|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
yerleşti manşetlere...
Dünkü Kronik Medya'da, ne zaman bir savaş ihtimali sözkonusu olsa basınımızda hararetin birdenbire yükseldiğini, ama "harekâtın kod adı"nın belirlenmesi; herhangi bir savaş senaryosunun "sızdırılması" gibi özel durumlarda bu hararetin dayanılmaz boyutlara ulaştığını hatırlatmıştık size. "Özel durumlar" faslında öyle bir şeyi unutmuşuz ki, affedilir gibi değil: Rambolar... Vatan gazetesi, altı boş bir manşetle müjdeyi veriyor: "RAMBOLARA İZİN VERDİK... Hükümet, helikopterle Irak'a sızıp nokta operasyonları düzenleyecek ABD özel birliklerinin Türkiye'de konuşlanmasına yeşil ışık yaktı... Irak operasyonuna Türkiye'deki üslerden katılacak seçkin ABD komandolarının sayısının 3 bin olması bekleniyor. Ancak harekâtın seyrine göre bu sayının 12 bine kadar çıkabileceği belirtiliyor...." Vatan'ın manşetinin altının neden boş olduğuna birazdan geliriz, önce bir "hak teslimi"nde bulunalım: Aslında "rambo" meselesinin pîri Star gazetesi... Afganistan Savaşı öncesinde bu alanda öyle büyük "iş"lere imza attı ki Star... Hele o, gazeteyi boydan boya kaplayan tam boy, tam teçhizatlı rambo fotoğrafları; onları unutmak kabil mi? Malum nedenlerle aniden anti-Amerikan bir çizgi izlemeye başlayan (o süreci size anlatmıştık) Star gazetesinin, rambo işini yeni yetme gazetelere terk etmek zorunda kalması gene de güzel tabii... Artık Star'da bu tür fotoğraflara hiç rastlamıyoruz... Gazete, Vatan'ın "Rambo" manşetiyle çıktığı gün "Hayatımız yine tavuğa emanet" manşetini atmış. "Bu detay sadece Star'da" uyarısının eşlik ettiği manşette, pencereye bağlanmış bir tavuk fotoğrafı görüyoruz. Şöyle deniyor: "Dedektör tavuk nöbette... Kimyasal saldırı olursa ölecek... Bu yolla sahibini uyaracak. Camdaki naylon ise gazın içeri girmesini önleyecek. Bizde durum bu... İsrail'de ise tavuğa gerek yok... Çünkü, devlet vatandaşına gaz maskesi dağıttı..." Nereden nereye... 11 Eylül sonrasının "Vur... vur... vur..."cu gazetesi, işi neredeyse "halkı askerlikten soğutacak" manşetlere dökmüş durumda... Gelelim Vatan'a... Gazetenin "Rambolara izin verdik" manşet haberine, arkalarından güneş doğan, yüzü bize bakan iki rambo fotoğrafı eşlik ediyor... Devam sayfasında da bir başkası... Fotoğrafaltında heyecanlı satırlar: "Özel birlikler gerilla savaşı, sızma, adam kaçırma, sabotaj, suikast, tahrip ve imha etme gibi operasyonlarda uzman..." Peki gazete, haberini nereye dayandırıyor? Bu konuda bir açıklık yok. Biliyorsunuz, gerek de yok böyle şeylere... "İzin verildi, yeşil ışık yakıldı, olur verildi..." işte böyle gidiyor. Devam sayfasında, rambo fotoğrafı marifetiyle biribirine bağlanan manşet haberle bir başka haber arasındaki hoş çelişkiyi belirtmeden geçmeyelim: Rambo haberinin spotunda, "Türkiye'den üs, liman ve bazı demiryollarını kullanma izni alan Amerikan yönetiminin" uzun uğraşlar sonunda "özel operasyon birliklerinin yerleştirilmesi konusunda da Ankara'nın olurunu aldığını" okuyoruz... Bu haberin hemen altında ise bir başka haber var. Gazetesinde birkaç dakika önce "demiryolu izninin de" verildiğini okuyan Vatan okuru, bu kez "ABD şimdi de raylara göz dikti" başlığıyla karşılaşıyor. Haberin spotu: "Amerika, liman ve 5 hava üssünden sonra Türk demiryollarını da istedi..." Haberin girişi: "Amerika, Türkiye'ye Bağdat'a uzanan demiryollarından yararlanmak istediğini resmen bildirdi..." Vatan'ın bu iki haberini birleştirirsek: Yanılabiliriz tabii, ama kanaatimiz, Vatan'a gelen bilgilerin tıpkı "demiryolları" meselesi gibi "rambo" meselesinin de "resmî talep" düzeyinde olduğu, ama Vatan'ın rambo işini böyle harcamaya gönlünün elvermediği yönünde... (A.G.)
Star mahkemesinin (gazetesinin) kararı (haberi)
Nuh Mete Yüksel'in, Türkiye'deki Alman vakıflarının casusluk yaptıkları iddiasıyla açtığı dava dün başladı... Biliyorsunuz, DGM Savcısı Nuh Mete Yüksel, geçtiğimiz günlerde bir suikaste kurban giden Necip Hablemitoğlu'nun "Alman Vakıfları"nı konu alan kitabına dayanarak açmıştı davayı... Davada, Bergamalı köylüler de casuslarla işbirliği yapmaktan yargılanacak... Star'ın haberini izleyerek, dava hakkında biraz daha bilgi edinelim: "İddianamede, vakıfların, Türkiye faaliyetleri incelendiğinde, 'konunun legal bir casusluk faaliyeti olduğuna ilişkin ciddi belirtiler görüleceği' öne sürülüyor. Vakıflar, Alman dış politikasının en etkili ve en güvenilir maşalarıdır' denilen iddianamede, klasik diplomasinin hiçbir başarı gösteremediği yerlerde işlevlerini sürdürdükleri, siyasetin ve toplumun bütün önemli alanlarına nüfuz etikleri ileri sürülüyor.." Uzatmayalım, nihayet bir iddianame ve bir davayla karşı karşıyayız... Şöyle diyelim: Alman Vakıfları'nın Türkiye'de casusluk yapıp yapmadıklarının tespit edileceği bir davayla karşı karşıyayız... Ve gazetenin bu habere koyduğu başlık aynen şöyle: "CASUS VAKIFLAR YARGI ÖNÜNDE..." Yani anlayacağınız, Star mahkemeyi kurmuş, kararı vermiş ve durumu bize bildiriyor: "Casus Vakıflar..." (A.G.)
Metin Münir'e övgü....
Biz Kıbrıs dosyasını Sabah'tan Metin Münir'in kaleminden izlemeyi seviyor ve yararlı buluyoruz. Biliyorsunuz, Münir herşeyden önce Kıbrıslı bir yazar. Ama Münir'in "herşeyden önce" gelen bu özelliği tabii ki "herşey" değil... Bir ülkeyi en iyi o ülkeden yazarların anlayıp aktarabileceği doğru olsaydı, bu kadar çok sayıda "Türkiyeli" yazarın Türkiye'yi bu derece kötü anlatması mümkün olur muydu?! Dolayısıyla Münir, Kıbrıslı ve "dosyası"na (buna "ülkesine" diye de anlayabilirsiniz) çok hâkim bir yazar... Münir'in "Tebdil-i kıyafet haber bülteni" (26 Aralık) başlıklı yazısı o kadar bilgi verici bir yazı ki... Münir, bu orta halli bir köşeyazısında çok önemli iki konuda okurlarının gözlerini açıyor. Bu konulardan ilki, Türk halkının bugüne kadar Kıbrıs hakkında nasıl ve niçin "habersiz" bırakıldığı meselesi: "Türk halkı bugüne kadar hemen hemen hiçbir zaman Kıbrıs'tan objektif haber almadı. Kıbrıs'tan Türkiye'ye, kural olarak oradaki güçlerin istediği haberler o güçlerin istediği şekilde yazılarak yollanır." Ne derece önemli bir tespitle karşı karşıya bulunduğumuzun farkında mıyız? Bu dünyada "yavruvatan"da olup bitenden "anavatan"da yaşayanlardan daha az bilgi sahibi olan millet yok! Peki bu niçin böyle? Münir: "Adada görev yapan Türkiyeli ve Türkiye medyasına haber yazan muhabirlerin neredeyse hepsi etkili çevrelerin iradesine tabidir. Haber değeri olan birçok şeyi es geçerler. Haber değeri olmayan veya uyduruk birçok şeyi haber olarak sunarlar. Bunun böyle olduğu, onları adaya yollayanlar tarafından da bilinir." Şu hale bakın! Bir dönemin "seçilmiş eserler"i benzeri "seçilmiş haberler"le Kıbrıs'ı anlamaya, aklınca çözüm üretmeye çabalayan bir toplum... Zavallı Türkiye.... Yine Münir: "Adada bir türk muhabir ordusu olmasına rağmen, Kıbrıs sisler içinde bir mıntıkadır." Ve unutmayın; bu "muhabir ordusu"nun ne yaptığı "onları adaya yollayanlar tarafından da bilinir." Yani bir "haber ağı" ile değil de, bir "haber kaçırma ağı" ile karşı karşıyayız... Metin Münir bu çok yararlı hatırlatmayı sözü son dönemin "yazılmayan bir haber"ine getirmek için yapıyor. Ancak Münir sayesinde haberdar olduğumuz haber şöyle: "Lefkoşa'dan yayın yapan Güvenlik Kuvvetleri radyosu adlı yeni bir istasyon vardır. Güvenlik Kuvvetleri Radyosu, Türk Silahlı Kuvvetleri'ne aittir. Bu radyonun hedef kitlesi asker değil sivil halktır. Güvenlik Kuv-vetleri radyosu, Birlişmiş Milletler Kıbrıs Çö-züm Planı'nın aleyhinde propaganda yapıyor." Söyleyin; Kıbrıs'ta bir "muhabir ordusu" bulunmasına rağmen, bugüne kadar aranızda bu haberden haberdar olan var mı? Münir, söz konusu radyo istasyonunun bu işi nasıl ve niçin yaptığını da sorgulamış ve ortaya çok yerinde birkaç soru atmış: "Bundan ne anlam çıkartmak gerekir? Asker, Birleşmiş Milletler Kıbrıs Çözüm Planı'nın aleyhinde propaganda yaparak kime, ne mesajı vermek istiyor? Türk Silahlı Kuvvetleri Türkiye'de sivilleri hedef alan bir radyo kurup, örneğin, Amerika'nın Irak'a müdahalesine karşı propaganda yapsaydı bunun anlamı çok açık olurdu. Kıbrıs'taki radyonun yayınlarını 'boşuna nefes tüketmeyin –askerler çözüm istemiyor' şeklinde mi yorumlamalıyız? Başka bir şey daha var: Askerler Türkiye'de yapmayı akıllarından geçirmeyecekleri bir şeyi Kıbrıs'ta neden yapıyorlar? Neden Kıbrıs'ı değişik –ve daha düşük- standartlar uygulanabilecek bir yer olarak telakki ediyorlar?" Görüyorsunuz; haberin ve yorumun büyüklüğünü görüyorsunuz.... Münir, yazısını şöyle iki güzel karşılaştırmayla noktalamış: "Sovyetler Birli-ği'nde 7.000 yazara 70.000 sansür memuru düşüyordu. Güney Afrika'da ise ırk ayrımı yıllarında her yazara düşen sansürcü sayısı ondan bile fazla imiş. Sonunda ama, gerçeğin başı kopartılamıyor. Çünkü kainat gerçek üzerine kuruludur. Yalan üzerine değil." Artık başka söze gerek yok sanırız; burada bırakalım.... (K.B.) Amerikalıya 'Kürt', Türklere 'Slovak' çevirmen!
Milliyet, "Dört özel talep" manşetinde, ABD'nin dört isteğini sıralamış: "1- Lojistik destek. 2-Ağırlıklı özel birlik. 3- sızma desteği. 4- Kılavuz korucular." Dördüncü talep biraz açılmaya muhtaç görünüyor. Bu konuda da sözü Milliyet'e bırakalım: "ABD'nin kara harekâtı sırasında lisan sorununu aşmak için köy korucularını özellikle istediği bildirildi." Ama görüyorsunuz, "dördüncü talep" hâlâ biraz daha açılmaya muhtaç görünüyor... Şöyle ki: ABD, "lisan sorununu aşmak" için "korucular"ı niçin istesin? "Korucular", herkesin bildiği gibi, Türkçe dışında Kürtçe konuşabiliyorlar. Hadi diyelim ki içlerinden bazıları bir üçüncü dil olarak Arapçaya da vakıf. Ama soru yine geçerliliğini korumuyor mu? Yani: ABD, "lisan sorununu aşmak" için "korucular"ı niçin istesin? Belli ki Milliyet gazetesi "korucular"u ABD'li askerlerin yanına "çevirmen" olarak katmaya kararlı... Ama Türkçe (ya da Arapça) bilmeyen ABD'li askerler, Kürtçe bilen "korucular"dan Kuzey Irak'ta karşılaştıkları Kürtlerin sözlerini kendilerine hangi dile çevirmelerini isteyecekler? Milliyet'in haberi gerçekten inanılır gibi değil. Çünkü bu haber, yersiz bir benzetme yapacak olursak, Çek sınırından içeri girmeye çalışan Türklerin çevirmen olarak yanlarına Slovak korucular almaları gibi bir sahneyi hatırlatmıyor mu? (Hatırlatıyor, hatırlatıyor!...) Bize göre, Milliyet gazetesi bu "lisan sorunu-nu aşma" meselesinde askerlerin "milliyetini" iyiden iyiye karıştırmış görünüyor! (K.B.)
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat| Arşiv Bilişim | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |