T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
İhtilal ve darbe

Hükümet darbesi siyasal geleneğin en eski uygulamalarından biridir. İhtilâl ise, daha çok modern zamanlara mahsus ve daha çok modern zamanlarda ortaya çıkmış bir uygulamadır. İkisi arasındaki fark nedir? Sanırım şunu söyleyebiliriz: darbe, kurulu düzeni değiştirmeksizin ve böyle bir değişiklik niyeti ve amacı gütmeksizin yalnızca hükümet edenleri (iktidarı) bertaraf edip onun yerine darbecilerin öngördüğü ekibi (bu ekip bizzat darbeciler olabileceği gibi, onların temsilcileri de olabilir) iktidara getirmekten ibarettir. Bir bakıma hamamın düzeni aynı kalıyor, fakat tellaklar değiştirilmiş oluyor. Böyle bir hareketin anlamı ise kurulu düzenin nimetlerinden yararlanan güç odaklarının değiştirilmesi olarak ortaya konulabilir. Oysa ihtilâl eylemiyle kurulu düzenin kendisi değişikliğe uğratılmaktadır. İhtilâlde, amaç, kurulu düzenin nimetlerinden yararlanan çıkar ve güç odaklarını değiştirmekten ibaret bir niyetle mahdut bırakılmaz. Kurulu düzenin temel dinamikleri, temel ekonomi ilişkileri ve temel hukukî ilişkiler değişikliğe uğratılır. Bu temel değişiklikler, yeni bir yönetici ekibi kendiliğinden gerektirir, yoksa temel amaç yalnızca kurulu düzenin nimetlerinden yararlanan ekibi değiştirmekten ibaret değildir.

Hemen anlaşılabileceği gibi, teknik olarak darbe yapmak kolaydır, fakat ihtilâl gerçekleştirmek zordur. Böyle bakıldığında gerçek ihtilâl teşebbüslerinin peygamberler tarafından hayata geçirildiğini veya geçirilmek istendiğini ileri sürebiliriz. Bu teşebbüslerin her defasında başarılı olup olmadığı hususu ayrı bir bahistir. Fakat peygamberane eylemleri konumuz dışında tutarak modern zamanların ihtilâl teşebbüslerine baktığımızda, sayısız darbe teşebbüsüne karşı, belli başlı üç adet ihtilâl teşebbüsünün vaki olduğunu görüyoruz: 1. 1789 Fransız İhtilâli, 2. 1917 Bolşevik İhtilâli ve 3. 1979 İran İslâm İhtilâli. Bu her üç ihtilâl de, ait olduğu toplumun kurulu düzenini temelden değiştirmiştir.

Darbelerde kurulu düzeni değiştirme amacı olmadığına ve fakat buna rağmen bir darbe gerçekleştirildiğine göre, bu darbenin gerekçesini, şimdi değindiğimiz gibi, kurulu düzenin nimetlerinden yararlanma hırsıyla açıklamamız gerekiyor. Ancak darbeyi yapanlar veya darbe yaptıranlar gerekçenin kurulu düzenin nimetlerinden yararlanmak olduğunu itiraf etmezler. Gerekçe, kendine göre kutsal ve yüce sayılan kavramlarla ilan edilir ve mesela ülkenin bölünmez bütünlüğünün tehlikede olduğu veya bu darbe gerçekleştirilmeseydi ülkeyi öcülerin istila edeceği gibi sebeplerle ortaya konulur. Aslında, darbenin tetikçileri belki kendileri de niçin darba yaptığını bilmeyebilir ve ileri sürdüğü gerekçenin doğruluğuna, yani öcülerin istilasına sahiden inanabilir. Fakat tetikçinin arkasındaki asıl güç odağı gerçek sebebin bilincindedir. Legal olarak faaliyet gösteren işletmelerin, bir takım kuruluşların durduk yerde niçin sıkıyönetim uygulamasına tâbi kılındığı bu bakımdan açıklanabilir. Darbe kurulu düzeni koruyor, fakat tellakları değiştiriyor, diyoruz. Fakat acaba gerçekten darbe yapanlar veya darbede tetikçi olarak kullanılanlar, sandıkları gibi kurulu düzenin korunmasına hizmet edebiliyorlar mı, yoksa darbe ile kurulu düzenin kokuşmasını mı hızlandırmış oluyorlar? Bu sorunun cevabı, darbe ile neyin darbelendiğinin tespitinde gizlidir.


12 Eylül 2002
Perşembe
 
RASİM ÖZDENÖREN


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED