|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
YÖK Başkanı Prof. Dr. Kemal Gürüz saltanatının sona ereceğini anlayınca Atatürkçülük, milliyetçilik, çağdaşlık gibi değerleri istismar ederek kurtuluş yolları aramaya koyuldu ve siyasetçi olmadan siyasete soyundu. Karşısına, çeşitli baskılarla susturduğu rektörleri veya öğrencileri alıyor, kimseden bir itiraz gelemeyeceğini bildiği için esip savuruyor. İnsan onu dinlerken, uyanık, bilinci yerinde bir kimsenin konuştuğunu değil de, içinde bulunduğu psikolojik sıkıntılar yüzünden rüyasında kâbus gören birinin sayıkladığını zannediyor. Böyle sanıyor; çünkü şurasından burasından ilme bulaşmış bir şahsın uyanık iken, başkalarının duyduğunu bilerek böyle konuşması mümkün değildir. Niçin mi mümkün değildir? Çünkü söyledikleri yanlış olmanın ötesinde saçmadır, tutarsızdır, istismarı da içerdiği için ahlaka aykırıdır. Şimdi Gürüz neler sayıklamış bunlara bir bakalım: "Türkiye'de molla rejimi olmasını isteyenler, Türkiye Cumhuriyeti'ni, çağdaş çizgiden saptırmak isteyenler, entarisiyle dolaşıp Vehhabî bataklığı özleminde olanlar vardır. Yani, Türkiye Cumhuriyeti'ni Atatürk'ün çizdiği yoldan saptırmak isteyenler olduğu bir gerçektir. ABD'deki ikiz kulelere yapılanlar, köktendinci terörün açık bir göstergesidir. Bunun finans kaynağı ve fikri yapısı, Vehhabî bataklığı ve molla rejimidir. Vehhabî bataklığı olan Pakistan'da, medreseler açılmış ve Taliban orada yetişmiştir. Oysa, üniversitelerin tarihsel bir özelliği, bilimsel açıdan sınırları var. Üniversitelere, bilim ve yasalarla halkı aydınlatma görevi verilmiştir. Bunların dışında başka şeylere, üniversitelerde müsaade etmeyiz, etmedik ve etmeyeceğiz." Gürüz'ün Vehhabîlik, Talibân, İkiz kulelere yapılan saldırı, köktendinci terör konularında söyledikleri medya dedikodularına dayanıyor; ilmi araştırmalar ve tarafsız kuruluşların raporları bu dedikodulardan farklıdır. Vehhâbîlik ile "entarisiyle dolaşmak" arasında bir ilişki kurmak yalnızca insanı güldürmeye yarar. Eğer bu uzun entari giyenler ile Aczimendîler arasında bir ilişki kurmak istiyorsa bu daha da vahim bir hata; çünkü Aczimendîler tasavvufa dayanıyor, Vehhâbîler ise tasavvufa karşıdır. Türkiye'de söz edilmeye değer bir "entari ile dolaşma" olayı yoktur. Tâliban Pakistan'da okumuştur, okudukları medreselerde selefî çizgi (İslam'ın lafızcı-katı yorumu) hakimdir (Pakistan'da farklı çizgide medreseler ve okullar da vardır), Vehhâbîler de selefî olduklarından arada benzerlikler vardır, ama yine de Tâlibân Vehhâbî değildir. Taliban'a izafe edilen din anlayışı Afganistan halkı ve benzerleri arasında oldukça yaygın bir anlayıştır. İkiz kulelere yapılan saldırının fikrî yapısını ve finans kaynağını İran'a ve Vehhâbîler'e bağlayan ifadeler dedikodudur. Bu iddialar ispat edilmiş değildir. Vaktiyle ABD'nin, Hiroşma'yı bombalayabilmek için kendi limanına, Japon saldırısı süsü vererek saldırdığı gibi ikiz kulelere saldırıyı da kendisinin düzenlediği veya gerçekleşmesine yardımcı olduğu konusunda ciddi şüpheler vardır. Üsame b. Ladin'in yaptıklarını (yaptığı iddia edilen şeyleri) Vehhâbîliğe veya köktendinciliğe bağlamak da tutarsızdır; Vehhâbîliğin vatanı olan Suûdî Arabistan Devleti ile Üsame'nin arası açıktır, Suûdîler Üsâme'ye, ABD yöneticilerinden daha ziyade düşmanlık beslemektedirler. Üsame'yi motive eden şey "zulüm"dür; ona göre "ABD ve İsrail Müslümanlar'a zulmektedirler, zalime karşı bütün imkanlar kullanılarak mücadele etmek gerekir". "Türkiye'yi, Atatürk'ün çizdiği yoldan saptırmak isteyenler" vardır, olacaktır. Türkiye bunlara karşı cumhuriyet kurulduğu günden beri mücadele etmektedir. Bugün hem sola (komünizme), hem de köktendinciliğe saptırma hareketleri yok mesabesindedir. Yeni iktidarın ise böyle bir misyonunun olmadığını bilmeyen yoktur. Durum bundan ibaret iken yel değirmenlerine karşı, "bunlar büyük düşman, yok edilmeleri gerekir, hücuuum!" diye bağırıp koşan birine ancak, "rüyada kendisini Donkişot olarak görmüş" denebilir. Ayrıca böyle bir mücadelede üniversiteye düşen pay "ilmi faaliyet"tir; çirkin politika değildir. İlmi köstekleyen, ideolojik kamplaşmayı körükleyen, ilmin canı olan özgürlüğü ortadan kaldıran bir yönetimin ise "ilmi faaliyet" ile olumlu bir ilişkisi kurulamaz. Gürüz'ün söylediklerini tartışmaya devam edeceğiz.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat| Arşiv Bilişim | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |