|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Bir elektronik mektup aldım. İmzası "Ares Bey". Ares, Yunan mitolojisinde "savaş tanrısı"dır; kan dökmekten ve şiddetten hoşlanır. Zeus ile Hera'nın bu tuhaf oğlu, Yunan mitolojisinde pek sevilmezken, Roma'da Mars'a dönüştükten sonra az çok saygınlık kazanmış. Ares'in yardımcılarından Deimos (Dehşet) ile Phobos (Korku) onun Afrodit'ten olma oğullarıymış. Söylentiye göre, Enyo (Öldürme) da onun kızıymış. Kavga tanrıçası Eris de zaman zaman Ares'in yardımına koşarmış. Baba Zeus, oğlu Ares'e "benim en iğrendiğim tanrısın sen" demekte, "hep hırgür, kavga, savaş işin gücün" diye onu suçlamaktadır. Belli ki, kendisine "Ares Bey" adını uygun gören kişi, bütün bunları bilmekte ve benimsemekte ve dahası da var, kendisinin hâlâ "Türk" olabileceğini sanmaktadır. Ares Bey, kaç kişiyi temsil etmektedir bilmem ama "biz" diye konuşuyor. İşte Ares Bey'in iletisi: Başlık: "Biz inadına Arapça, Farsça konuşmayacağız!!" İleti metni: "Biz inadına Arapça, Farsça konuşmayacağız.. her dili öğreneceğiz, konuşacağız ama Arapça öğrenmeyeceğiz, konuşmayacağız. Bu böyle biline..çabalarınız boşuna .. Kendi çocuklarınıza Arapça, Farsça öğretiyor musunuz?" Bütün bunları niçin söylüyor Ares Bey? Onu ve sözcüsü olduğunu sandığı mevhum kalabalığı Arapça, Farsça konuşmaya zorlayan mı var? Hayır! Ne olmuş peki? Ülkemizde 1945 yılından önce Ekim, Kasım, Aralık ve Ocak yerine "Teşrinievvel, Teşrinisân", Kânûnuevvel ve Kânûnusân"" kelimelerinin kullanıldığını ve bu durumun çoğu kimse tarafından bilinmediğini yazdım ya (8.10.2002), işte buna dayanarak Ares Bey, benim kendisini ve onları ve okuyucularımı Arapça, Farsça "öğrenmeye, konuşmaya" çağırdığımı, bunun için çabaladığımı sanmış, sanabilmiş. Algı bozukluğunun bu derecesini havsalam almıyor. Ve "bilgi düşmanlığı"nın bu boyutlara varabilmesini de kavrayamıyorum. Aslında bu mektup üzerinde durmak niyetinde değildim. Fakat, 13 Ekim 2002 Pazar akşamı Konya'da yapılan Türkiye'de Din Eğitimi konulu panelde Prof. Dr. Muammer Muşta'nın kimi tespitlerini işitince, bu konuya eğilmenin yararlı olacağını düşündüm. Muammer Hoca, ülkemizdeki eğitim ve kültür ortamının insanları "cehaletle övünme" noktasına getirdiğini söyledi. Örnek olarak anlattığı olaylardan biri çok çarpıcıydı. İsmet İnönü, meclis başkanı Ferruh Bozbeyli'nin Osmanlıca okuma yazma bilmediğini öğrenince demiş ki: "İşte bu, Cumhuriyet'in başarısıdır!" Bilgisizlikten "başarı" devşirmeyi hayâl edebilmek için akıl, bilim, sağduyu gibi değerlerin çok özel bir fırında, çok özel yöntemlerle yakılmış olması gerekir. Aklın yakıldığı yerde kör inanç, bilimin kavrulduğu yerde kölelik ruhu, sağduyunun ezildiği yerde sürü psikolojisi yeşerir. Hayır hayır, yeşermez bunlar. Kazıklar hâlinde meydanlara ve kafalara çakılır. Kazık ormanı, çok insanlık dışı göründüğünden ve her şeye rağmen "insan" olduğumuzdan, kimi iyi niyetli budalalar da onları yeşile boyamak ya da komşu ormanlardan yeşillik ağdırmak çabasına düşerler. Yeşilin dili Türkçe, Arapça, Farsça, Almanca, İngilizce... olmadan önce, İnsancadır. Oysa kazığın dili Despotçadır. Gerekçesi ne olursa olsun, "Falan veya filan dili öğrenmeyeceğiz" diye direten birileriyle aynı dili konuştuğumuz söylenebilir mi?
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |