|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Bir yıl önce 11 Eylül'de tüm dünya o güne dek misli görülmemiş bir 'terör saldırısı'yla sarsılmıştı. 15'i Suudi Arabistan vatandaşı olan, nüfus kağıtlarında 'Müslüman' yazan 19 kişi, bir 'kamikaze' eylemiyle New York ve Washington'da gayet cüretkar saldırılara imza attılar. Can alırken, canlarını verdiler. İki gün önce, Türkiye, 3 Kasım'da 'seçim barajı'nın altında kalıp boğulmaları mukadder olan 'siyasi kamikaze'lerin eylemiyle sarsıldı. Dolar, birdenbire 1.620'den 1.680'e fırladı. Borsa, çöküş çatırdadı. 11 Eylül eylemcilerinin isimlerine benzeyen, Mesut, Hüsamettin, İsmail vs. gibi isimleri olan bizim 'siyasi kamikazeler', Türk ekonomisinin canını alırken, kendi canlarını kurtarma hesabındaydılar. Bu yönüyle, 11 Eylül eylemcilerinden farklılar. Ancak, Mesut Yılmaz da, tıpkı 'Amerikan hegemonyasını yıkmak' gibi 'ulvi' bir amaca yönelmiş olan Usame bin Laden'in El-Kaide militanları gibi, 'AB' adını verdiği bir 'ulvi amaç'ın altına gizleniyor. Seçim takvimi, Türkiye'nin gündemine daha çok gelebilirmiş ama 'AB takvimi' bir daha gelmezmiş. Gelir. Kaldı ki, Mesut Yılmaz'ın asıl gerekçesinin bu olmadığını artık sokaktaki çocuk biliyor. Ayrıca, Türkiye halkı, neredeyse ezici çoğunluğu ile AB'den yana ama şu ara sadece yüzde 3-5'i ANAP'tan yana. Yani, Mesut Yılmaz, kendini ne kadar AB kavramıyla özdeşleşmeye gayret etse de, Türkiye halkı, Mesut Yılmaz ve ANAP'ı, AB'den ayırıyor. 'Siyasi entrika'nın gerekçesini anlayabiliyoruz. 3 Kasım 2002'de 20 yıldır Türk siyasetinin doruklarında gezinen Mesut Yılmaz, son 5 yıldır Çar nezdinde Rasputin'in etkisi kadar güce sahip olmuş, Türkiye'nin adeta 'fiili başbakanı' rolünü oynamış Hüsamettin Özkan, bir ara adını Cumhurbaşkanı spekülasyonlarına dahil ettirecek kadar yükselebilmiş İsmail Cem, 'siyaset kabristanı'na gidecekler. Şaka değil, 'can pazarı' bu. Gerçi, 1999'da Kemal Atatürk'ün CHP'sini baraj altına sürüklemiş diye adı çıkan Deniz Baykal'ın üç buçuk yıl sonra, siyaset semalarında tekrar yükselmesine bakılarak, bu tür isimlerin istikbalinden umut kesilmesinin yersizliğini aklınıza getirebilirsiniz. Aynı şey değil. Zira, CHP bir 'kurum'dur. O gün baraj altı kalsa da, bugün iktidar adayları arasına girebilir. Oysa, YTP adlı 'siyaset gecekondusu'nun 'siyasi imar izni' alamadan 3 Kasım'da yıkıma uğrayacağı besbellidir. ANAP ise, bir parti olmaktan çıkartılıp bir 'limited' ya da 'kollektif' veya 'komandit şirket'e dönüştürülmüştür. Bir siyasi 'A.Ş.' dahi olduğu şüphelidir. 3 Kasım'dan sonra bir daha iflah olmaması ihtimali çok kuvvetlidir. Peki, Sami Selçuk'un orada ne işi vardır? Bu, benim 'tahlil yeteneği'mi aşıyor. Okyanusları aşabilen yüzücülerin, bir 'basiret bağlanması' nedeniyle derede kapaklanmasına benzer bir durum olsa gerek. Sami Selçuk'un gönlünün CHP'de olduğunu biliyorduk. CHP'nin tepelerinde 'sivri' bulunduğu için, kendisine ilgi gösterilmediğinden de haberdar olduk. Tabii, bu CHP namına bir 'eksi puan'. Söz CHP'ye gelmişken, bir başka ve hem de kocaman bir 'eksi puan' ise Ertuğrul Günay gibi, CHP'nin ideolojik planda yenilenme iddialarını, yıllar öncesinde kendi şahsında gerçekleştirmiş olan bir saygın siyaset adamını, kendi memleketi Ordu'da dahi listeye koyamayacak ölçüde bir 'dar kapı zihniyeti'nin bu partide varlığının kanıtlanmış olması. Bu arada, tüm açılımına rağmen, bu zihniyetten AK Parti'nin de nasibini aldığı Sami Selçuk'a ilişkin yaşandı. Son günlerde AK Parti, Sami Selçuk ismi üzerinde çok durmuştu. Sami Selçuk, 'bağımsız aday' olarak AK Parti listelerinde yer almayı kabul etti; AK Parti, Selçuk'un ille 'partili' olmasında ısrarcı oldu. Anlamsız. Ve, Sami Selçuk gibi bir isme TBMM kapılarını açmadığı anlamda yazık. Sonuçta, Sami Selçuk da, ANAP'a katılmakla yazık etti. Seçim erteletme kumpaslarıyla uğraşarak, Türkiye'yi sıkıntıya sokan ve seçim ne zaman olursa o gün adeta imha olacak bir partide onun ne işi olabilir. Aday olmasa ne lazım gelirdi; 3 Kasım'da seçim olsa da kaçan nedir? Bugün TBMM dışında kalsa, bilemediniz iki yıl sonra içinde olabilirdi... TBMM dışında kalmamak konusunda acelesi olanlardan biri M. Ali Bayar'dı. Aday listelerinin YSK'ya verilmesine birkaç saat kala, DYP'yle ittifaka girerek, kendisi ve birkaç arkadaşının TBMM'ye girme ihtimalini elde etti. Aynı zamanda, DYP'nin seçim barajını aşma şansına da belki yardımcı oldu. 11 Eylül'ün son saatlerinde doğrusunu yaptı. YTP ile epey uzun süre gereksiz bir flört içine girerek öylesine yanlış yapmıştı ve bir sarkaç gibi sağdan sola, soldan sağa öylesine savrulmuştu ki, doğruyu bir hayli gecikmeyle yapması, belki de son dakika doğrusunun doğruluğunu gölgeledi. Nitekim, dünkü Star gazetesi, onun durumunu 'Türkiye'yi kurtarmak için ABD'den geldi. Şimdi kendisini kurtaracak parti arıyor. Merkez sağı DTP'nin çatısı altında toplayacaktı. DTP'yi sokacak çatıyı zor buldu' diye tanımlıyor. M. Ali Bayar, muhtemelen kendisini 'kurtarırken', partisi DTP'yi de DYP içine gömdü. Amacı bu olmamakla birlikte iyi yaptı. Amacı dışında da olsa, 28 Şubat'ın sonuçlarından birinin tasfiyesini gerçekleştirmiş sayılır. Bugünden itibaren, ortaya çıkacağı bilinen 'Küskünler Hareketi'nin ne ve ne kadar güçlü olabileceğini görüp anlayacağız. Bir eski bakan, sayının 350 kişiye çıkabileceğinden bana söz etmişti. DYP desteği aranan ANAP-YTP ittifakının TBMM'deki 'tabanı'nın gücünü, 'siyasi entrikalar'ın 'uygulanma şansı'nın olup olamayacağını önümüzdeki günlerde öğreneceğiz. Milletvekili listelerinin açıklanmasının, küskünler ve kırgınlar yaratması kaçınılmazdır. Bu, hep böyle oldu ve böyle olacak. Yine de 'esası kaçırmamak' gerekiyor. Seçimlerin 3 Kasım'da yapılması ihtimali, herşeye rağmen, yapılmaması ihtimalinden fazladır. Ve, böyle olması Türkiye'nin hayrınadır...
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |