|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Hollywood, 1950'lerin başlarındaki Mc Carthy soruşturmalarından beri ilk kez bu denli 'politize' bir aktöre ev sahipliği yapmanın şaşkınlığı içinde! Sinema endüstrisinin -çoğu kokain ile ayakta durabilen, genel kültür fukarası tiplerle dolu-cilalı başkentinde, şimdilerde herkes 'asi çocuk' Penn'in son marifetlerini konuşuyor. "Bağdat'a gelip, olup bitenleri yerinde gördükten sonra, ülkemin Irak'a savaş açmasının ne kadar acımasız bir karar olacağını bir kez daha anladım." Bu sözler, hayatı yalnızca "rol kesmek" olarak görmeyen sıradışı bir aktörün, Amerikan sinemasının asi çocuğu Sean Penn'in dudaklarından döküldü geçen hafta. Merkezi Washington D.C.'de bulunan "Kamuoyu Doğruluk Enstitüsü'nün daveti üzerine sessiz sedasız Bağdat'a gelen Penn, burada çeşitli hastaneleri ziyaret ederek savaş kurbanı çocukların yaşadıkları sefalete bizzat tanıklık etti. Irak Başbakan Yardımcısı Tarık Aziz'le de görüşen ünlü aktör, üç günlük gezisinin hiç bir ânını medyatik bir şova dönüştürmemek için samimiyetle çaba harcadı. Kariyerini bir kenara bıraktı Beyaz Saray'ın, neredeyse Irak üzerinden transit uçuş yapanları bile "vatan haini" ilan ettiği bir dönemde böylesine cüretkâr bir eyleme girişen Penn, ulusal medyamızın kimi temsilcilerine göre bu tavrıyla "Hollywood'un savaş karşıtlığı"nı yansıtmıştı. Oysa, Hollywood'da ayakta kalmanın mantığını biraz olsun gözlemlemiş olanların da gayet iyi bildiği gibi, Penn bu son çıkışlarıyla aslında son derece riskli bir adım atıyordu. Hele de kariyerinin henüz ortalarında bir yerde bulunan genç bir aktör için "resmi ideoloji" ile böylesine açık biçimde ters düşmek hiç de yenilir yutulur bir lokma değildi doğrusu. Çünkü, geçmişte Senatör Mc Carthy'nin solcu sanatçı avı sırasında hallaç pamuğu gibi atılan Hollywood, bir daha asla böyle bir felaket yaşamak istemediğinden dolayı son 45 yıldır sistem ile pürüzsüz bir entegrasyonu seçmişti. Beyaz Saray ile her dönemde ittifak halinde olmaya özen göstermiş, büyük ölçüde siyonist sermaye ile dönen ve prodüktörlerinin önemli bir bölümü gizli servisler ile işbirliği halindeki bir endüstride Penn'in yaptığı pekala "mesleki bir intihar"a da dönüşebilirdi. Irak savaşı 'tostçular'ı ilgilendirmiyor Geçen hafta Bağdat'a gelen ünlü aktör Sean Penn, Tarık Aziz'in elini sıkarken, "ABD'nin Irak'ta girişeceği bir savaş elimi kana bulayacaksa, bunun nedenini öğrenmek isterim. Bağdat'a da bunun için geldim" diyordu. O sinema oyuncularının illa da "sentetik varlıklar" olması gerekmediğini, Hollywood'un pırıltılı dünyasından çıkıp gelen birinin dahi "aydın sorumluluğu" denilen erdeme pekala sahip olabileceğini hepimize gösterirken, bizim gözlerimiz ise Türk eğlence endüstrisinin önde gelen kahramanlarının aynı konudaki "fikirlerini" aramayı sürdürüyor. Savaşa ramak kalmışken ekranlara çıkıp bu konuda tek kelime söz sarfeden, komşumuzda tavuk gibi ölecek onca çocuk için en küçük bir endişe sergileyen herhangi bir Türk sanatçısı gördünüz mü? Göremezsiniz, çünkü bizimkiler çok meşgul. Ya kocalarını dansöz kızlarla basıyor, ya da evli arkadaşlarını tost yemeye davet ediyorlar! BUSH'U FENA KIZDIRDI
Geçtiğimiz ekim ayında Washington Post'a 56 bin dolar ödeyerek tam sayfa bir ilan veren Penn, Başkan Bush'a hitap ettiği o ilanda kullandığı kimi ifadelerle Amerikan şahinlerinin tüylerini diken diken etti. George W. Bush'u savaştan her söz edişinde pis pis sırıtmakla suçlayan ünlü aktör, mektubunu şu cümlelerle bitiriyordu: "Irak'a karşı, hem Amerikan askerlerinin, hem de masum sivillerin hayatını feda edecek olan böyle bir saldırının, bölgeye barış getireceğine inanmıyorum. Sizin yapmaya çalıştığınız şey, çocuklarımıza bir utanç ve dehşet mirası bırakmaktan başka birşey değildir." Penn'in ilanı hakettiği gürültüyü koparmakta gecikmedi. Kişisel imkanlarıyla savaş karşıtlığı yürütmeye çalışan bu ufak tefek adam, Bush'u fena kızdırmıştı. Bu olay, Marlon Brando ve George C. Scott'un 15 yıl arayla Oscar'ı reddetmelerinden beri Amerikan sinema endüstrisinde görülen en radikal sistem başkaldırısıydı.
|
|
|
|
|
|
|