T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
İslâmî Şiddet'in gerçek nedeni İslâm'ın kendisi olabilir mi? (II)

1) "İslâmî Şiddet'in nedeni İslâm dünyasının geri kalmışlığıdır/İslâm dünyasının geri kalmışlığının nedeni İslâm'ın yanlış yorumudur/O halde İslâmî Şiddet'in nedeni İslâm'ın yanlış yorumudur."

2) "İslâm yanlış yorumlanmasaydı geri kalınmazdı/Geri kalınmasaydı şiddete başvurulmazdı/O halde şiddeti önleyecek ve İslâm dünyasının geri kalmasını engelleyecek yeni ve doğru bir yoruma ihtiyaç var."

Böylesi bir akılyürütme biçiminin, hem şiddet, hem de geri kalmışlık gibi iki olumsuz neticenin mukaddimâtı arasına İslâm'ı dahil edememekten kaynaklandığını daha önce göstermiş idik. Oysa daha önce fütursuzca İslâm dünyasının geri kalmasının, dolayısıyla modern Bilim ve Medeniyet karşıtlığının ana nedeninin bizâtihi İslâm olduğu ve İslâm coğrafyası halklarının bu dinin kendisinden kurtulmadıkça ilerleyemeyecekleri ve aslâ Batı bilim ve medeniyetinin seviyesine ulaşamayacakları açıkça dile getirilmişti. Nitekim tam da burada Ernest Renan'ın 1883'de Paris'te verdiği İslam ve Bilim başlıklı konferansı ve bu konferansın İslâm dünyasında "İslâm mâni-i terakkî değildir!" şeklindeki müdafaaya sebep teşkil ettiğini hatırlatabiliriz. Renan açıkça İslâm dünyasının geri kalmışlığının temel sebebinin İslâm olduğunu iddia ederken, iddiasını ırkî mülahazalarla desteklemekten geri kalmamış, en nihayet Samî (Arap) ve Turanî (Türk) ırkların elinde bu coğrafyada bilim ve medeniyete darbe üstüne darbe vurulduğunu söylemekten çekinmemişti.

Şimdiyse aynı neticeye başka bir yoldan gidiliyor ve İslâm'ın yeni yorumunun "tamamen yeni" olması halinde tabiatıyla ikna ediciliği/inandırıcılığı zayıflayacağından, görünüşte bu yeni yorumlara temel teşkil edecek, yani bir nevi yenilenebilecek "eski yorumlar" aranıyor. Bu arada İslâm'ın geleneksel Sünnî yorumunu temsîl eden ilmî otoritelerine yönelik eleştirilerden de geri kalınmıyor. Bilhassa üç isim, İmam Eş'arî, İmam Şafiî ve İmam Gazalî bu eleştirilerden paylarını alıyorlar.

Bu tür hafifliklerin Türkiye'deki (bilhassa Türk Müslümanlığı tartışmaları sırasındaki) seviyesini hatırlatmak bakımından söylemeliyiz ki memleketimizde "Biz itikadda Mâturidîyiz" denilerek İmam Eş'arî'ye (Eş'ariliğe) ve yine "Biz amelde Hanefîyiz" denilerek İmam Şafiî'ye (Şafiliğe) laf söylemek kimilerince bir marifet addedilse de bir iki adım sonra aralarında vurgulanacak ciddiyette bir fark bulunmadığı görülünce, daha doğrusu hem Maturidiliğe ve hem de Hanefiliğe sadakati sürdürmek sûretiyle fürûat dışında şu beklenen "yeni yorumları" öne sürecek Lutherlerin bir türlü çıkamadığı anlaşılınca, daha kestirmeden gidip bu "yeni yorumları" sadece Kur'an'a istinad etmek deneniyor. Lâkin sonuçta bu yolun da zâhiren ekonomik olduğu söylenebilir. Çünkü bu sefer ekranlar inanılmaz bir yorum enflasyonuyla bulanıp meydana bir muhterisler sürüsü akın ediyor. Tabii böylece kanallara seyirci toplamaktan gayrı ciddiye alınabilecek bir netice de ortaya çıkmıyor.

İmam Gazalî isminin yıpratılmasının nedenlerini izah etmek uzun sürerse de kendisinin itikaden Eş'arî, amelen Şafiî, neseben Fârisî olduğunu hatırlamamız gerekir. İmam Gazâlî bir Selçuklu dönemi düşünürüdür ve kendisinden sonraki Sünnî ilahiyatını büyük ölçüde şekillendirdiği, dolayısıyla fikirlerinin Osmanlı dönemini hemen hemen belirlediği muhakkaktır. (En son II. Abdülhamid'in İmam Gazâlî'nin Tehafüt_ül-Felâsife adlı eserini Türkçe'ye çevirttiği unutulmamalıdır)

Bu yüzdendir ki Gazalî adını yıpratmak, Selçuklu ve Osmanlı dönemlerini "kayıp halka" olarak kabul eden çevreler için neredeyse bir ödev halini almıştır. (Arapçılık, Türkçülük ve İrancılık tam da bu noktada buluşuyor.)

Peki "yenilenebilecek eski yorumlar" elde etmek bakımından Gazalî eleştirmenleri ortaya hangi ismi sürüyorlar? Tabii ki İbn Rüşd'ü! VE böylelikle güya ana gövdenin direnişi, çevreden yapılan bir başka saldırıyla zayıflatılmak isteniyor.

İsteniyor da bari hiç değilse İbn Rüşd'ün eserlerinden "yenilenebilecek eski yorumlar" elde edilebiliyor mu?

Keşke elde edebilseler! Her ne demekse söyledikleri sadece şu: "Ortadoğulu Kelâmcı Gazâlî" yerine "Endülüslü Rasyonalist İbn Rüşd"ün fikirleri İslâm dünyası üzerinde etkili olabilseydi hâl-i pürmelâlimiz bu kadar kötü olmazdı, vs.

Ortadoğu sorununu Endülüslü bir âlime çözdürmek kimin işine yarar onu bilemem ama Washington'un bu işten kârlı çıkacağı muhakkak!

Velhâsıl, şiddeti şiddeti çıkaranlar şiddetlendiriyor!


22 Eylül 2002
Pazar
 
DÜCANE CÜNDİOĞLU


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED