T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
O bir itfaiyeci, o bir polis, o bir sporcu, o bir baba, o bir dede...

Bildiğiniz gibi gazetelerin haftasonu sayıları daha bir "ağır" oluyor; cumartesi neyse de, pazar günleri evlere kilolarca gazete girdiğini söylersek abartmış olmayız... Bırakın diğerlerini, kağıdın kıymetli olduğu yıllarda sadece Doğan Grubu içinde yer alan gazetelerle bile rahatlıkla yarım kilo kıyma alınabilirdi. "Bulmaca"dan televizyon eklerine, magazininden "İnsan Kaynakları"na (söylemiştim, mazisi çok gerilere gitmeyen bu yeni "kavram" insanın aklına hemen "Tabii Kaynaklar"ı getirmiyor mu?) onlarca ek yetmiyormuş gibi bugünlerde gazetelerin içinden bir de parti gazeteleri çıkmaya başladı. Geçen pazar günü bir de baktık ki, evde üç adet "CHP gazetesi" var. Belli ki eve giren Hürriyet, Milliyet ve Radikal gazeteleri birer tane de CHP doğurmuş. Şikayetçi olduğumuz sanılmasın, gazete (CHP'ninkinden söz ediyorum) üç tane olunca bayağı pratik oluyormuş. Böylece evde herkesin bir gazetesi olmuş oldu.

Peki bu "CHP gazetesi"nde (Gazetenin arka sayfasının dibinde şu not var: "Devamı haftaya ikinci gazetede... CHP için hazırlanan özel gazete". İyi bari, demek ki devamı gelecek.) ne var ne yok? Gazetenin logosunun iki yanına biri İsmet İnönü'ye diğeri Mustafa Kemal'e ait ikişer cümlelik iki özlü söz yerleştirilmiş. Benim ilgimi daha çok Mustafa Kemal'e ait olanı çekti: "Benim iki büyük eserim vardır; biri Türkiye Cumhuriyeti, diğeri Cumhuriyet Halk Partisi'dir." Görüyorsunuz, CHP az kurnaz bir parti değil. Gazeteyi eline alan okurun daha bu sözü okur okumaz içine düştüğü ruh halini tasavvur edebiliyor musunuz? Hadi bakalım, kolaysa Mustafa Kemal'in ikinci eseri olan CHP'ye oy verme! Söylediğim gibi, kim düşünmüşse bayağı kurnazmış; Doğan Grubu'nun gazeteleriyle eline ulaşan CHP gazetesini eline alır almaz Mustafa Kemal'in bu sözüyle karşılaşan okurların kaçının aklına "Ama Mustafa Kemal bu sözü söylediği zaman Türkiye Cumhuriyeti ve Cumhuriyet Halk Partisi ayrı şeyler değildi ki... Ortada Mustafa Kemal'in 'Bu da üçüncü eserim' diyebileceği bir ikinci parti yoktu ki.." sorusu gelir ki?

Neyse... Biz gazeteye gözatmaya devam edelim... Gazetenin tam ortadaki iki sayfası bence en başarılı sayfalar. Bu sayfalarda CHP bir parti olarak geriye itilip, Genel Başkan Deniz Baykal ön plana çıkarılmış. Olabilir, bu da normal. 8 sayfalık bir gazetenin göbeğine Genel Başkan'ın yerleşmesi de tabii karşılanabilir. Ancak bu sayfada tabii olmayan bir şey var: Tanıtılan kişi sanki bir siyasetçi değil de, bir "damat adayı"ymış gibi bir hava var sayfalarda! Baykal'ın uzun uzun sıralanan özellikleri arasında ne CHP içinde verdiği mücadeleye dair bir not var, ne de Genel Başkan'ın siyaset öncesi kimliğine dair iki satır bilgi... Bu "Deniz Baykal portresi"ni görünce sanırım Baykal'ın kendisinin de canı sıkılmıştır. Peki bu sayfalarda Baykal'ın hangi özellikleri mi öne çıkarılmış? Sayalım: "O bir baba, sempatik bir dede, içten bir eş, iyi bir aile reisi...(...) O köylüdür. Girer tarlaya tırpanla ot biçer (Bakınız: "Deniz Baykal tırpanla ot biçiyor" fotoğrafı) (...) fındığın isyanını bilir. Bilir hayvancılığın çilesini, zararını (Metin yazarının acemi olduğu besbelli; insan hiç 'hayvancılık yapanın zararı' ile 'hayvancılığın zararı'nı birbirine karıştırır mı?) O bir sporcu. Girdi mi denize, uzun mesafelere kulaç atar 20'lik delikanlı gibi. (Bakınız: "Deniz Baykal yüzücü" fotoğrafı) Çeker eşofmanları (Metin yazarı dikkat! "Eşofman" yani tekil olacak! Baykal'ı sırtında bir sürü eşofmanla koşturmanın ne âlemi var?) sabahın erken saatlerinde, komşu ve dostlarıyla kilometreleri adımlar. (Bakmayınız: Çünkü "Deniz Baykal koşuda" fotoğrafı maalesef unutulmuş!) Atladığı gibi atına doludizgin gider. (Bakınız: "Deniz Baykal hareketsiz atın üzerinde" fotoğrafı) (...) O polistir (Bakınız: "Deniz Baykal polis kasketinin altında" fotoğrafı), o itfaiyecidir (Bakınız: "Deniz Baykal itfaiyeci kaskının altında" fotoğrafı), memurdur (fotoğraf kullanılmamış), işçidir (fotoğraf yok)... Kasabın, manavın önünden utana sıkıla geçmeyi... (Fotoğraf tabii ki yok; böyle bir durumun fotoğrafı olur mu?) O sınırda asker (Fotoğraf yok, çünkü zaten yasak!), dağda köy öğretmenidir. İşte onun için liderdir O. (Pek anlaşılmadı ama olsun!) O; Deniz Baykal. (Noktalı virgül yanlış kullanılmış!)

"Hey Allahım!" dedim gazetenin orta sayfalarını okumam bitince; "Böyle bir sosyal demokrasi dünyanın neresinde görülmüş? Bizim ne günahımız vardı da bize bunu münasip gördün?"

Önümdeki gazeteyi kapayıp böyle düşünürken arka kapakta Kemal Derviş'in bir CHP mitinginde platformdan düşmesine az kalmış durumda çekilmiş fotoğrafı gözüme çarptı. Anlaşıldı, arka sayfanın büyük bölümü de Derviş'e tahsis edilmiş. Derviş'ten de şöyle söz ediliyor: "Sanki çiçeği burnunda değil de, 40 yıllık CHP'li... (Metin yazarı dikkat! "Çiçeği burnunda" ifadesini böyle tek başına, yanına başka bir sıfat koymadan kullanmak da nereden çıktı? "Sanki çiçeği burnunda değil" de ne demek; pek tabii ki çiçeği burnunda değil!) (...) Yanında 'Catherine Yenge' Anadolu yollarında... Köylülerin tarlasında, işçinin fabrikasında..."(!) Bu satırları şu nedenden dolayı da yadırgadım: "Catherine Yenge" de nereden çıktı? Sosyal Demokrat bir partinin sosyal demokrat bir gazetesinin sosyal demokrat metin yazarlarına bir sosyal demokrat milletvekili adayının sosyal demokrat karısına "yenge" diye hitap etmek yakışıyor mu?

İşte böyle... Bu eğlenceli gazetede başka hoş bölümler de buldum ama bu kadar yeter sanırım. Ama izninizle hiç değilse gazetenin Bayram Meral'den "işçi haklarının yılmaz savunucusu" diye söz ettiğini de hatırlatayım da, neşeniz bol olsun!


22 Ekim 2002
Salı
 
KÜRŞAT BUMİN


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED