|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Kırk tane avcı arkadaş, toplanıp, uzak bir ormanda avlanmaya gitmişler.. Ancak fazla masraf olmasın diye, yanlarında bir aşçı götürmemişler.. Çadırlarını kurup, av kampını oluşturmuşlar.. Sonra toplanıp, yemekleri kimin yapacağı sorununu görüşmeye başlamışlar.. Avcılardan biri, bir öneri seslendirmiş.. Demiş ki.. -Aramızda kura çekeriz.. Kurada adı ilk çıkan, birinci gün aşçı olur.. Akşam onun yaptığı yemekten ilk şikayet eden, ertesi gün aşçılık yapar.. Böylece, her akşam yemeğinde ilk şikayet edenler, aşçılığı üstlenir.. Dönerek herkes birer gün aşçılık yapar.. Bu öneri kabul edilmiş.. Kurada ilk çıkan avcı, ertesi gün ava gitmemiş.. Patatesleri soymuş, sebzeleri ayıklamış, ateş yakmış, 40 kişiye yemek pişirmiş.. Akşam avcılar, yorgun argın kampa dönmüşler.. İlk günkü aşçının pişirdiği yemekleri, hapur hupur yemişler.. Kimse, yemeklerden şikayet etmemiş.. Böylece, aynı aşçı ikinci gün de aşçı olarak kampta kalmış.. İkinci gün çok kötü, tadı-tuzu olmayan, berbat birşeyler pişirmiş.. Akşam yine avdan dönmüş arkadaşları.. Yorgun ama çok neşeliymişler. Birbirlerine av hikayeleri anlata anlata, yine hiç şikayet etmeden, o berbat yemekleri de yemişler.. Çadırlarına gidip, uyumuşlar. Zoraki aşçı, üçüncü gün, av kampının pislik fıçısını, yemek kazanına boşaltmış.. Su katıp, pislikleri pişirmiş.. Sonra sofrayı kurup, avcı arkadaşlarını beklemeye başlamış.. Akşama doğru, avcılar yine kampa dönmüşler.. Hepsi tabaklarına, pislikten oluşan yemeği doldurmuş.. Bu yemeğe ilk kaşığı sallayıp, ağzına atan, yüzünü buruşturup, bağırmış, -Ama bu yemek değil, pislik, demiş.. Bunun üzerine aşçılıktan kurtulamayan avcı, neşe ile haykırmış.. -İşte.. Sen şikayet ettin benim yaptığım yemekten!.. "Bu yemek değil, pislik" diye tepki gösteren avcı gülmüş, cevap vermiş, -Pislik, mislik.. Ama çok nefis olmuş.. Şikayet falan ettiğim, yok!.. Bu avcı hikayesi nereden geldi aklıma?.. Bir ülkede bir koalisyon iktidarı varmış.. Bu koalisyon iktidarı, hem ülkeyi kötü yönetip, halkı yoksullaştırmış.. Hem de, koalisyon ortakları, birbirlerinden nefret edip, o ülkenin en hayati sorunlarını engellerlermiş.. Sonunda iş dayanılmaz hal almış ve erken seçim kararı alınmış.. Ancak, ortaklar, seçimde yok olacaklarını anlayınca, erken seçimi engellemek için gerekçeler aramaya, bahaneler üretmeye başlamışlar.. Bu arada bir ortak, mevcut koalisyonu bozarsa, yeni hükümet kurulması gerekeceği için, seçimlerin ertelenebileceğini düşünmüş.. Seçime iki aydan az kala, takaza çıkartıp, hükümeti bozmak istemiş.. O güne kadar, ülke halkının büyük çoğunluğu, "Bu koalisyon iktidarından nasıl kurtuluruz" diye yollar arıyorlarmış.. Muhalefet partileri, gensorularla, soruşturma önergeleriyle, hükûmeti devirmek için uğraşıp duruyorlarmış.. Koalisyon ortaklarından biri, "Bu hükûmet dağılmalı" deyince, herkesin "Yaşasın.. Nihayet birbirlerini yiyecekler.. Biz de bunlardan kurtulacağız" diye bayram yapması gerekirken, tam aksi olmuş.. Herkes, "Aman bu hükûmet yerinde kalsın.. Bunlar ülkeyi seçime kadar götürsünler.. Bu hükûmetin başımızın üstünde yeri var" diye feryad etmeye başlamış.. İşte avcı kampında, pislikten yapılan yemeği "Pislik mislik, ama nefis olmuş" diye öven avcı var ya.. Herkes öyle duruma düşmüş.. Hani Temel'in hikayesindeki gibi.. Temel elinde bir yılanla, deniz kenarında yürüyormuş.. Sormuşlar.. -Niye yılan taşıyorsun elinde? Gülmüş, cevap vermiş, -Denize düşersem diye.. Bu iktidara böylece sarılmış o ülkenin en mutsuzları bile..
ŞAKA
Ecevit tırnak gösterince..
Ecevit, "Mesut Yılmaz seçimi ertelemek istiyor.. Asıl derdi Avrupa Birliği falan değil" deyince, Mesut Yılmaz da öfkelendi.. -Başbakan, söylediklerimi algılamakta zorluk çekiyor, diye konuştu.. Bakarsınız yarın da, "Başbakan'ın tırnakları kesilmiyor.. İyi beslenmiyor" falan der.. Bu tür siyasete alıştık artık!..
ADAYLAR VE GÖZLEMLER
Bizim 11 Eylül'ümüz bitti!..
Milletvekili listeleri açıklanıyor.. Ve beraberinde, sadece iyi yer bulamayan adayların değil, hayal kırıklığına uğrayan seçmenlerin de tepkileri başladı.. Mesela CHP'de Ertuğrul Günay veya Hikmet Çetin aday değil ama Nurettin Sözen aday.. Demek Deniz Baykal değişmemiş.. Peki ya, Sami Selçuk'un ANAP'tan aday olmasına ne demeli? Seçilmeme riski bir yana, ANAP'ın "Hukuk"la ilişkisi sadece "Özgürlük" alanında mı var? DYP ile DTP arasındaki ittifak görüşmelerinin 24 saatte dört kez bozulup, sonunda düzelmesi, acaba "Erken seçimi erteletme ihtimali"ne mi dayalıydı? Neyse.. Herkese hayırlı olsun!.. Bizim 11 Eylül'ümüz de böyle geçti işte.. Dünyanın "11 Eylül"ü ise, bütün sancıları ve yansımaları ile sürüyor..
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |