|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Maşallah çabuk dönüştü ve kendisini sahiplenen partinin "militan mensuplarına" benzemeye başladı. Kemal Derviş'ten sözediyorum. Türkiye'ye geldiğinde, ayağının tozuyla, ülkenin askeri laisizmden çok çektiğini anlatmış ve sorunların demokratik çerçevede, "uzlaşma kültürü" içinde çözülebileceğini söyleyerek yüreklere su serpmişti. Dünya görmüş, politika acemisi, temiz yüzlü bir adamdı. İsmail Cem'e attığı "mevzun çalım"da bile temizliğin ve acemiliğin izlerini okumak mümkündü... Fakat dediğim gibi, politikanın pis kulvarlarına girince dönüştü ve partisiyle "söylem bütünlüğü" kurarak kısa zamanda rüştünü ispat etti. Artık o da yalan söylüyor, artık o da eyyam yapıyor, artık o da "şeriat tehlikesi"ne dikkat çekiyor, artık o da "askeri darbelerin caydırıcılığından" bahsediyor. Radikal'den Neşe Düzel'e verdiği mülakatta, "AKP'ye oy verenlerin büyük bölümünün şeriat istediğini", muhtemel bir AKP iktidarının şeriatı, dolayısıyla askeri darbeyi davet edeceğini, bu durumda MGK gibi kurumların müdahalesinin "meşru sayılması gerektiğini" söylüyordu. AKP'yle ilgili yorumu hangi verilere dayanarak yaptığını bilmiyorum; hatırlayabildiğim bir araştırma, AKP'ye yönelen seçmen çoğunluğunun "din devleti" kavramıyla pek irtibatlı olmadığını gösteriyordu. Demek ki hayal görüyor Derviş. Ya da akıllıca manipülasyon yapıyor. Aynı söyleşide, Derviş'in TELEKOM'un özelleştirilmesine karşı olduğunu da öğreniyoruz. Meğer dönemin Ulaştırma Bakanı Enis Öksüz'le bu kurumun profesyonelce yönetilmesi için kavga etmiş. Oysa Öksüz, "lisans yetkisi" Ulaştırma Bakanlığı'na verilmediği için Derviş'le kavgaya tutuşmuş, sonra da (ABD'nin baskılarına dayanamayarak) istifa etmişti. Derviş'e göre "Lisans verme yetkisi Türk Telekomünikasyon Kurumu'na bırakılmalıydı" ve siyasi irade özelleştirmede söz sahibi olmamalıydı. IMF kredilerinin geciktirilmesine neden olarak gösterilen tartışmada kazanan taraf Derviş, dolayısıyla IMF oldu. Ardından, ABD Başkanı'nın kutlama mesajı geldi: "Telekom'un özelleştirilmesi büyük siyasî cesaret ister. IMF'yle resmî mutabakatınızı büyük memnuniyetle öğrendik. Ekonomik reform çabalarınızı desteklemekteyiz..." Meclis'i IMF yasalarını çıkarmaya zorlayarak "tarımsal üretimi kotaya bağlayan" ve "ekonomik bağımsızlığımıza dahleden" Derviş, bugün ABD'yle aramıza mesafe koymamızı, bunun "ulusal bağımsızlığın" gereği olduğunu savunuyor. Kısa sürede bu kadar dönüşüm nasıl mümkün olabilir? Derviş bizimle alay mı ediyor? CHP mitinglerinde, "Türkiye'yi ekonomik krizden kurtaran adam" olarak lanse ediliyor ama, bunun hilaf-ı hakikat olduğunu kendisi de biliyor. Derviş Türkiye'ye getirtildiğinde dolar 900 bin liraydı. Ekonomiden sorumlu kılındığında "bir anda" 1 milyon 600 bin TL'ye fırladı. Çünkü Türkiye'deki yabancı bankalar piyasadan külliyatlı miktarda dolar ve mark topluyor, Merkez Bankası da, piyasaya döviz sürmeyerek, "kendince" döviz rezervini korumaya çalışıyordu. Derviş ne yaptı? IMF'den sağlanan kredileri üreteme aktarmayarak "Bankacılık Sektörü"nde çarçur etti, ekonomiyi büyük bir "borç ve faiz yükü" altına sokarak. Ne piyasaları canlandırabildi, ne de istihdam sorunlarını çözebildi. Sonra da, ekonomiyi bırakıp, "solu birleştirmek" gibi boyundan büyük işlerle uğraşmaya başladı. Şimdi CHP'li, ulusalcı ve daha da kötüsü, askeri darbelerden medet umuyor. Ama halk onu, "özlenen sol birleşme"yi gerçekleştiremediği için değil, IMF'den sağlanan kredileri bankacılık sektöründe batırdığı ve askeri darbeleri meşru sayacak "zihnî sarahate" (!) ulaştığı için yargılayacak...
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |