|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Seçim kampanyası, bir süredir Tayyip Erdoğan-Deniz Baykal polemiğinin ön planda gözüktüğü bir şekil aldı. Polemiğin içeriği, pek belli; değişmiyor. Her iki parti genel başkanı, aynı sözlerle birbirlerine karşılık veriyor; bir tür 'sağırlar diyalogu' ya da 'sağırlar polemiği' sürdürüyorlar. Deniz Baykal, Tayyip Erdoğan'ın İstanbul Belediye Başkanlığı döneminden kalma 'yolsuzluk dosyaları iddiaları'na ve CHP'nin 'dokunulmazlığın kaldırılması'ndan yana söylemine sürekli vurgu yapıyor. Buna karşılık, Tayyip Erdoğan, dokunulmazlık konusunun en ayrıntılı ve ilkeli biçimde Ak Parti programında yer aldığını hatırlatıyor ve Deniz Baykal'ı Ak Parti programı okumaya davet ediyor. 'Yolsuzluk dosyaları iddiaları' üzerine ise, dün, 'CHP ile bir medya grubunun işbirliği'nden ilk kez söz etti. Seçim tarihi yaklaştıkça, bu 'sağırlar polemiği'nin aynen ve artan dozlarda devam etme ihtimali var. Bizce ilginç ve önemli olan, bu 'sağırlar polemiği'nin niçin başladığı? CHP ve Ak Parti genel başkanları, birbirlerinin rakipleri oldukları halde, yakın geçmişe dek, gayet 'centilmence' götürdükleri bu 'seçim yarışı'nı niçin bundan öncekilerde alışageldiğimiz ve Türkiye'nin önünü aydınlatmaktan çok uzak bir polemiğe çevirdiler? İki ihtimal var; üçüncüsü yok: 1. Ya Ak Parti ile CHP, omuza omuza, çok yakın bir yarış içindeler; 2. Veya, Ak Parti, anketlerin büyük çoğunluğunun gösterdiği gibi. Ak Parti, CHP'nin yaklaşık 10 puan önünde ve tek başına hükümet kurma ihtimalini arttırarak, önde gidiyor. Dolayısıyla, CHP, Ak Parti'yi aşağı çekmek için polemiği sertleştirdi. Her iki şıkta da bu tür bir polemikle yanlış yapıyorlar. CHP, 'negatif'ten değil, ancak 'pozitif'ten giderek, yani Türkiye'nin 'yarını'na ilişkin Ak Parti'den farkını ortaya koyarak ve bunda seçmenleri ikna ederek yol alabilirdi. Ak Parti'ye ve genel başkanına, CHP'nin son günlerde yürüttüğü türden 'polemik'in Ak Parti'ye oy verme eğilimindeki hiç kimseyi bundan caydırması mümkün değil. Oy verip vermeme konusunda tereddütte olanların ise, bu tür bir 'polemik' karşısında 'oy verme' eğilimine girmeleri daha muhtemel. CHP Genel Başkanı ve kurmaylarının, dikkatten kaçırdığı bir husus var: Türkiye'nin içinde her zamankinden daha önem taşıdığı 'uluslararası konjonktür'. Nitekim, Washington Post'un tanınmış kalemlerinden Jackson Diehl'in İstanbul mahreciyle 'Bırakın Müslümanlar Kazansın' başlıklı yazısında işaret ettiği husus bu. Şöyle diyor: "Ve, eğer anketler doğruysa, bu olan-biten, ılımlı Müslümanları, Avrupa ve Bush yönetiminin temsili bir hükümet kurma ve tüm bölgede değişikliği başlatma sözü verdiği Irak'la ortak sınırı olan bir NATO ülkesinde demokratik biçimde iktidarı elde etmesi ve bu iktidarı kullanması konusunda son girişim olmuş olacak. İslam ve demokrasi, güvenli biçimde biraraya gelebilir mi: Batı yanlısı, ılımlı Türkiye'de bir başka başarısızlık, iyi bir başlangıç olmayacak." Neresi için 'iyi bir başlangıç' olmayacak? Amerika'nın Irak'a ve genel olarak Ortadoğu'ya ilişkin amaçları açısından 'iyi bir başlangıç' olmayacak? Nitekim, yazı şöyle devam ediyor: "Buna rağmen, Türkiye'deki seçim kampanyası kötü bir bölgesel model olarak ortaya çıkmakta olanı güçlendirme eğiliminde. Yani, istenmeyen adayın kazanması engellendiği sürece, demokrasiye geçit vermek..." WP yazarı, Tayyip Erdoğan'ın önünün kesilmesine benzer müdahalelerin Pakistan'da Pervez Müşerref tarafından 'Türk modeline dayalı, askerlerin yönetiminde bir 'milli güvenlik kurulu' oluşturulduğunun açıklanmasıyla ve iki sivil muhalifinin bu ay yapılacak parlamento seçimlerine katılmasının engellenmesiyle ve bizzat ABD tarafından 'Filistin reformu' konusunda Yasir Arafat'ın engellenmesi amacıyla yapıldığına işaret ediyor. Sonuç: Müşerref, laik demokratlara gidebilecek oyların aşırı İslamcı adaylara yönelmesini sağlamış oldu; bu arada Arafat'ın popülaritesinin dayanıklılığı nedeniyle Filistin seçimleri askıda tutuluyor. Washington Post'un dikkat çektiği, Erdoğan ve partisinin bu 'kalıbı' kırmak için ellerinden geleni yaptıkları. Dini temalara yer vermedikleri, 'İslam' sözcüğünü bile hiç kullanmadıkları hatırlatılıyor. Buna karşılık, 'Türk siyasi merkezi'nin AB yanlısı, NATO yanlısı; küreselleşme yanlısı politikalarının Ak Parti tarafından benimsendiğinin altı çiziliyor. Sonuç olarak, CHP, Ak Parti'ye yönelik olarak giderek izlemeye başladığı 'seçim kampanyası' ya da Tayyip Erdoğan'ı hedef alan 'polemik' ile Ak Parti'nin sanki önünü daha da açıyor. Amacı bu değil ama yaptığının, bundan gayrı sonuç vermesi de imkansız. Çünkü, mevcut 'uluslararası konjonktür'de Amerika'nın Ak Parti'ye 'kırmızı kart' göstermesi bir yana; 'yeşil ışık' yakması ihtimali daha kuvvetli.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |