|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Bugün olan-bitenlerle Körfez Krizi sırasında yaşananları kıyaslamak, Turgut Özal - Yıldırım Akbulut ikilisi ile Tayyip Erdoğan – Abdullah Gül arasında benzerlikler kurmak ne kadar sağlıklı? Bu sütunun sürekli okurları, Körfez Savaşı'na giden yolda Turgut Özal'ın izlediği politikaları şiddetle eleştirdiğimizi hatırlayacaklardır; o yazıların bir bölümü, sonradan, 'Yeni Dünya Düzeni' adıyla kitaplaştırıldı (Beyan Yayınları, 1992). Şuna inanınız: Turgut Özal, o günün ortamında, bugünkü hükümetten talep edilenleri yerine getirmemişti. Daha açık bir dille söyleyecek olursak: Körfez Savaşı'na gidilirken, Baba Bush'un yönetimindeki ABD, Oğul Bush'un bugün talep ettiklerini Türkiye'den istememişti. Türkiye'nin Körfez Savaşı'na katkısı üç askerî üssünü ittifak güçlerinin kullanımına açmaktan ibaret kaldı. ABD'nin kuzeyden 'ikinci cephe' talebi olmadan Özal'ın Musul-Kerkük senaryosunu kendiliğinden gündeme sokmaya çalıştığı biliniyor; dönemin komutanlarıyla Başbakan Yıldırım Akbulut'un o girişimde önleyici bir rol oynadığı da... Çekiç Güç'ün ülkemize gelmesi, Körfez Savaşı'ndan önce değil, savaş bittikten sonra, sınırlarımıza Kürt sığınmacıların dayanmasıyla oldu. Bugün ise, ABD, ittifak arayışı içerisine girmediği ve önceki krizde kendisine tahsis edilmiş üç askerî üsle yetinmediği gibi, 200 bine kadar yükselmesi beklenen çok sayıda askerini ülkemizin dörtbir tarafına yerleştirmek ve 200'den fazla uçağı havaalanlarında konuşlandırmak niyetinde... Turgut Özal'ın da kulak vermeyeceği cinsten akıl almaz talepler bunlar... Türkiye'de bazı çevrelerin, –bunlar arasında Atatürkçülüğü kimselere bırakmayanlar da var– ne hikmetse, Misak-ı Milli sınırları içinde bulunduğu halde İngiliz yönetimine bırakılan iki petrol kenti olan Musul ve Kerkük adı geçtiğinde gözleri parlıyor. Birinci Dünya Savaşı sonrasında yaşanan 'dünya paylaşımı' kapsamında, Irak İngiliz kolonisi durumuna düştü ve ülke petrolü İngiltere, Fransa, Hollanda, ABD arasında, herbirine yüzde 23,75 düşecek biçimde, paylaştırıldı; kalan yüzde 5 de Cyrus Gülbenkian'a bırakıldı. 14 Temmuz 1958 darbesiyle işbaşına gelen askerlerin ilk yaptığı petrolü millileştirmek oldu. Dünyanın bilinen petrol rezervlerinin önemli bir bölümü, Musul-Kerkük havzasında. Saddam Hüseyin'in 'dünyanın en tehlikeli adamı' ilân edilmesi, ABD'ye, Irak (ve tabii bütün Ortadoğu bölgesi) petrollerini güdümü altına almayla sonuçlanacak bir saldırı bahanesi sağlıyor. İngiltere'nin de geçmişteki 'hakkı'nın peşinde olduğunu tahmin etmek güç değil. "Musul-Kerkük" denildiğinde gözleri parlayan bizimkiler ise, Cemiyet-i Akvam adına yapılan paylaşmayı değil, Osmanlı İmparatorluğu'nun silâh bırakması sırasında bu iki kentin sınırlarımız içinde bulunmasını hatırlatıyorlar. En iyi niyetli yaklaşımla, Irak'ın kuzeyindeki petrol zenginliğinden yararlanma derdindeler; o kargaşada petrol-fukarası Türkiye'ye zenginlik katmayı hesaplıyorlar... Sorun şurada: Dünyaya yeniden biçim vermek için ininden çıkan güç, Türkiye'yi yanına almaya çalışırken, Musul-Kerkük konusundaki hevesleri kaşımak için en ufak bir çaba göstermiyor. O gücün 'Saddam sonrası' haritalarında, Irak'ın kuzeyinde petrolün denetimini de içeren bir 'Türk nüfuz bölgesi' kaydı yok. Pazarlıklarda, "Siz ne kadar asker sokarsanız, aynı sayıda Türk askeri de oraya girsin" tekliflerine kulak tıkanıyor. Bugünden geriye bakıldığında, Körfez Savaşı sırasında Turgut Özal'ın Musul-Kerkük ile ilgili niyetini kim akamete uğratmış görünürse görünsün, arka planda Amerika'nın vetosu sezilebiliyor... Bugün Türkiye'den beklenen, topraklarının askerî üs olarak kullanılmasına izin vermesi; ama bütün topraklarını... Sadece Mersin limanı yetmiyor, Trabzon ve Samsun limanlarını da istiyor ABD; İzmir limanında da gözü var. Körfez Savaşı'nda kullanılan İncirlik, Pirinçlik, Batman'a ek olarak İstanbul'daki Sabiha Gökçen de dahil çok sayıda havaalanını da kullanmak arzusunda. Masaya oturma iştahıyla ABD'nin taleplerine "Evet" denmesini savunanlar, Turgut Özal'ı örnek göstereceklerine, Özal'ın kalbi kırık öldüğünü hatırlasalar iyi olur... Türkiye 'petrol' üzerine kurulu kirli bir savaşın parçası olamaz.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat| Arşiv Bilişim | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |