|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Bu yazıyı okuduğunuz saatlerde siyasi partilerin aday listeleri açıklanmış ve muhtemelen "küskünler", "kırgınlar", "kızgınlar" homurdanmaya başlamış olacak… Bu homurdanmalar ve buradan doğacak bir "küskünler hareket"i muhtemelen 3 Kasım seçimleri öncesinde, seçimleri erteletmek için yapılacak son hamlelerden birisini oluşturacak ve ardından birkaç gün içinde seçim yolu iyice temizlenecek. Nitekim ANAP'ın dün başlattığı seçimleri erteletme oyunu, "Hürriyet Grubu" dışında desteksiz kalıp, asıl amacıyla iyice afişe olunca, Yılmaz ilk taktik geri adımını attı. Ve seçimleri erteletmek gibi bir niyetleri olmadığını söyledi. İkinci taktik adımın ne yönde olacağı, küskünler hareketiyle irtibatlı olup olmayacağı bir iki gün içinde ortaya çıkacaktır. Ancak kanımız odur ki, bugün içinde bulunulan koşullarda seçimleri ertletmenin hiç meşru gerekçesi bulunmamaktadır, kamuoyu desteği ise hemen hiç yoktur. Ve erteletme girişimlerinin içinde bulunanlar, ertelenme ihtimali arttıkça, bu yükün altında ezilecek ve seçimlerde, sandıklarından daha büyük bir darbe yiyeceklerdir. Dün belirttik, bugün de yineledik, seçimlerin ertelenmesi pek mümkün görünmüyor… Bugün seçimlerin ertelenmesini isteyenlerin genellikle seçimlerle tasfiye olacaklarını düşünen kişi ve partiler olduğu açık. Yaptıkları ise, AB meselesi de dahil olmak üzere, hemen her politikayı, her unsuru devreye sokarak, bu unsurların içini boşaltıp, onları sıradan araçlar haline getirerek "kriz politikaları" üretmek. Kumarbazlığı adet haline getiren ANAP dışında tasfiye tehlikesi taşıyan diğer partiler, kriz politikalarının getirisinden çok götürüsü olduğunu farkındalar. Somut olarak bakıldığında da durum benzer... AKP ve MHP seçimlerin yapılmasından yana, DYP de kendisini seçimlere iyice angaje etmiş durumda, DSP ve SP rüzgara göre hareket edecek partiler. Ancak ANAP'ın hükümetten çekilerek oluşturmayı hesapladığı zemin ve rüzgar, onları seferber etmek yeterli değil, dahası imajları, tutarlı davranma kaygıları ya da hükümette kalma arzuları dikkate alınırsa tehlikeli… Geriye sadece devletin ve ona paralel olarak merkez medyanın tavrı kalıyor. Özellikle devlet konusundaki göstergeler, açıklamalar seçimlerin yapılması gereğine işaret ediyor. Ancak yine de bu konuda bir rezerv koymak gerekir. Zira bu ülke Osmanlı'nın ülkesidir. Ve devlet merkezli girişimler orta ve uzun vadede genelikle beklenenin tersi sonuçları verseler bile kısa vadede arzu ettikleri "kaotik" neticeleri alabilirler. Örneğin Tayyip Erdoğan'ın önündeki enlgellerin kalkması, AKP'nin hızla yüzde 30'lara doğru ilerlemesi yeni değerlendirmeleri devreye sokabilir. Ancak bu düşük ihtimal gerçekleşse bile, seçimlerin ertelenmesi çok zor görünüyor… Zira ertelemenin bu muhtemel değerlendirmeler çerçevesinde hiçbir makul gerekçesi yok. Seçimlerin ertlenmesi AKP'nin oy oranından korkmak ve korkudan hareketle sandığa müdahale etmekten başka bir anlam taşımaz. Sonucu ise sanıldığından çok daha ağır olur ve AKP'yi bu kez tek başına iktidara getirir. Bugün AKP ve SP'nin yüzde 35'i geçen toplam oy oranının siyasi açıdan nasıl doğduğunu, 28 Şubat ile ne kadar ilgili olduğunu bazıları kendisine sormalı aslında… Zaman artık gerçeklerle yüzleşmek, Türk seçmenin talep ve tercihlerinin içinden çözüm üretmek, siyaseti tabiileştirmektir. Seçimler bu yolda atılacak ilk adım olacaktır.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |