almış...

Hayatı bu kadar çelişkiler içinde bir insan az bulunur. Yola çıktığında babasını üzmeyecek bir çizgi izlediğine hiç kuşku yok Necip Hablemitoğlu'nun... Ankara Üniversitesi Atatürk İnkılabı Enstitüsü'nde doktora çalışmalarını yürütürken, kendisiyle aynı dersleri alan bazı üniformalı öğrencilerle ters düştüğü biliniyor. Tempo dergisi, o sıralarda, Enstitü'nün hakkı olmayan kişilere 'doktor' pâyesi dağıttığı yayını yapmıştı. O kişiler, meğer, o yayını Hablemitoğlu'ndan bilirlermiş...

Kendisini tanıyan biri, "Ayağına bastığı pek çok kişi oldu o dönemde" dedi bana. Bazı çevrelerin uygun gördüğü "MHP'li" sıfatına ters düşüyor dostumun anlattıkları... Doktora yaptığı Enstitü'nün başkanı ve öğretim üyeleri "MHP'li" bilinen kişilermiş; kendilerini mahkemeye düşüren 'sahte diploma' olayından sorumlu bildikleri Hablemitoğlu hakkında hiç de iyi düşünmezlermiş... Aynı dost, "Adının önüne 'Doç. Dr.' unvanı konulmasını anlayamıyorum; yıllardır 'yardımcı doçent' kadrosundan yukarıya çıkmasına geçit verilmedi çünkü" dedi bana...

Kendisi gibi 'Yrd. Doç. Dr.' unvanında çakılı kalmış biri, gazetelere, "Hablemitoğlu, bana, yakında MİT müsteşarı olacağını anlattı" açıklamasında bulundu. İktidarda Ak Parti'nin bulunduğunu düşünür, Necip Hablemitoğlu adıyla bu söyleneni bağdaştıramazsınız... 'Patlak Ampul' adıyla çıkan Ak Parti aleyhtarı bir kitaba önsöz yazan birini, diğer bütün şartları tutsa bile, Ak Parti neden MİT müsteşarı yapsın ki?.. Pek akla uygun olmayan bir iddia bu.

O halde, size, "Necip Hablemitoğlu, çok uzak olmayan bir süre önce, Başbakan Abdullah Gül'le görüştü" desem ne düşünürsünüz? 'Patlak Ampul' kitabına önsöz yazan birinin, Ak Partili başbakanla görüşmesi ve ardından "MİT müsteşarı olacağım" bilgisini arkadaşlarıyla paylaşması gerçekten ilginç. Başbakan Gül, "Görüştük, ama aramızda kendisini MİT müsteşarlığına getirme yönünde en ufak bir ima bile söz konusu olmadı" diyor.

Belli ki, ruhunda fırtınalar kopan, çok yönlü bir kişiymiş Necip Hablemitoğlu... "Kabı kabına sığmaz" denen tipler vardır ya, işte onlardan... Günün belli bir bölümünde bir öğretim üyesi iken, geri kalan bölümde şifreler çözmeye uğraşan, Türkiye aleyhine faaliyetlerin peşinde, nüfuz ajanlarının foyasını meydana çıkarmaya azimli bir 'dedektif'...

Ara sıra gözümün takıldığı televizyon programlarında, kendisine biçtiği iki rolün birbirine karıştığını fark ettiğim de oldu. Bir öğretim üyesi ağırlığı beklenirken dedektif imiş gibi çözümlemeler yaptığını, dedektif kuşkuculuğuyla bakması gereken konulara nesnel yaklaştığını gördüm. Hiç beklemediği bir açıklamasıyla karşılaşan yanındaki bayanın hayreti gözümün önünden hiç gitmez...

Kamuoyu, Necip Hablemitoğlu'nu, 'babası hâfız' bir kişi kimliğiyle tanımadı; haberci bir yakınım, "Gagavuz asıllı, Hırıstiyanmış galiba" diyordu... Atatürk İnkılabı Enstitüsü'nde sebep olduğu gürültü de epeydir unutuldu... İki konu onun sırtına kaldı: Biri, Fethullah Gülen ile ilgili DGM dâvâsına katkısı, diğeri de Alman vakıflarını casuslukla suçlaması... Zaman'da Ali Ünal, ölümü üzerine, "Herkes müdahil olduğunu yazıyor, ama Hablemitoğlu dâvâya müdahil olarak katılmadı" diye yazdı. Eski DGM Savcısı Nuh Mete Yüksel ile ilişkisi, "Hablemitoğlu yazdı, DGM savcısı iddianamesinde yararlandı" tarzından epey farklı olmalı. Alman vakıfları olayı da Hablemitoğlu'nun sonradan benimsediği bir 'dâvâ' bence... Müessif olayın sıcaklığı geçsin, ne ilginç ayrıntılar öğreneceğiz, göreceksiniz...

Polisin kâtilleri bulmak için olağanüstü bir çaba gösterdiği anlaşılıyor. Kâtil zanlısının robot resminin çizildiği de öğrenildi; bir komşu ve eşi etrafta gördükleri kişiyi tarif etmişler, polis fotoğrafçısı çizmiş. Söylendiğine göre, ikisinin anlattığı eşkâl aynı tipmiş... Polis, gönlü yaralı eşin ricası üzerine, robot resmi medyaya vermiyormuş...

Ankara'da, son birkaç gün içerisinde evine kadar gelip kendisiyle görüşen iki kişiden söz ediliyor. Bana çok dolaylı aktarıldığı için emin değilim; ancak anlatılana göre, Hablemitoğlu'nu uyarmış o iki kişi... Kurduğu yeni ilişkileri sona erdirmesini, verilecek görevi kabul etmemesini istemiş... 'Yrd. Doç. Dr' arkadaşının, "MİT müsteşarı olmayı bekliyordu" demesine rağmen, Başbakan Gül'ün, sorunca, "Hayır, aramızda öyle bir konu görüşülmedi" cevabını vermesi, 'görev' denilenin resmî olmadığını düşündürüyor. Belki, o iki kişi de, arada geçtiği söylenen mükâleme de, Necip Hablemitoğlu'nun dedektif kişiliğinin bir ürünüdür...

Bana inanın: Cinayetten sonra kişiliğiyle ilgili öğrendiklerim yüreğimi sızlattı.


23 Aralık 2002
Pazartesi
 
TAHA KIVANÇ


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat| Arşiv
Bilişim
| Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED