T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

K R O N İ K  M E D Y A
Köşeden manşet kotarmak meşru mudur?

Taze iki örnekten yola çıkarak, gazetelerimizin ısrarla tekrarladığı ve neredeyse artık hepimizin "normal" saymaya başladığı kötü bir huydan söz edeceğiz: Köşeden manşet kotarma... 20 Ekim tarihli Yeni Şafak Fehmi Koru'nun; 21 Ekim tarihli Milliyet de Güngör Uras'ın köşelerini manşete taşıdı...

Sayıları başka hiçbir basında görülmediği kadar fazla olan köşe yazarlarının yorumlarını, o yorumlar ne kadar önemli olsa da manşete taşımak caiz midir?

Lafı hiç evirip çevirmeden söyleyelim: Değildir...

Manşet, malûm, bir günlük gazetenin o gün en önem verdiği haberi işaret eder. Tartıştığımız konu açısından bu cümlede altı çizilmesi gereken kelimenin "haber" olduğunu söylemeye bile gerek yok. Yani: Bir günlük gazetenin manşetinin mutlaka bir "haber" olması gerektiği, "normal gazetecilik" açısından gün gibi açık bir şeydir. Geçerken söyleyelim: Bazı gazeteler, bırakın bir yorumu manşete taşımayı, yorumların haber sayfalarında yer almasını bile sakıncalı bularak onları ayrı bir sayfaya "hapseder." Zaman, Türk basınında bu çizgiye çok yakın duran bir gazete...

Meseleyi biraz karıştıran bir noktayı da hatırlattıktan sonra örneklere geçeceğiz... Manşete taşınan bazı köşeler bazen birtakım haber kırıntıları da içeriyor, hatta çok sık olmasa da köşe, basbayağı bir haber niteliği taşıyor. Bu tür köşe-haberlerin manşete taşınmasının "pür yorum"ları manşete taşımaya nispetle daha kabul edilebilir olduğu söylenebilir. Bizce de öyle; ama dediğimiz gibi "nispeten..." En iyisi, köşe yazarının o haberini haber sayfalarında değerlendirmek, altına da muhabir olarak onun imzasını atmak... Mesela Sabah'ta Metin Münir böyle yapıyor. Bu, sanıyoruz Münir'in gazeteci olarak bir Türk'ten çok bir "İngiliz" olmasıyla ilgili. ("İngiliz tipi" gazetecilikte bir haberin altına muhabir olarak imza atmak övünülecek bir şeydir.)

Artık örneklere geçebiliriz... Göreceksiniz, Milliyet'in köşe-manşeti, Yeni Şafak'ınkiyle kıyaslandığında daha "habermiş gibi", dolayısıyla nispeten daha kabul edilebilirmiş gibi duruyor. Fakat "haber"deki bariz gizleme ve manipülasyon çabasını anlayınca, vazgeçiyorsunuz bu düşüncenizden...

Yeni Şafak'ın "Ateşle oynuyor"u...

Yeni Şafak'ın 20 Ekim tarihli manşeti, gazetenin yazarlarından Fehmi Koru'nun bir değerlendirmesinden ibaret... Yazı, manşette şöyle takdim ediliyor:

"ATEŞLE OYNUYOR...

Yazarımız Fehmi Koru, ANAP'ın AK Parti'yi ve ona oy verecek seçmeni 28 Şubat'la korkutmaya çalışan seçim kampanyasının çok tehlikeli olduğunu ve ters tepeceğini yazdı... 28 Şubat'ı seçim kampanyasına malzeme yapmaya kalkışmasının Mesut Yılmaz ve ANAP açısından ciddi bir talihsizlik olduğunu belirten Koru şöyle yazdı: ANAP'ın kampanyada 'karanlık ampul' figürünü kullanması, halkın unutmaya çalıştığı '28 Şubat' sürecini hatırlatması, seçimde kendini tanıtmak yerine rakiplerini yıpratmak üzerine kurulu 'negatif' temalar işlemesi zannettiğinin tam tersi bir etkiye yol açacaktır..."

Manşetin spotu, Koru'nun, bu analizi biraz daha açan birkaç cümlesiyle tamamlanıyor ve okur, "Fehmi Koru'nun yazısı 10. sayfada" diyerek Koru'nun köşesine gönderiliyor.

Bir "pür yorum"un manşete taşınmasına ilişkin görüşlerimizi yukarıda belirtmiştik, tekrar etmeyelim ve Milliyet'in daha habermiş gibi duran, ancak daha problemli köşe-manşetine geçelim...

"Cebimizdeki hortum"

Milliyet'in dünkü (21 Ekim) manşeti de tıpkı Yeni Şafak gibi, okurları kısa bir takdim-spottan sonra bir yazarının köşesine gönderiyor. Aktarıyoruz:

"CEBİMİZDEKİ HORTUM...

Vatandaşın, 2003'te ödeyeceği vergilerin beşti biri banka hortumcularının sırtımıza yüklediği borcun faizine gidecek... Maliye Bakanı Sümer Oral, hafta sonu devletin batan bankaların kasalarına koyduğu paranın 2003 faizini, 16.5 katrilyon lira olarak açıkladı. 2003 vergi geliri tahmini 81.5 katrilyon lira olduğuna göre, toplam vergi gelirinin beşte biri, hortumcuların halkın sırtına yüklediği paranın faizini ancak karşılayacak. 2003'te bu ödemelerle fatura temizlenebilecek mi? Hayır. Daha yıllar boyu bu fatura ödenecek.

"Ayşe Hanım teyzemle Ali Rıza Bey, hem ödeyecek hem sesini çıkarmayacak. Çünkü seslerini çıkarırlarsa, bankaları hortumlayanlar 'fena halde alınıyor.' Buna karşılık devletimiz, tarımsal kesimdeki çiftçiyi ve üreticiyi desteklemek için 2.6 katrilyon, yatırımlara da ancak 8.3 katrilyon lira ayırdı."

Asıl meselemiz olmadığı için geçerken belirtelim: Bari şu "Ayşe Hanım teyzemle, Ali Rıza Bey" meselesini ayıklamayı akıl etselerdi diyesi geliyor insanın... Manşetin spotu "hard hard" giderken meselenin birdenbire "teyzeme, amcama" gelivermesi biraz tuhaf olmuş...

Geliyoruz asıl derdimize... Güngör Uras, yazısında batık bankaların adını ve onların patronlarını anmıyor. Buna karşılık haberde "Kim ne kadar borç taktı?" başlıklı çerçeve bir unsur görüyoruz; burada 12 batık bankanın ve patronlarının adları yer alıyor ama bir istisnayla: Eski Demirbank'ın sahibi Halit Cıngıllıoğlu. Listedeki bu "eksiklik", Sabah gazetesi yazarı Ergun Babahan'ın 14 Ekim'de hatırlattığı bir "ortaklık"la ilgili olabilir mi:

"Bu ülkenin batık bankacıları ikiye mi ayrılıyor? Aydın Doğan'ın kara listesine girenler ile Aydın Doğan'ın ortak olabileceği batık bankacılar ayrımı mı var? Bunu şundan soruyorum. Sayın Aydın Doğan, o batık bankacılardan biriyle, el konulan Demirbank'ın sahibiyle ortak banka aldı. Şimdi Mehmet Emin Karamehmet, Halis Toprak, Mustafa Süzer hortumcu, halkın parasıyla milyarlarca dolarlık kumar oynayıp kaybeden Halit Cıngıllıoğlu muteber. Böyle bir çifte standart olur mu?"

Bağlayalım artık... Milliyet örneğinde "Kör gözüm parmağına" bir eksik liste yayımlamayı göze alarak (başka türlü söylersek; manşetin kotarıldığı köşeyi, manipülatif katkının kılıfı gibi kullanarak) köşeden manşet kotarmak gibi bir olayla karşı karşıyayız...

Durumun, "İlkeler"in hangi maddeleriyle "çeliştiği" işini gazetenin ombudsmanına havale ediyoruz. (A.G.)

Taşfırın gazetecileri 'Light Kasımpaşalı'ya karşı!

İnanılır gibi değil! Hani Hürriyet gazetesi bir mizah gazetesi filan olsa, neyse der üzerinde durmayız... Oysa ülke medyasının "Amiral Gemisi"ne öyle bir dil hakim ki, hangi "fırın"dan çıktığını kestirmek çok zor!

Hürriyet (21 Ekim) üşenmemiş bir muziplik yapmış: "Light Kasımpaşalı". Çok gırgır bir yazı... Gazeteye göre CNN-Türk'ün seçim öncesi TBMM'de grubu bulunan bütün siyasi parti liderlerine açtığı iki buçuk saatlik soru-cevap programına, kanalın bütün ısrarlarına rağmen AKP Başkanı Tayyip Erdoğan katılmayı kabul etmemiş. Daha doğrusu gazetenin ifadesiyle "yan çızmiş". Gerçekten inanılır gibi değil! Gazete Erdoğan'ın "ring"ten kaçışının nedenini de açıklıyor: "Çıksaydı, bu lider karşısında Milliyet'ten Hasan Cemal, Radikal'den İsmet Berkan ve Enis Berberoğlu ile Hürriyet'ten Sedat Ergin'i bulacaktı. Bu gazetecilerin her biri de genellikle o liderin değişim söylemini sorgulayan çizgileriyle tanınıyorlar."(!) Ve bu satırları takiben "karar" cümlesi: "Anlaşılan Erdoğan, o sert çıkışları gazetecilerin kendisini sorgulamadığı emniyetli sularda yapmayı tercih ediyor. Belli ki, Kasımpaşa'yı Kasımpaşa yapan gelenekler de mazide kalmış..."

İşte aynen böyle; gazetenin "Cinnah fısıltıları" başlıklı sayfasında aynen böyle yazıyor...

Hadi görelim bakalım! Kim "taşfırın" mamulü, kim "light"? Hürriyet bu ekranda "meydan okuma"yı Tansu Çiller'den mi öğrendi nedir? Şimdi ister misiniz, Kasımpaşalı gençler CNN-Türk'ün önünde toplanıp "Light diye sizin gibi gazetecilere derler, taş fırın mamulü Kasımpaşalılar'a böyle söz söyletmeyiz!" diye nümayiş yapsınlar!

Not: Yoksa diyorum (olmaz ya) bu "taşfırın gazetecisi" benzetmesi Enis Berberoğlu'nun aklından mı çıktı? Çünkü bakın Berberoğlu'nun aynı tarihli Radikal'deki yazısında nasıl bir bölüm vardı: "Bu yazıyı okurken diyebilirsiniz ki, 'sana ne magazinden?' Haklısınız, taşfırın gazetecisi kompleksiyle light malzemeli magazinden hem yazıda, hem de ekranda hep uzak durduk." Neyse de.... Sevinebiliriz, ülkenin "medya dili" yeni bir kavram daha kazandı: "Taşfırın gazetesi"(!) (K.B.)

Hürriyet magazin servisinden müthiş analiz: 'Vahşi bir kısrak gibi...'

Hürriyet, Derya Tuna'nın vurulmasını izleyen iki gün boyunca Sabah, Milliyet, Vatan gazetelerinden farklı olarak haberi birinci sayfalarda makul ölçülerde gördükten sonra, üçüncü gün tutumunu değiştirdi. Gazetenin Derya Tuna'nın kurşunlanması olayını sürmanşetine taşımasına, magazin servisinden gelen bir haber yol açmıştı: "Kurşundan önceki son kavga... Kurşunlanma olayının yaşandığı gün, Derya Tuna'nın Günay'da sahneye çıkacağını gazeteden öğrenen İbrahim Tatlıses telefona sarıldı...." Gazete, birinci sayfadan telefon görüşmesini yayımlıyor. Görüşmede, Tatlıses Tuna'nın sahneye çıkmasının doğru olmayacağını söylüyor, ikna edemeyince "hışımla" telefonu kapatıyor. Fakat haberden çok, habere "Hürriyet magazin servisi"nin eklediği analiz çekti bizim dikkatimizi. Kısaca bilginiz olsun istedik. Analiz şu spotla başlıyor: "Derya Tuna-İbrahim Tatlıses aşkı neden bu krizli noktaya sürüklendi? Onların aşkları için besteler yapılırdı... Silahların konuştuğu ortamlara ("ortamlara!" –Kronik Medya) nasıl gelindi?" Analiz, bu soruya ilk anda herkesin verdiği cevabın hatırlatılmasıyla sürüyor ve mesele bir nevi "o kadar basit değil"e ve "biz zaten neden varız"a getiriliyor: "Sebep sadece, Tatlıses'in öteki kadınları nedeniyle gururu kırılan bir hayat arkadaşının 'ben hâlâ varım' içgüdüsünden kaynaklanan kıskandırma kaprisi miydi?" Tabii ki öyle değildi... Sıradan okurun bilemeyeceği "ekonomik kısıtlamalar" mevzuu vardı: "Tuna, herşeye rağmen mesafeli de olsa Tatlıses ile saygı ilişkisini korumaya özen gösteriyordu. Ancak, kendisine sınırlamalar gelirken ünlü türkücünün hayatındaki diğer kadınlara maddi yardımlarda bulunmaya devam ettiğini öğrenmişti. Buna dayanamadı. İncelmiş ipleri tamamen kopardı. Daha önce hiç aklında olmayan sahneye çıkma, kaset yapma gibi fikirleri, işte tam da o aşamada ciddi ciddi düşünmeye başladı." Peki Hürriyet Magazin Servisi onaylıyor muydu bu tutumu? Sanki onaylamıyor, "suç"u çevredekilere atıyor gibiydi:

"Doğrusu, çevresindekiler de bu yanıp tutuşan kalbin üzerine benzinle gidiyordu. Onların da etkisiyle müthiş planlarını hayata geçirmeye yöneldi."

Ardından mesele toparlanıyor, sahneye çıkış öyküsü aktarılıyor ve İbrahim Tatlıses'in tepkisini "kükreyerek" dile getirdiği belirtiliyor. Biz analizde en çok, "kükreme"ye Derya Tuna'nın verdiği tepkiyi ele alan bölümü sevdik. Bu yazıyı o bölümle bitirelim: "Ama Derya Tuna bu; geri kalır mı? Ertesi gün, o da vahşi bir kısrak gibi şahlandı: 'Bugüne kadar utanılacak bir şey yapmadım. O zaman, niye beni filmlerde dansöz kıyafetiyle oynattı?" (A.G.)

İntihar haberciliği: Milliyet ve Radikal sözünde duruyor

Emekli Büyükelçi Kaya Paşakay'ın tek çocuğu, 1995 Türkiye dördüncü güzeli Ahu Paşakay'ın oturdukları yalıda kendini asması, büyük gazetelerimizde birinci sayfadan büyük haberlerle değerlendirildi. Paşakay'ın, yönetmen Mustafa Atlıoklar'ın eski sevgilisi olması, hiç kuşkusuz haberi büyük basın açısından daha da "cazip" hale getiriyordu. Haber, "cazibe"sine rağmen Milliyet'te yer almadı. Çünkü gazetenin genel yayın yönetmeni Mehmet Yılmaz ve okur temsilcisi Yavuz Baydar geçtiğimiz aylarda, "taklit intiharlara" yol açtığı gerekçesiyle gazetelerinde artık intihar haberlerine yer vermeyeceklerini açıklamışlardı. Batı'da yürütülen çok sayıda araştırma, gerçekten de bu sonucu veriyordu. Mehmet Yılmaz, intiharları "Gençti, güzeldi, zengindi ama bunlar hayata tutunmasına yetmedi" (Vatan) gibi romantize edilmiş cümlelerle duyurmanın özellikle sakıncalı olduğunu belirten araştırmalarla ilgili olarak bir süre "ben hiç görmedim" demiş, ancak gerçekten var olduğunu öğrenince, gazetesinde artık bu tür haberlere yer vermeyeceğini duyurmuştu. Radikal, ilan etmeden ama çok daha önce başlatmıştı bu uygulamayı... İki gazete, son intiharı sayfalarına yansıtmayarak sözlerinde durmakta kararlı olduklarını gösterdiler. (A.G.)


22 Ekim 2002
Salı
 
YÖNETENLER: Kürşat Bumin
Alper Görmüş


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED