|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
3 Kasım günü oy vermek için sandık başına gidecek seçmenlerin hangi partilere oy verecekleri herkesin merak ve ilgisini çekiyor. Seçmenlerin partiler arasından yapacakları tercih öyle sıradan bir iş değil; Türkiye'nin mukadderatına ve kamu politikalarına yön verecek siyasal yöneticilerin belirlenmesi söz konusu olduğundan önem taşıyor. Mesela 1999 genel seçimlerinde seçmenlerin çoğunun DSP ve MHP''den yana tercihlerini kullanmaları bu partileri iktidara taşımıştır. O tarihten bu yana yaşanan sıkıntıların temelinde seçmenlerin sandıklara attıkları oylardaki tercihlerin önemli payı olduğu kesin. Şimdi önümüzdeki seçimde yine benzer bir yanlış yapılır mı? Onu bilmek zor, ama her şey imkan dahilinde. Son aylarda yapılan kamuoyu araştırmalarının ortaya koyduğu bir eğilim var ki, hem geleneksel Türk siyaset yapısını yansıtıyor, hem de istikrar sıkıntısı çeken Türkiye'ye bazı açılımlar sağlıyor. O eğilim şu; önümüzdeki seçimde seçmenler tercihlerini iki partide yoğunlaştıracaklar ve olağanüstü dönemlerde gözlemlenen aşırı bölünmüşlük ve parçalanmışlığa oylarıyla son verecekler. İki ana eğilim... Hatırlayalım ki 19.yüzyılın sonlarından itibaren Türk siyaseti iki ana eksen etrafında ilerlemektedir. Bu eksenlerden biri İttihat ve Terakki'nin temsil ettiği refleksi sürdüren Batıcı, devletçi, milliyetçi, laikçi, devrimci, toplumu yukarıdan aşağıya düzenlemelerle değiştirmeye ve inşaya önem veren, toplumdan kopuk çizgidir. Diğeri ise muhafazakar, nispeten liberal, gelenekçi, adem-i merkeziyetçi, toplumun kendi dinamiği ile değişeceğine inanan, Batıcı ama seçici ve toplumla barışık Prens Sabahattin ile başlayan çizgi. Bu iki damar yetmişlere kadar çok net şekilde kendini göstermişti. Yetmişlerde ise toplumun yaşadığı kaos ve hızlı değişme yeni damarları, eğilimleri ve altüst oluşları gündeme getirmiş oldu. Her iki eğilimin de "aşırısı" denebilecek radikal eğilimler ortaya çıktı. İkinbinlerin başından itibaren bu aşırı dağılmışlığın, bölünmüşlüğün ve parçalanmışlığın giderek durulmaya ve iki ana yatağa doğru çekilmeye başladığı gösteriyor. Bunu nereden çıkardığımı sorabilirsiniz. Haklısınız da. Kamuoyu araştırmalarına bakın, onların ortaya koyduğu gerçek nedir? Daha birkaç gün önce gazetelerin birinci sayfalarını süsleyen araştırma AK Parti ile CHP'nin barajı geçeceğini, bu iki partinin oylarını temmuzdan bu yana artırdıklarını; diğer partilerin oylarının giderek gerilediğini ve hiçbirinin barajı geçme şansı yakalayamadıklarını gösteriyordu. AK Parti ile CHP'nin muhtemel alacakları oy oranlarına bakıldığında da ilgi çekici bir tablo var. AK Parti yüzde kırklara yaklaşırken CHP de yüzde on sekizlere doğru ilerliyor. Bu tablo hiç de şaşırtıcı değil. Seksenler öncesinde merkez sağ ve merkez sol diye ifade edilen ve aslında fazla da açıklayıcı olmamakla birlikte birbirine karşıt ana eğilimleri yansıtan tabloda sağın oyları yüzde altmış-yetmişlerde; solun oyları ise yüzde otuz-kırklarda gözükmüyor muydu? Yeni tablo da bunu yansıtıyor işte. AK Parti toplumun mozayiğini yansıtıyor... AK Parti içinde seçim çalışmalarına katılan bir dostum mahallelerdeki gözlemlerini anlattı. Son derece ilgi çekici geldi bana. Söylediği şuydu: AK Parti'nin mahallelerdeki çalışmalarına, kadın kollarının, gençlik kollarının ve diğer birimlerin faaliyetlerine katılanların bileşimi adeta toplumun sokakta gözlemlenen bileşimi gibidir. Başı örtülü hanımlar, badili kızlar, modern giyimli kadınlar, her formda ev kadınları, sakallılar, top sakallı gençler, iş yapma heyecanı duyan genç iş adamları, muhafazakar eğilimli kesimler, dinamik öğrenciler, velhasıl toplumun her kesiminden, her eğilimden temsilciler AK Partinin çatısı altında aynı zemini paylaşıyorlar. Bu Türk toplumunun çoğulcu bileşiminden başkası değil. Bunun bir parti zemininde buluşması elbette ki önemlidir. Bu bileşim şimdilik önemli bir avantaj, ama eğer hayal kırıklığı yaşanırsa ciddi bir riske dönüşmesi ihtimali yok değil. Herhalde parti yöneticileri bunun farkındalar. Benim merak ettiğim bu kadar farklı kesimi bir parti zemininde buluşturan şey nedir? Bütün bunların ortak noktaları nelerdir? Muhtemelen Türkiye'nin ve toplumun geleceği önemli bir refleks olarak algılanıyor. Peki CHP'de buluşan toplum kesimleri kimlerdir? Hemen solcular, sosyal demokratlar denebilir; ama bunun yanıltıcı olduğunu sanıyorum. Çünkü Türkiye'de ne gerçek anlamda solculuk, ne de sosyaldemokratlık var. Kendini solcu veya sosyaldemokrat diye tanıtan kesimlerin ne solculukla, ne de sosyaldemokratlıkla bir ilgileri var. Düşünün burjuvazi bu seçimde CHP'ye yöneliyor, Kemalist aydınlar, sanatçılar, bürokrasinin önemli bir kesimi CHP'de toplanıyor. Bunlar solcu olduklarından değil. AK Partinin önünü kesmek için CHP'de yer alıyorlar. Cem Boyner'in "El mahkum CHP" sözü unutulmasın. Nerede ise CHP'nin muhtemel başarısı AK Partinin başarısı tarafından garanti ediliyor. AK Parti iktidar olmasın diyenler, onlar kimlerse, CHP'de toplanıyorlar. Siyasetin yetmişler öncesindeki ikili mecraya doğru oturma eğilimi göstermesini doğru dürüst okuyamayan siyasi partilerin şansının giderek azalacağı kesin. Bu bir tarihi kırılmadır, aslına dönmedir. Bunun önünde direnmenin fazla bir manası yok. Akıllı siyasetçi bu eğilimi ve tabloyu doğru okuyan siyasetçidir.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |