|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Kuklayı değil, kuklacıyı hedef al, diyenlerin sözüne ben de katılıyorum. Ortada oynanan oyunu beğenmeyen beğenebileceği oyunu seyretmek istiyorsa kuklalara laf atmaktan vaz geçmeli; kuklanın ve kuklaların iplerini elinde tutan kuklacıyı hedef almalıdır. Fakat bunu yapmak söylemek kadar kolay değil. Çünkü kuklaları oynatan kuklacının kendisi her zaman seyircinin gözünün önünde bulunmuyor. Kimi zaman kuklacı diye görünenlere laf atmaya kalkışıldığında garip durumlarla karşılaşmak da mukadder: sizin kuklacı sandığınız kimse, bir de bakıyorsunuz, başka bir kuklacının kuklası olarak karşınıza çıkıyor! Gizli anayasaların, gizli yöneticilerin varlığından bahsedilen bir ülkede, ortada görünen kuklacıların da bir kuklacısının bulunduğuna inanmak doğal görünüyor. Görünen kuklacıya hitap etmek ve ona muhatap olmak kolaydır. Ama görünmeyen bir kuklacıya ne hitap edebilirsiniz, ne de ona muhatap olabilirsiniz. Bu durumdaki seyircinin kendine kalan tek seçeneği içine sindiremese bile parasını ödeyip duhul ettiği tiyatro salonunu terk etmek olacaktır. Kuklalara ateş etmek boşunadır. Görünen kuklacıya bağırıp çağırmak da boşunadır. Size görünmeyen bir kuklacıya ne diyebilirsiniz ve onu nasıl yola getirebilirsiniz? Aslında sizi tuzağına düşürmüş olan o görünmeyen kuklacının kendisidir. Kendinize düşen tek seçeneği, tiyatro salonunu terk etmeyi düşündüğünüzde de, görünmeyen kuklacının sesi bir yerlerden işitiliyor ve diyor ki: "Yoo, o kadar kolay değil, buraya girmek senin elinde, ama dışarıya çıkmak benim müsaademe bağlı." Böylece ne dışarıya çıkabiliyorsunuz, ne içerde rahat edebiliyorsunuz. Ve ne de içinde yaşamaya mecbur bırakıldığınız ortamı değiştirebilecek imkânla donatılmışsınız! Dışarıya kuklacı gibi görünmekle birlikte gerçek kuklacının kuklası olan kuklacılar acaba bu durumdan memnun mudurlar? Bence böyle bir soru yersizdir. Çünkü kukla olmaya teşne olan, sonra da asıl kuklacının kuklası olarak sahneye çıkmış olan bir kukla, elbette kukla olduğunu bilir. Çünkü buradaki kukla/kuklacı ilişkisi farklı bir düzlemde cereyan etmektedir: sahnedeki kuklaların ipini tutan sahte kuklacı yalnızca bir kuklacı rolünü oynadığını elbette bilmektedir. Ve daha ilginci kendisinin görünmeyen kuklacının görünmeyen kuklası olduğunun farkındadır. Ve de kukla olanın kendine mahsus bir iradesi olamayacağının, bir kuklanın iradesinin kuklacıya bağlı bulunduğunun fena halde bilincindedir. İyi de, böyle kuklacı gibi görünüp de kukla olarak ortaya çıkmaya insanlık haysiyeti elverişli midir, diye sorarsanız, bu sorunun cevabı benim dağarcığımda mevcut değildir. Bulabilirseniz, bu soruyu, kuklacı rolündeki kuklaya sormalısınız.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |