|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Amerika'nın, dünyada nefret uyandırmasına rağmen Irak'ı vurmakta neden bu kadar ısrar ettiğini anlamakta zorlanıyoruz. Türkiye, bu savaşın neresinde duracağı konusunda zorlanıyor, hangi davranışın kendisine neye malolacağını tahminde zorlanıyor. Oysa savaş çoktan başlamıştı, Türkiye bir biçimde savaşın içine itilmişti, bedeller ödemekteydi, şimdi sadece uzun süreli savaşın sıcak bir safhasının hazırıklarını izlemekteyiz. İsterseniz bir olan biteni görelim: Sovyetler'in dağılması... Amerika'nın merkezinde yer aldığı tek kutuplu dünya değerlendirmeleri... O güne kadar Amerika'nın dümen suyunda gitmiş bulunan Saddam'ın garip bir operasyonla Kuveyt'i işgali. Amerika'nın Saddam'ın kişiliğinde bir düşman üretmesi, ve zaten o güne kadar "bölgede Batı'nın sürdürdüğü sömürge-yarı sömürge statüsünü sorgulayan İslam" problemini de dikkate alarak, Ortadoğu-İslam coğrafyasını muhtemel kriz alanı olarak gündeme alması. Bu gündemin NATO'nun yeni misyon arayışı ile bütünleşmesi. İlk defa İngiltere Başbakanı Thatcher tarafından seslendirilen "Yeni düşman-Yeşil düşman" söyleminin NATO'nun yeni konsepti içine alınması. Körfez harekatı. Körfez harekatının ABD'nin merkezlik edeceği "Yeni dünya düzeni"ni arayışına monte edilmesi... Yeni dünya düzeninin Ortadoğu boyutunu Lozan'dan beri gelen, İsrail'in montesi ile bir ölçüde yeniden biçimlenen yapılanmasını Amerika-İsrail-İngiltere eksenli olarak yeniden biçimlendirme... NATO Genel Sekreteri Willy Claes'in 1995'te İslam-Batı ilişkileri açısından çok tepki çeken "NATO'nun yeni düşmanı köktendinci İslam" açıklaması... ABD diğer Batılı istihbarat kaynaklarının, Türkiye'de ve tüm İslam coğrafyasında "İslami yükseliş"i tesbite yönelik çalışmaları... Bu istihbarat raporlarında "İslami birikimin öngörülenin üstüne çıktığı ve Afrika'nın kuzeybatısından Asya içlerine kadar olan bölgedeki kriz potansiyelinin bundan kaynaklandığı, bunun Batı çıkarları açısından tehdit niteliği taşıdığı" tezlerinin parça parça kamuoyuna yansıması... Bu gelişme nasıl önlenecek tartışmaları... Cezayir modeli...
Türkiye'de bölgedeki İslami yükselişin bir uzantısı bağlamında değerlendirilen Refah'ın seçim başarısı ve Refahyol iktidarı... 28 Şubat... Yeni tehdit değerlendirmesi ve burada "irtica" şapkası altına oturtulan "İslam'ın öngörülenin üzerine çıktığı" tesbiti... 28 Şubat'ın iç politikadan dış politikaya, eğitimden bürokrasiye hemen tüm alanlarda yürüttüğü "İslami birikimi azaltma" operasyonu... Bunun NATO konsepti ile üstüste oturması... Böylece Türkiye'ye daha ilk planda Amerika'nın gizli gündeminde bulunan "Yeni dünya düzeni" operasyonunda bir cephe ülkesi olarak rol verilmesi... Türkiye'nin silah alımı ve yenilenmesi projelerinde Amerika tarafından köşeye sıkıştırılması, İsrail'le ilişkiye mahkum edilmesi ve bölgede Amerika- İsrail-Türkiye ekseninin oluşturulması... Bunun Türk dış politikasındaki dengeleri İsrail lehine ağdırması... Bu dönemde Amerika ve İsrail'in, bölgedeki dört İslam ülkesini destabilize edecek bir maymuncuk olarak "Kürt kartı"nı oynaması... Ve oğul Bush'un, babasının yarım bıraktığı işi tamamlamaya soyunması... Burada, Amerikan yönetiminde olağünüstü etkinlik kazanan Yahudi lobisinin etkin-şahin bir unsur olarak devreye girmesi... Türkiye'ye biçilen rol... Türkiye'nin "Kürt kartı"na bakarak Amerika- İsrail ekseninin geleceğe ilişkin "gizli gündem"inden kuşkulanması.... Ancak, kendi asli hinterlandı ile ilişkilerinin öteden beri sınırlı olması sebebiyle bunu dengeleyecek enstrümanlara sahip olmaması... 3 Kasım seçimlerinde 28 Şubat projesinin siyasal boyutunda rol alan kadroların tasfiyesi... İslami zeminden yeni söylemlerle yükselen bir hareketin çarpıcı bir seçim sonucu ile ile gelmesi... Bu siyasal yapının, bir yanda Türkiye'nin çıkarları, diğer yanda Refah'ın başına gelenler sebebiyle, dış politikada yoğurdu üfleyerek yiyen bir tavır benimsemesi... Tam da bu sırada 28 Şubat çizgisini önemseyen askeri kadrolarda, Amerika-İsrail eksenine yönelik kuşku bulutlarının yoğunlaşması... 2002-2003'ün savaş gündemi... Türkiye'de aşağı tükürsen sakal yukarı tükürsen bıyık tedirginliği... Yani Amerika'nın yanında yer almaya zorlanmakla, kendi geleceğine karşı savaşa tutuşmak çıkmazı... Bugün bunu yaşıyoruz. Hepsi bu kadar... Nasıl, olan bitenden bir şey anlaşılıyor mu? Hani "uyuma!" diyor ya adam! Ülkelerin kaderi uzun vadeli planların içinde oluşuyor ve asla "uyuma"yı kabul etmiyor. Zaman geçiyor kendi ettiklerinizle kendi ellerinizi bağladığınızı anlıyorsunuz. Lakin vakit geçmiş oluyor....
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat| Arşiv Bilişim | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |