|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Son iki yüzyılda dünyaya bütünüyle egemen olan Pozitivizm'in ilkeleri, günümüzde geçerliliklerini büyük ölçüde yitirdi. Ekonomi'nin Ahlak'tan bağımsız olduğuna ilişkin varsayım, ekonmik olayları açıklamaya yetmiyor. Artık kimse Ekonomi'nin belirleyici olduğunu savunmuyor. Ekonomi'yi ahlaki değerlerden soyutlayan Sosyalist toplumlar, ekonomik alanda büyük bir başarısızlığa uğradılar. Bütün dünyada açıkça ortaya çıktı ki, "Ahlak'sız Ekonomi, Ekonomi'siz de Ahlak olmaz." Çünkü hem Ekonomi hem de Ahlak insanın tutum, davranış ve tercihlerine dayanır. Genelde Ekonomi, ülkelerin ve kuruluşların sınırlı kaynaklarını en verimli bir biçimde kullanarak, toplum ve ailelerin değişik ihtiyaçlarının karşılanması olarak tanımlanır. Tanımdan kolaylıkla anlaşılabileceği gibi, ahlaki boyutu olmayan hiçbir ekonomik eylem yoktur. Ahlak'la uğraşan düşünürlerin Ekonomi'yi kendi alanlarının dışında görmeleri ve ahlaki ilkelerin ekonomik alanda uygulanmasının güçlükleri, Ahlak bilimiyle Ekonomi bilimi arasındaki ilişkilerin araştırılmasını önlemiştir. Teorik ve pratik yönüyle Ekonomi'yle uğraşan herkes bencil, ahlaksız, acımasız, duygusuz, insafsız ve materyalist sayılarak, yerden yere vurulmuştur. Soğuk Savaş sonrasında Ekonomi'nin de diğer bilimler gibi, ahlâkla içiçe her yerde genelgeçer ilkeleri olan bir bilim olduğu ortaya çıktı. Artık Ekonomi deyince, kimsenin aklına Kapitalizm ya da Komünizm gelmiyor. Bilinen Komünizm gibi, bilinen Kapitalizm de öldü. Artık kitaplarda Ekonomi "Pazar Ekonomisi", "Kâr ve Zarar Sistemi", "Serbest Girişim Düzeni" gibi daha açıklayıcı isimler adı altında ele alınıyor. Mülkiyet, fiyatın oluştuğu pazar rekabet, faizli ya da faizsiz finans sistemi ve işbölümü gibi konular Ekonomi biliminin temellerini oluşturur. Mülkiyet hakkının tanınmadığı bir ekonomik yapının uzun süre ayakta kalması mümkün değildir. Mülkiyet ve rekabetin tarihi insanla başlar. Mülkiyet hakkının olmadığı bir toplumda rekabet olmaz. Yarışmanın olmadığı bir toplumda da ekonomik, toplumsal ve kültürel alanda gelişme olmaz. Kutsal Kitaplar yüzyılların içinden süzülüp gelen bütün ekonomik kurum ve kuruluşların olduğu kadar evrensel ahlak ilkelerinin de ana kaynağını oluşturur. Bir toplumun ekonomik gücü herşeyden önce üretmenin coşkusunu duyan insandan kaynaklanır. Bu yüzden, Kutsal Gelenek'te üreten insan özendirilmekle kalmaz, örnek olarak da gösterilir. Dünyada bireyler iyilik ararlarsa, iyilik bulurlar ve Ahiret'de de Cennet'e kavuşurlar. Aynı toplumda bireyler kötülük ararlarsa da kötülük bulurlar ve ölümden sonraki hayatta da Cehennem'e atılırlar. Bu bağlamda Aşkın kültürün Ekonomi'yle çatışması sözkonusu değildir. Ekonomi'nin düşmanı dünyayı Ahiret'in işyeri olarak gören dinler değil, katı rasyonalizm ve tartışmaya kapalı seküler kültürdür. Batı'da ahlakın ekonomiyle ilişkisine Max Weber büyük önem verdi. Marx toplumun sosyal ve siyasal yapılanmasında "tek belirleyici üretim biçimidir" derken, Weber ekonomik gelişmenin dinamiklerini kavramak için "Protestan Ahlakı"nın iyi analiz edilmesinin üstünde durdu. Ekonomi üretim araçlarıyla yürütülen çok boyutlu bir eylemdir. Amacın açıkça ortaya konulmadığı bir ortamda, aracın amaca dönüşmesini kimse önleyemez. Sezai Karakoç "Ekonomi, toplum varlığının temel sebebi değil, görüntülerinden biridir. Temel faktör insandır" diyerek, Ekonomi'yle Ahlak ilişkisine evrensel bir bakış açısı kazandırır.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |