|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Ekonomik krizin pençesinde kıvranan Türkiye, dış pazarlara açılarak mal satmayı tercih ederken İslam ülkeleri ile geniş ticaret potansiyeli olmasına rağmen bu ülkelerle olan işbirliğinden sanki yasakmış gibi uzak duruyor. Türkiye'nin İslam ülkeleri ile olan ticaretinin düşük olduğunu vurgulayan MÜSİAD Başkan Yardımcısı Dr. Ömer Bolat, "Türkiye'nin İslam ülkeleri ile olan ticaretine baktığımız zaman Suudi Arabistan'ın yıllık ithalatı ise 30 milyar dolar olarak gözükürken, Türkiye'nin bu ülkeye yaptığı ihracat miktarı 500 milyon dolar bile değil" dedi. Bolat, açıklamasını şöyle sürdürdü: "Yani 1 milyar dolarlık hedefe ulaşamadık. Birleşik Arap Emirlikleri'nin yıllık toplam ithalatı 21-25 milyar dolar arasında, iken, Türkiye'nin B.A.E'ye yaptığı ihracat miktarı ise sadece 186 milyon dolar gibi düşük bir düzeyde. Yıllık ithalatı 13 milyar doların üzerinde olan Kuveyt'e sadece 118 milyon dolar, yıllık ithalatı 8 milyar dolar civarında olan Katar'a ise sadece 16 milyon dolarlık ihracat yapıyoruz. Türkiye'nin en çok ihracat yaptığı 40 ülke listesinde ne yazık ki Katar'ın adı bile geçmiyor. Suudi Arabistan 8. sırada, B.A.E. 16 sırada yer alıyor."
KOBİ'ler için fırsatlar ülkesi
Bolat, büyük firmaların İslam ülkelerini değil daha çok AB ve ABD'yi tercih ettiklerini bu bakımdan KOBİ'lerin İslam ülkelerine yönelik yapacağı ticaretin daha kolay ve rekabet açısından şanslı olduğunu da sözlerine ekledi. Bolat, şunları söyledi: "İslam ülkeleri ile olan ticaretimiz ise yukarıda söylediğim gibi milyar dolarla değil, milyon dolarla hatta bazı ülkelerde yüz bin dolarla ifade ediliyor. MÜSİAD olarak kurulduğu bu günden bu yana geçen 12 yıl içerisinde 65 ülkeye, 80'den fazla dış gezi düzenledi. Bunu yaparken öncelikle KOBİ'lerin bu ülkelere yönelik yatırım ve ihracat yapması için caba sarf etmiştir. Gezilerimizi Batı ve Doğu ayrımı yapmadan düzenliyoruz ancak, özellikle 1990 Körfez krizinden bu yana unutulan İslam ülkeleri pazarlarının yeniden açılmaya başlamasıyla bu ülkelere özel bir önem verdik ve bunun da karşılığını aldık" dedi. 11 Eylül olayından sonra ise İslam dünyasındaki ülkelerin Türkiye'ye özel bir önem vermeye başladıklarını söyleyen Bolat, Dış Ticaret Müsteşarlığı'nın son iki yıldır uygulamaya koyduğu komşu ülkelere önem verilmesi politikası ile kendilerinin 12 yıldır sürdürdüğü stratejisiyi tescil ettiğini söyledi. MÜSİAD 9 yıldır düzenlediği MÜSİAD Uluslararası Fuarı ile bu misyonun öncüsü olduğunu da dile getiren Bolat, "Bu fuar Medine Pazarı Modeli'nin güzel bir örneğini teşkil etmektedir" dedi.
Medine Pazarı Modeli nasıl doğdu?
MÜSİAD Genel Başkan Yardımcısı Dr. Ömer Bolat, İslam ülkeleri ile olan ticaretin yeniden ve hızlı bir şekilde başlanması gerektiğine dikkat çekerek, Medine Pazarı Modeli deyimini de şu şekilde açıklıyor: " Medine küçük bir yerdi, ahalisi de ziraatçılıkla uğraşıyordu. Mekkeliler, gerçi ticareti iyi bilirlerdi; fakat ellerindeki dar imkanlarla, tutunmaları çok zordu. Nerede ve nasıl ticaret yapacaklardı? Müslümanlar Mekke döneminde kendilerine ait bir iktisat siyaseti uygulama gücüne sahip değildiler. Bu imkânı Hicret'ten sonra Medine'de elde ettiler. Hz. Peygamber, Medine'de bir yandan Müslümanlar'ın siyasi hukukunu belirlemeye yönelik adımlar atarken, bir yandan da Medine Pazarı'nın temelini atıyordu.
Medine Pazarı'nın iki temel ilkesi
1- Pazar yerinde kimse belirli bir yeri sahiplenmeyecektir;
Bu ilkeleri bugün şu şekilde yorumlamanın mümkün olduğu söylenebilir: 1- Siyasi otorite iktisadi hayat içinde rant oluşumunu engelleyici biçimde davranacaktır; 2- Piyasa düzenlemeleri üretici ve satıcılar için cazip olacak biçimde yapılacak; böylece hem iktisadi hayata dinamizm gelecek, hem de müşteri konumundaki halk daha elverişli şartlarda mal temin edebilecektir. FAHRİ SARRAFOĞLU Sadece AB'ye ihracat yanlış İTO Başkanı Mehmet Yıldırım, İslam ülkelerinde başta kambiyo problemleri olması ve ticaretin AB ülkeleri kadar kolay olmaması sebebiyle Türk işadamlarının daha çok AB ülkelerini tercih ettiklerini dile getirerek şunları söyledi: "Ama özellikle üst üste yaşadığımız krizlerden sonra işadamları yeni bir arayışa girerek İslam ülkelerini yeniden keşfetme yoluna gitmişlerdir ki, bu da Türk ihracatının artması yönünde çok olumlu bir adımdır. Başta Körfez ülkeleri olmak üzere birçok İslam ülkesinin yıllık ithalatı bizim toplam ihracatımızdan daha fazla. Ayrıca sadece Almanya'nın ihracatımız içindeki payının yüzde 22'lerde olması, Türkiye'nin ihracatının önemli oranda tek bir ülkeye bağımlı olduğunu göstermektedir. Bu nedenle, tek pazara olan bağımlılığı azaltmak şarttır." İslam ülkeleri kaynak zengini
Bugün dünya doğal kaynakların yüzde 25'i İslam ülkelerindedir. Petrolde bu oran yüzde 70'e kadar çıkmaktadır. Kauçuğun yüzde 70'i, kalay ve uranyumun yüzde 50'si İslam ülkelerinde üretilmektedir. Bu zengin kaynaklara rağmen İslam dünyası borçlanmakta ve geri kalmışlıkta oldukça gerilerde bulunmaktadır. 1990'da dünya nüfusunun yüzde 20'si İslam nüfusu iken 2020 yılında bu oran yüzde 30'a çıkacaktır. Buna rağmen, İslam ülkelerinin dış borçları daha 1993 yılı itibariyle 500 milyar dolar civarında, yani dünya toplamının yüzde 30'u.
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon| Hayat| Arşiv Bilişim| Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür |
|
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz. © ALL RIGHTS RESERVED |