T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
Demek ki bir insan böyle efsaneleşiyor

YSK'nın Cuma günü verdiği tarihi(!) kararda içinde 4 önemli şahsiyetin de bulunduğu 60 civarında adayın seçimlere katılması engellendi, ancak en büyük tepki Tayyip Bey konusunda yaşandı ve hâlâ da yaşanıyor.

Her gazetecinin olduğu gibi benim de hemen her siyasi partiye mensup dostlarım ve arkadaşlarım var. Bundan 20 gün kadar önceydi Tayyip Bey'i sürekli eleştiren bir gazeteci dostumla konuşurken hiç beklemediğim bir tepki vermişti. Tayyip Bey'in seçilmesinin önünde var sayılan yasal engeller kalktıkça birilerinin onu yasaklamaya çalışması karşısında, "Eğer Tayyip Bey'in seçilmesine engel olurlarsa inadına ben de oyumu Tayyip Bey'e vereceğim" demişti.

YSK kararı açıklandıktan sonra İstanbul esnafıyla görüştüm. Tepki gazeteci dostumun tepkisinin katmerlenmiş dozajındaydı. Hatta esnafın biri, "siyasetçilere kızdığım için oy vermemeyi düşünmüş ve seçmen listelerine bile bakmamıştım, ama şimdi takip edeceğim ve gidip inadına AK Parti'ye oy vereceğim" diyordu..

Çünkü verilen karar millet vicdanında makes bulmamıştı. Hatta karar verilmeden önce "Kamuoyunda Tayyip Bey'in zorlanarak yasaklanacağı yolunda yaygın bir kanaat vardı."(Ş.Süter, 19.09.02, Akşam)

Mahkemenin yargısı, toplumsal yargıyla buluşmayınca, toplum kendi yargısını tercih etmiş ve o istikamette tepki vermiştir/vermektedir.

Nihayet verilen bu karar Güngör Mengi'nin de temas ettiği gibi (19.09.02, Milliyet) demokrasiye gölge düşürüldüğü kanaatini pekiştirdiği için 3 Kasım seçimlerini, demokrasiye düşen gölgeyi aklama referandumuna dönüştürecektir/dönüştürmüştür.

Yine Can Dündar'ın karardan iki gün önce yazdığı gibi, "Bel altı beyanlar, hukuki tuzaklar, nafile yasaklar Tayyip'i durduramayacak; tersine güçlendirip efsaneleştirecektir."

Öyle de olmuş, seçmen AK Parti'ye doğru adeta itilmiştir.

Aslında bu gelişmeler her ne kadar Tayyip Bey'in yasaklanmasına müncer olmuşsa da öte yandan AK Parti'yi biraz daha büyütmüştür.

Ayrıca bu karar Tayyip Bey hakkında kimi eski dostlarının, başbakan olmak amacıyla bir yerlerle tavizler vererek anlaştığı kanaatlerini de ortadan kaldırdığı için bir nevi aklanmasını beraberinde getirmiştir.

Hepsi bir yana bütün anketlerin ortaklaşa olarak en büyük, dolayısıyla iktidara en yakın gösterdikleri bir partinin genel başkanına, ilgili kanunun farklı yorumlanması sebebiyle ve hakimler heyetinin bir oy farkıyla yasak getirilmesi tarihe geçecek bir karardır.

Kopenhag Kriterleri bağlamında düşünce ve düşünceyi ifade özgürlüğünü genişletmek amacıyla Tayyip Bey'in mahkum edildiği ceza kanununun 312/2 maddesinde TBMM bir değişiklik yapmış ve mahkumiyete neden olan eylem suç olmaktan çıkmıştır. Dolayısıyla ortada bir mahkumiyet kalmamış ve gerek Anayasa'nın 76. maddesinin gerekse seçim kanunundaki yeterlilikle ilgili f/3 bendinin kapsamından da çıkmış, seçilmesine hiçbir engel kalmamıştır. Ama birileri kaldığını iddia etmiş ve mahkumiyetin devamına karar vererek yasaklayıcı kararlar almıştır.

Tayyip Bey'in mahkum edildiği 312/2 maddesi iki farklı biçimde yorumlanmıştır. Bu farkın ortadan kalkması için yargıçların yapması gereken yasanın çıkış amacına uygun karar vermesidir. Bizim genel hukuk derslerinden aklımızda kaldığı kadarıyla, farklı yorumlar ortaya çıktığında ya da yargıç kanunu uygulamada tereddüt ettiğinde, emsal kararlara, içtihatlara bakar. Orada da bir neticeye varamazsa kanun koyucunun maksadını öğrenmek için TBMM tutanaklarına bakar, gerek komisyonda gerekse genel kurulda bu madde görüşülürken neler konuşulmuş onları inceler ve karar verir. İşte bu konuda yasayı koyan ekibin o dönemde başında bulunan Adalet eski Bakanı Hikmet Sami Türk, sarahatle açıklamıştır ki bu kanun Tayyip Bey ve benzerlerinin önündeki engelleri kaldırmak için çıkarılmıştır ve Tayyip Bey'in önünde hukuki bir engel yoktur. Bu kanunu AB istediği için onlara karşı da zor durumda kalacağımızı da ilave etmiştir.

Ben AB'ye gitmeden bu karar ile hukukumuzun bir kez daha kamu vicdanında zor durumda kaldığının altını çizmek istiyorum. Onun için de yasaları demokratikleştirmeden önce beyinlerin demokrasiyi sindirmesi gerektiğini düşünüyorum. Aslında demokratikleşme kafalarımızda tamamlanmış olsaydı bu mahkumiyet zaten gelmeyecekti, bir şekilde gelmiş olsa da değişiklikten sonra düzelecekti.

Ama bizim eksikliğimiz demokrat anlayış olduğu için devletimizi hukuk devleti olmaktan çıkarıp polis devleti yapmanın sorumluluğunu hep birlikte taşıyoruz.

En büyük sorumluluğu da Meclis'te grubu bulunan siyasi partiler taşıyor. İnanıyorum ki, siyasi partilerin tamamı bu konuda ortak demokratik bir tavır koymuş olsalardı bu tür sonuçlar çıkmazdı. Bu merhaleden sonra parti yetkililerinin üzüntülerini beyan etmeleri timsahın gözyaşlarıdır. Anayasa'nın 76. maddesindeki gerekli değişiklik Meclis Genel Kurulu'na geldiğinde gerekeni yapmayanların bugünkü üzüntü beyanları inandırıcı olmaktan çok uzaktır. Rakipleri hukuk zorlanarak safdışı bırakılırken ellerini oğuşturanların bugünkü tavırları asla inandırıcı değildir ve en az bu kararı verenler kadar hatta onlardan daha fazla sorumludurlar.


22 Eylül 2002
Pazar
 
Resul Tosun
RESUL TOSUN


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED