T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
Meşruiyet tartışması

İktidar, derin bir meşruiyet problemi ile karşı karşıya. Bu durum, egemen sınıfın, AK Parti'ye bakış açısından kaynaklanıyor. Hani iktidar oldular ama muktedir olamadılar iddiası var ya.. bu iddia da, meşruiyet sıkıntısının aşılamamış olmasının bir sonucu.

Gene başörtüsü

Dikkat ederseniz, Yüksek Askeri Şûra toplantısı şerefine, Cumhurbaşkanı tarafından verilen davete, Başbakan Abdullah Gül, başörtülü eşini almadan katıldı. Gerçi bu davranışı, merkez medyada övgü ile karşılandı. Hürriyet, "İşte Gül farkı" derken, Milliyet, "Gül kriz istemedi" diye başlık attı.

Bir de siz Hayrünisa Gül'e sorun. "Sakıncalı" ilan edilmek, onda nasıl bir etki yarattı, öğrenin.

Acaba ne zamana kadar, egemenlerin, kendilerini bu milletin vasisi ve önderi gibi görenlerin huyuna suyuna gidilecek?

Bir başka soru daha sormak isteriz: Abdullah Gül, kendi özgür iradesi ile mi böyle bir karar aldı, yoksa Cumhurbaşkanı katından uyarı mı geldi?

Erdoğan'ın çabası

Tayyip Erdoğan, belli ki yurt gezileri ve kurduğu temaslarla, meşruiyet sorununu aşmaya çalışıyor. Avrupa Birliği'ne elimiz mahkum. Bence ABD ile de birlikte hareket etmek zorundayız. İç dengeleri muhafaza etme çabası, AK Parti liderini belki de gereğinden fazla dışa yaslanma zorunda bırakıyor.

Türkiye tek başına özgürleşemiyor; tabuları yıkamıyor. Ne yazık!

Cumhurbaşkanı'nın tavrı

İkinci büyük sorun Cumhurbaşkanı'nın tutumu. Sezer, atama kararnamelerinin pek çoğunu çeşitli vesilelerle imzalamayıp geri gönderiyor. Kulağımıza gelen haberlere göre, kâh YÖK'e danışıyor, kâh Başbakanlık Takip Kurulu'na.

Batı Çalışma Grubu'nun yerine geçen, Başbakanlık Takip Kurulu hangi yasal statüye oturuyor? "Sakıncalı isimler" neye göre tesbit ediliyor?

* * *

Tayyip Erdoğan'ın, yurt dışı temaslarıyla ilgili olarak Grup konuşmasında söylediklerini hatırlıyorum:"Yumuşak başlı isem, kim demiş uysal koyunum!"

Mehmet Akif'e ait bu mısraların sonunda "Hakkı tutar kaldırırım" cümlesi var.

28 Şubat'ta yaşanan travma, pek çok insanın üzerinde olumsuz tesir bıraktı. Çekingenlik, endişe, ürkeklik... Aman kavga çıkmasın, gerginlik doğmasın.

İyi ama, siyaseti saran bu çemberi nasıl kıracaksınız? Hakkı tutup ne zaman kaldıracaksınız?

Bugün çemberi kıramazsanız, yarın, yıpranma emareleri başladığında, daha beter bir kuşatılmışlığın içine düşmeyecek misiniz?

8 yıllık eğitim

Meşruiyet sorunu, Cumhurbaşkanı'nın açık/gizli muhalefeti, egemenlerin konumlarını yitirmeme çabası, hepsi birarada, Türkiye'yi sıkıntılı günlere taşıyabilir. Daha programa yönelik hiç bir adım atılmamış olmasına rağmen, itiraz sesleri yükseliyor.

28 Şubat kararları, bir kesim tarafından, neredeyse gizli anayasa ilan edildi. 8 yıllık eğitimin, Atatürk ilke ve inkılâpları gibi dokunulmazlığı mı var? 5'inci yıldan sonra, seçmeli derslerle, öğrencilerin belirli sahalara yönelmesi kararlaştırılırsa, kim, neye karışabilir? İmam Hatip'e devam etmek isteyenler de, beşinci sınıftan itibaren, –seçmeli olmak şartıyla– Kur'an, Arapça, eski yazı gibi dersler alabilir.

28 Şubat zorlaması olmasaydı, tek tip eğitime hiç bir zaman geçilmeyecekti. Çünkü, hem Anavatan'ın, hem de DYP'nin programlarında, 5'inci yıldan sonra öğrencilerin kabiliyet ve isteklerine göre yönlendirileceği, böylece çoğulculuğun teşvik edileceği hususu benimsenmişti. 28 Şubat'a muhalif olan AK Parti, 28 Şubat kazanımlarını (!) muhafaza etmek zorunda mı?

Ne zamana kadar?

YÖK'ün yapısı değişecek. Gürüz/Alemdaroğlu egemenliği sona erecek. RTÜK yasası yeniden ele alınacak. Cumhurbaşkanıyla beraber birkaç marjinal kişi haricinde, kimsenin onaylamadığı üniversitelerde başörtüsü yasağı kalkacak. Zaten Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, dostane çözüm önererek, devletin koyduğu başörtüsü yasağı karşısında tavır aldığını gösterdi.

Aman, nasırlarına basmayalım... Aman kavga çıkmasın... Aman ipleri germeyelim.

Ne zamana kadar?

* * *

Şöyle bir oyunla karşı karşıyayız: Sözde laikliğin bekçisi ve egemenlerin silahı konumundaki medya, hazır kuvvet olarak bir köşede bekliyor. Onların hoşuna gitmeyen bir davranışınız mı var, yani kendi inandığınız, doğru bulduğunuz gibi mi hareket ediyorsunuz, derhal manşetlerde "Gerginlik yaratan kişi" ilân ediliyorsunuz. Bülent Arınç'ın başına gelenleri hatırlayınız.

Belli ki Abdullah Gül, Bülent Arınç durumuna düşmemek için Hayrünisa Hanımı davete götürmedi. Veyahut Cumhurbaşkanı makamından gelen uyarı üzerine, eşini evde bırakmaya mecbur kaldı.

Ne diyelim! Paşa gönüller rahat etsin, bu defa da laik cumhuriyeti koruduk kolladık ve kurtardık!!!

Ama, bu kadar haksızlık karşısında, daha ne kadar sabredeceğiz?

Ne zaman "Hakkı tutup kaldıracağız?"


27 Aralık 2002
Cuma
 
NAZLI ILICAK


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat| Arşiv
Bilişim
| Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED