|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Güzel bir sürprizle güne başladım. Hürriyet'in 5'inci sayfasında, üst köşede, Emin Çölaşan'ın hakkımdaki iddialarına, 15 Mart 2002'de benim verdiğim cevap yayınlanmıştı. Üstelik olduğu gibi; hiç tahrif edilmeden. (Hürriyet - 11 Eylül 2002) Esasında, bu benim hakkımdı; hakkımı gaspetmişlerdi. Çölaşan, "başörtüsü konusunda fikir değiştirdiğimi, eskiden başörtülü kızları eleştirdiğimi" yazıp duruyordu. Ben "Hayır, bu doğru değil. İşte 1980'li yıllardaki yazılarımdan örnekler" diyerek kaleme aldığım tekzibi, onun sütununda bir türlü yayınlatamıyordum. Nihayet mahkemeye başvurmuştum. Dava halâ devam ediyordu.
Nihayet yayınlandı
Doğan Grubu, ikinci defa Basın Ahlâk İlkeleri'ne uyacağını açıklayıp, bir anlamda iman tazeleyince, 15 Mart 2002'den beri bekletilen tekzip metnini, Bodrum Milpa Tatil Köyü'ne faks çekerek, Aydın Doğan'a ulaştırdım. Basın Ahlâk İlkeleri arasında, cevap hakkının önemini hatırlattım. Ve şu işe bakın! Aydın Doğan, talimat vermiş, gazete, tekzibi yayınlamış. Hakkımdı; bu hak gaspedilmişti. Gaspedilen hakkımı kullanabildiğim için sevinçliyim. Sevincimin tek sebebi açıklamama yer verilmesi değil. Bir kere, nihayet, Hürriyet okurları, gerçeği öğrenebildi. Ona seviniyorum. Bundan böyle, yalan ve iftira ile karşılaşırsak, düzeltme yazımızı yayınlatabileceğiz; buna da seviniyorum. Hürriyet'in bu defa Basın Ahlâk İlkeleri'ne uymakta samimi davranacağı izlenimini edindim. Her şeyden çok, basının itibarını yükseltecek bu adıma seviniyorum. Aydın Doğan'ı tebrik ederim. Hürriyet'te tekziplerinin çıkmasını isteyenlerin, bir nüshayı patrona göndermelerini ise şiddetle tavsiye ederim.
Yılmaz'ın çabası
Böyle mutlu bir gelişme ile makaleme başladım. Ama Türkiye'deki siyasi gelişmeler açısından aynı şeyi söyleyemeyeceğim. Seçimlerin iptâlini isteyenler düğmeye bastı. Mevcut hükûmeti devirme çabalarının arkasında seçimleri erteleme niyeti, hatta iradesi yatıyor. Kimse "Biz hükûmetin ülkeye zarar verdiğini düşünüyoruz ve seçimlere değil hükûmete karşı çıkıyoruz" demesin. Böyle diyerek, vatandaşı kandırabileceğini sanmasın. Mesut Yılmaz, AB silâhını gene kullanma çabasında. MHP'nin Anayasa Mahkemesi'ne iptâl başvurusunu eleştiriyor. Bu durumda, AB yasalarının uygulama yönetmeliklerinin de çıkmayacağını, gerekçesine ekleyerek hükûmetin düşürülmesini istiyor. 12 Aralık'taki Kopenhag toplantısına yetişemeyeceğimizi iddia ediyor. "Sen herkesi kör, âlemi sersem mi sanırsın!" Avrupa Birliği partinizin önceliğiydi de, neden, 3 Ağustos 2002 tarihine kadar paketi hazırlayıp, Genel Kurul'a göndermediniz? Neden 1 Temmuz 2002 tarihli hükûmet zirvesinde, hükûmetin ve istikrarın AB'den daha önemli olduğunu açıkladınız? Açıklama aynen şöyleydi: "AB konusunda yürütülecek çalışmaların, hükûmetin geleceğini olumsuz etkilemesine kesinlikle izin verilmeyecektir." (2 Temmuz 2002-Bütün gazeteler) Bugün "AB'ye ilişkin yönetmelikler çıkmıyor" diye Mesut Yılmaz'a elverdiği sanılan İsmail Cem de, evvelce hükûmete öncelik tanıyordu. Kendisiyle Kafe Siyaset'te konuşan Murat Yetkin'e "AB reformları nedeniyle hükûmeti bozmak gereksiz" diyordu. Bu konuşma Murat Yetkin'in sütunlarına şu şekilde yansımıştı: "Dışişleri Bakanı Cem, AB reformları nedeniyle hükûmeti bozmanın gereksizliği noktasına gelmiş bulunuyor. 'Türkiye'nin ekonomik programı kritik bir noktada; bu aşamada bir de hükûmet sorunu ortaya çıkarsa tehlikelidir ve faturası ağır olur' şeklinde konuşuyor." (24 Haziran 2002 - Radikal - Murat Yetkin)
"AB öncelik değil, hükûmetin istikrarı önemli" diyen İsmail Cem, bu sözlerinin neredeyse mürekkebi kurumadan, 50-60 arkadaşı ve Hüsamettin Özkan ile birlikte, DSP'yi terk ederek hükûmete en büyük darbeyi vurdu. (DSP'den istifalar Hüsamettin Özkan ile birlikte 8 Temmuz 2002 tarihinde başladı. İsmail Cem ise 11 Temmuz 2002'de istifa etti) Avrupa Birliği'nin sadece bir vesile olduğu ortada. Nitekim 31 Temmuz 2002'de seçim kararı alındıktan sonra, muhalefetin de desteği ile, AB yasaları iki günde çıktı. (3 Ağustos 2002) Neden Mesut Yılmaz aynı paketi daha önce Genel Kurul'a getirmemişti?
Çiller'in tavrı
Hükûmeti devirme çabalarını, seçimi erteleme gayretlerinden ayıramayız. Bugüne kadar Çiller'in, hükûmeti kurmaya talip görünmesi, Yılmaz ile bu gayeye yönelik olarak gizli açık ilişkiler yürütmesi, onun da, seçimlerin ertelenmesini isteyen gruba dahil olduğu izlenimini yarattı. Özellikle "Rodos zirvesi" DYP'ye puan kaybettirdi. Çiller'in hiçbir baraj sorunu yokken, gazetelerde çıkan haberler, DYP'yi vurdu. Zaten -geçmiş seçimlere bakıldığında- DYP ve Anap'ın birlikte eridiğini görüyoruz. İki parti elele eriyor ve merkez sağ göçüyor. 1991'den beri her ikisi de her seçimde gerilediler. Bu defa farklı olabilirdi. Anap baraj altına düşerken, DYP çok daha başarılı bir sonuç elde edebilirdi. Çiller'i, Yılmaz'la beraber olduğu görüntüsü, derinden yaralar. Anap'la işbirliği yapmak, hükûmet kurmak, DYP'nin hanesine olumsuz puan yazar. Önce Tuğrul Türkeş ile sonra Mehmet Ali Bayar ile seçim ittifakı yapmak, DYP çatısı altında Demokrat Türkiye ve Aydınlık Türkiye Partisi'ni bütünleştirmek olumlu bir adımdır. Çiller, seçimlerin ertelenmesi çabalarının içindeymiş gibi görünmezse, barajı aşar. Ama mütereddit havası, Yılmaz ile yoğun bir trafik içine girmesi, DYP'nin bir kaç puan düşemesine yol açtı. Çiller "Eğer hükûmetin düşürülmesi, seçimlerin ertelenmesi için bir oyunsa biz yokuz" diyor. Evet hükûmetin düşürülmesi ilk adımdır. Ve maalesef gazetelere yansıyan haberlerde DYP milletvekilleri hep Anaplılarla ve Yeni Türkiyelilerle birlikte hesaplanmaktadır. DYP biran önce kendisini bu ayıplı cepheden kurtarmalıdır. Rodos zirvesinin yarattığı tahribatı üzerinden atmalıdır. Diyelim ki ittifak kanunu çıktı. Eğer vatandaşla müttefik değilseniz, nasıl seçileceksiniz? Kim Mesut Yılmaz ile ittifak kurarsa, -barajın % 5'e çekilmesi de yetmez-, o ittifak barajın altına düşer.
Yılmaz, kapalı kutu
Arşivimi karıştırırken Mesut Yılmaz'ın Dışişleri Bakanlığı'ndan istifası üzerine kaleme aldığım bir yazıya rastladım. Şubat 1990'da da Mesut Yılmaz, çok kritik bir tarihte, ABD'de, tam da Ermeni tasarısının görüşüleceği bir süreçte istifasını vermişti. Şimdi de zamanlaması pek güzel doğrusu! AB'den müzakere takvimi alacağız. Bu yüzden, seçim sonrası için ümit vermesi lâzım. Gene istifayla hazırlanıyor. 22 Şubat 1990 tarihli makalemde istifa eden Mesut Yılmaz için "O bir kapalı kutu" yorumunu yapıyordum: "Türkiye'nin dış ilişkileri açısından başarılı ve etkili bir dönem yaşadığı söylenemez. Tam tersine, dünya dengelerini altüst eden fırtınada, alabora olmuş bir gemi gibiyiz. Tabiî bu durum, Mesut Yılmaz'ın başarısızlığından kaynaklanmıyor. Ama ben, kendisine 'başarılı' demek için de bir sebep bulamıyorum. Yılmaz'ın kamuoyundaki pırıltısı, mazideki icraatından ziyade, gelecek için ümit vaadetmesinden doğuyor. Yılmaz, gençliğinin ve medeni çehresinin yanı sıra 'kapalı bir kutu' olmasının avantajını da kullanıyor. Az konuşan, az gülen bir insan olan Yılmaz'ın ciddi tavrı, Anap zirvesindeki 'sonradan görmüşlük cıvıklığını' dengelemiş ve olumlu puan kazanmasına yolaçmıştır. Tabiî Dışişleri gibi tarafsız görüntüsü veren bir bakanlıkta bulunması da itibar sağlamasına yardımcı olmuştur... Meselâ, Kenan Evren'in, Cüneyt Arcayürek'e söyledikleri doğruysa, Yılmaz, Rize'de, siyasi haklar iade edilmesin diye propaganda yapmış ve 'Kenan Evren de yasakların kalkmasını istemiyor' demiştir. Bu iddia -eğer doğruysa- bir karakter zaafını gösterir. Her şeyden önce, siyasî hakların iadesine karşı çıkmak yakışıksızdır. Evren'in yasakların kalkmasına ilişkin düşüncesi farklı olmasına rağmen, onu destekleyici bir isim olarak kullanmak, çok daha çirkindir. Evren, Cüneyt Arcayürek'e, bu yalanı Mesut Yılmaz'ın yüzüne vurduğunu ve ona şu suali sorduğunu söylemiştir: 'Şimdi tutup kamuoyuna bunun aksini açıklasam, zor duruma düşmez misiniz?' Bir kapalı kutu, insana daima umut verir. Hayal gücünüz biraz kuvvetliyse, Karun'un hazinelerini bile düşleyebilirsiniz. Halbuki umudu hayal kırıklığına uğratmayacak ölçülerde tutabilmek ve gelişmeleri sükûnetle beklemek gerekir..."
Evet, az konuşan, az gülen, ciddi tavırlı Yılmaz bir kapalı kutu idi. Kapalı kutu açıldı. Ama maalesef kutudan, Karun'un hazinelerinin çıktığını söyleyemeyiz. Evet belki kendi zenginleşti. Ama Türkiye dibe vurdu. Kapalı kutuya veda etme zamanı geldi. Yılmaz uzatmaları oynuyor.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |