|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
HADEP Genel Başkanı Murat Bozlak, Milliyet'ten Derya Sazak'a verdiği mülakatta şöyle diyor: "Bana göre Kürt meselesi HADEP'in, DEHAP'ın değil 'Ben Türkiye partisiyim' diyen bütün siyasi partilerin meselesidir." (21 Ekim 2002) Doğru söylüyor ve doğru bir yöntemle söylüyor. Evet, hiç kimse orada, Kürt vatandaşlarımızın kişiliğinde yoğunlaştığı iddia edilen bir sorun varsa, bunu görmezden gelemez. "Benim canım yanıyor" diyorsa bir toplum kesimi, bunun ilk cevabı "Yok canım, senin canın falan yanmaz, sen uyduruyorsun, abartıyorsun" demek değildir. Şayet böyle derseniz o sorun orada büyür, karmaşıklaşır, birileri ona sahip çıkar, kimi zaman istismar boyutunda sahip çıkar, yoğunlaşır ve bir süre sonra da, genel bünyenin ahenginden kopan farklı bir hücre büyümesi oluşur. Burada HADEP'i "Kürt meselesi ile ilgileniyor" diye suçlamanın mantığı yoktur. Hatta "bu meseleyi istismar ediyor" diye suçlamak da çok anlamlı değildir. "Kürt meselesi" şeklinde olsun, başka bir adlandırma ile olsun, bu vatanın en ücra köşesindeki bir sancı ancak tüm partilerin ortak ilgisine mazhar olabildiği takdirde istismar ortamından kurtulur. "İstismar" suçlaması ne sorunu ortadan kaldırır ne de insanların, o sorunu istismar etmekle suçlanan kişiler arasına mesafe koyar. İnsan bu, acısına kim ilgi gösterirse ona karşı alaka duyacaktır. Kaldı ki Bozlak, bütün siyasi partileri konu ile ilgilenmeye çağırıyor ki, doğru yapıyor. Gelelim başörtüsüne...
Sadece açların, işkenceye uğrayanların, cezaevinde kahrolanların, çocuğu sokağa düşenlerin meselesi mi? Başörtüsü de tüm ülkenin meselesi, açlar da, işkenceye maruz kalanlar da, sokak çocukları da... 5 yıldan bu yana okul önlerinde yaşanan dram, "siyasal simge" yaftalaması ile, parti kapatmakla gündemden düşüyor mu? Yoksa daha çok gündeme mi oturuyor? CHP' başörtüsü ile ilgilenmemezlik edebilir mi, YTP, ANAP, DYP, DSP ilgisiz kalabilir mi? "Siyasal simge olmasa çözülürdü" diyerek işin içinden çıkılamadığı net olarak ortada değil mi? "Başörtüsü" sorununu seslendirdiği için "İşte asıl yüzünü gösterdiler" diye bir partiyi boy hedefi seçmek, aslında, gerçek anlamda başörtüsünü "siyasi simge" olarak kullanmaktır. Ortada kaskatı bir sorun vardır. Bu, bugün de sorundur, yarın da sorun olmaya devam edecektir. Yasakların bu sorunu çözemeyeceğini herkes er geç görecektir. Ve yarın iktidarda kim olursa olsun, onun önüne çözülmesi gereken bir "sorun" olarak çıkacaktır. AK Parti başörtüsü konusunda zor bir alanda bulunuyor. HADEP'in "Kürt meselesi"nde karşı karşıya bulunduğu alan gibi... Partinin bu konudaki hassasiyetleri kaşımama duyarlılığını biliyoruz. Hatta bir ara bu duyarlılıkla "Başörtüsü birinci meselemiz değil" gibi bir yaklaşım sergilendi. Biz tepki gösterdik, ve başörtüsünün sadece AKP'nin değil, tüm siyasi partilerin meselesi olduğunun vurgulanması gerektiğini ifade ettik. Sonra parti sözcüleri "Başörtüsü sadece AK Parti'nin değil, tüm siyasi partilerin sorunudur. Biz bunu uzlaşma ile çözeceğiz" söylemini seslendirdi. Doğru bir söylemdi. Son olarak usta hatip Bülent Arınç, sert bir çıkış yaptı. "Namus borcu - sonuna kadar gideceğiz" türünden bir çıkış. Ben de inanıyorum ki, bu alandaki acıyı karşılamak üzere ne söyleseniz az gelebilir. 15 -16 yaşındaki kız çocuklarının, onların hakkını savunmak üzere gelen ninelerin çığlıklarını hangi tepki tam olarak karşılayabilir. Ama bunu Ak Parti adına yapmak... Zor taşınacak bir iş. "Birinci meselemiz değil"in öteki ucu... Pusuda yatmış ve "Nasıl bir eski usul arzı endam etseler de vursak" diyenlere tam boy hedef olmak... Bu sütunlarda "Evet, laikler çözsün" gibi yazılar yazdım. AK Parti belki, kendisini köşeye sıkıştıranları, hangi kulvarda oynarlarsa oynasınlar, "çözüm alanı"na çekmek gibi bir ustalığı başarabilirse, siyasi bir başarı kazanmış olacak... "Tek başına çözemeyecek..." Ben bunu biliyorum. Onun için AK Parti'ye hiçbir zaman "Tek başına çözmek için meydana çık" diye yazmadım. Bu sorunu, kendi üstünden atmak asla değil, bunu zaten yapamazlar, çünkü bizzat herkesin kendi yüreği yaralı, ama onu tüm siyasi partilerin sorunu haline getirmek, işte asıl başarılması gereken bu... Türkiye, Kürt vatandaşlarını ezilmişlik duygusundan kurtarmak için bir, dindar insanlarını da, öncelikle başörtüsü dramında sembolize olan özgürlük ukdesinden kurtarmak için iki... Bu iki alanda elbirliği ile iyileştirme yapmak için seferber olmak zorundadır... Varsa bu işlerin rantları herkes paylaşsın, istismar iddiaları da ortadan kalkmış olsun.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |